Kendi Pencerenin Ötesine Bakmak

Adalet arayışından aldığımız o aynı “dengeyi bulma” sancısını, aslında “empati” konusu üzerinden de çok net okuyabiliriz. Tıpkı adalet gibi, empati de sanki hepimizde doğuştan var olan ama kullandıkça körelen ya da parlayan bir kas gibi.

Düşünsenize, birine “seni anlıyorum” dediğimizde aslında ne yapıyoruz? Kendi dünyamızın dışına çıkıp, başka birinin hayatındaki o tozlu, karanlık ya da çok parlak yollarda kısa bir yürüyüşe çıkıyoruz. Ama bu o kadar kolay bir şey değil; çünkü çoğu zaman kendi gözlüklerimizi çıkarmaya korkuyoruz. Kendi doğrularımız, kendi yaşadıklarımız, kendi “haklılıklarımız” o kadar konforlu ki, onları bir kenara bırakıp başkasının “doğrusuna” bakmak bize sanki kendi kimliğimizden bir parçayı feda ediyormuşuz gibi hissettiriyor.

İşin samimi yanı şu: Empati kurmak, karşıdakiyle her konuda hemfikir olmak demek değildir. Birinin neden o kadar öfkeli olduğunu, neden o hatayı yaptığını ya da neden o kararı aldığını anlamaya çalışmak; onun geçtiği yolları, onun içindeki fırtınaları görebilme çabasıdır. Tıpkı adalet gibi, empati de sadece başkasına değil, en çok da kendimize karşı dürüst olmayı gerektiriyor. Kendi hatalarımızı, kendi zayıflıklarımızı görmeden başkasının zayıflığına şefkatle yaklaşmak mümkün değil.

Hani derler ya “insan insanın aynasıdır” diye; aslında birine baktığımızda gördüğümüz, o insanın kendi aynasında yansıyan bizim kendi hallerimizdir. Biri bize haksızlık yaptığında ona öfkeleniriz, ama acaba biz hiç fark etmeden bir başkasının gönlünü kırdık mı? Birinin başarısını kıskandığımızda, aslında kendi içimizdeki o gizli “yetersizlik” korkusuyla yüzleşiyor olabilir miyiz?

Tıpkı adalet terazisi gibi, empati köprüsü de ancak iki taraflı kurulduğunda bir yere varıyor. Tek taraflı, sadece “ben anlıyorum” diyen ama aslında kendi kibrinden taviz vermeyen bir empati, sadece bir oyun gibi kalıyor. Gerçek olan ise; karşıdakinin acısını, sevincini ya da öfkesini, sanki kendi hikayemizin bir parçasıymış gibi içimizde hissedebilmek.

Ne dersiniz; adalet, dışarıdaki düzeni sağlamak için verdiğimiz o büyük savaşsa, empati de o savaşın yaralarını saran, insanı insan yapan o ince nezaket değil mi? Belki de dünya üzerindeki bütün anlaşmazlıkların ilacı; bir an için olsun, kendi “haklılık” zırhımızı çıkarıp karşıdakinin hikayesine kendi hikayemizmiş gibi dokunabilmektir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir