
Bazen sabah uyanırsın ama güne başlamaya gücün yoktur.
Her şey yolunda gibi görünür ama içinde tarif edemediğin bir ağırlık vardır.
Kimseye anlatmak istemezsin, çünkü “anlaşılmayacağını” hissedersin.
İşte tam bu noktada insan kendine şu soruyu sorar:
“Neden bazı insanlar hayata daha kolay tutunurken, ben daha zorlanıyorum?”
Bu bir zayıflık meselesi değil.
Çoğu zaman bu, insanın nasıl hissettiği, nasıl düşündüğü ve neleri içinde tuttuğuyla ilgilidir.
İçine Atılan Duygular
Bazı insanlar üzülmeyi, kızmayı ya da kırılmayı dışarıdan belli etmez.
Güçlü görünür, idare eder, susar.
Ama duygular kaybolmaz; sadece içeriye doğru birikir.
Zamanla insan, fark etmeden kendine yüklenmeye başlar.
Ve bu yük, insanı yavaş yavaş yorar.
Kontrol Duygusunun Kaybolması
Hayatta ne yaparsan yap, bir şeylerin değişmediğini hissettiğinde
umut azalır.
“Benim elimde değil” düşüncesi yerleşir.
Destek görmemek, yalnız kalmak, sürekli mücadele etmek…
Bunların hepsi insanın iç dünyasında derin bir yorgunluk bırakır.
Bazı İnsanlar Daha Hassas Taşır
Herkes aynı şeyleri aynı şekilde taşımaz.
Bazı insanlar daha derin hisseder, daha çok düşünür.
Bu da onları hayata karşı daha duyarlı yapar.
Bu hassasiyet bazen bir yük gibi hissedilir
ama aynı zamanda empatiyi, anlayışı ve derinliği de beraberinde getirir.
Kendinle Kurduğun İlişki
İnsan kendini yeterince değerli hissetmediğinde,
kendiyle bağlantısı zayıfladığında
hayat daha ağır gelir.
Burada mesele başarı ya da dışarıdan mutlu görünmek değildir.
Mesele, insanın kendine nasıl baktığıdır.
Depresyona daha eğilimli olmak, eksik olmak değildir.
Çoğu zaman bu insanlar daha çok hisseden, daha çok taşıyan insanlardır.
Ve bazen tek ihtiyaç,
kendine biraz daha anlayışla bakabilmektir.
Serap Bingöl
Velhasılıkelam Evrensel bakış