İnsan bazen gidemez… Sadece sevdiği için değil, kırıldığı için gidemez.
Sadece sevgiden gitmez insan, sadece sevdiği için, sevildiği için kalmaz. Kırıldığı için kalır. Çünkü kırılınca, gidecek kolun, kanadın da kırılır. Önce iyileşmeyi beklersin. Yara aldığın yerden iyileşmeyi, yaralayanın iyileştirmesini beklersin.
İnsan, sadece sevdiği için gitmez, gidemez daha doğrusu. İncindiği için kalır. Çünkü sevdiğinden, açılan yaralar, sözün yarası, gönül yarası, dil yarası…
Ama en çok da adaletsizliğin yarası…!
İşte en çok da bundan gidemez insan. Yaşadığı hayal kırıklıkları, yaşadığı haksızlıklar, yaşadığı en güzel günlerin, en mutlu anların üzerine düşen gölgeler…
Hepsi bir kez daha düzelecekmiş gibi görünür gözünde.
Hepsi eskisi gibi olacakmış gibi umut verir yüreğine..
Belki bu bir inkarcılıktır, belki kabul edememezliktir.
Ama o inanç, o sessiz umut, hep iyileşeceğine inandığı için gidemez insan..
Hâlâ kalır, hâlâ bekler, hâlâ dener..
İnsan bazen kalır çünkü kırılmak, sevgi kadar gerçektir.
Ve insan bazen giderken bile kalır, çünkü yüreği iyileşmeyi, hataların farkını, adaletsizliğin gölgesinin silinmesini bekler..
İşte o bekleyiş, hem ağır, hem zariftir..
Hem sessiz bir çığlık, hem bir umut kırıntısıdır.
Gidebilmek için bazen sevgi yetmez; kalabilmek için bazen kırıklık, adalet ve umut birleşir…
Ve insan, tam da bu yüzden, çoğu zaman gitmez. Hâlâ sevdiği için değil; hâlâ kırıldığı için…!
Velhasılıkelam Evrensel bakış