
Bir Sarnıçta Dönen Sema, İçimde Uyanan Hafıza
Binbirdirek Sarnıcı’na girdiğimde ilk hissettiğim şey serinlik değildi; sessizlikti. Taşların taşıdığı o ağır ama sakin sessizlik. Sanki orası bir mekân değil de, zamanın bir yerinde durmuş bir hafıza gibiydi. Işık loştu, sesler yavaş. Ve sonra sema başladı. Dönen bedenlere bakarken bir gösteri izlediğimi hissetmedim. Daha çok, yüzyıllardır süren bir hatırlayışın içindeydim. Taşın, suyun, nefesin ve dönüşün aynı anda konuştuğu bir dil vardı orada. Kimse kimseye bir şey anlatmıyordu ama herkes bir şey hissediyordu. Sema o an bana şunu düşündürdü: Bu topraklar ne kadar çok şey taşıyor ve biz ne kadar azını fark ediyoruz.
Anadolu sadece bir coğrafya değil; birbirine karışmış dillerin, inançların, ritüellerin ve hayat biçimlerinin hafızası. Mevlânâ’nın çağrısı, birleştiren bir dil. Sarnıçlar, binlerce yılın suyunu ve sessizliğini taşıyan yapılar. Aynı toprakta yan yana durmuş kiliseler, camiler, sinagoglar… Aynı sofrada paylaşılan ekmekler, aynı acılarda tutulan yaslar. Biz aslında çok zenginiz. Ama bu zenginliği çoğu zaman ya turistik bir süs gibi görüyoruz ya da fark etmeden üzerinden geçip gidiyoruz. O sarnıçta dönen sema bana şunu hatırlattı: Bu topraklar ayrışarak değil, yan yana durarak çoğalmış; birbirini yok ederek değil, birbirine değerek derinleşmiş.
Bugünse garip bir yoksunluk hissi dolaşıyor içimizde. Kökü olmayan bir acele, bağlamından kopmuş bir hız. Her şeyi sadeleştirdik ama kendimizi karmaşık bir boşluğun içinde bulduk. Belki de mesele zenginliğimizi kaybetmemiz değil, hatırlamayı bırakmamız. Çünkü hafıza sadece geçmişte olan biten şeyler değildir; insanın nereden geldiğini bilmesidir, neyin içinden süzülerek bugüne vardığını hissetmesidir. O akşam Binbirdirek Sarnıcı’nda dönen sema bana şunu söyledi: Biz sandığımızdan çok daha derin bir hikâyenin içindeyiz ve bu hikâye hâlâ nefes alıyor. Belki de yapmamız gereken tek şey biraz yavaşlamak, biraz susmak ve bu toprakların bize fısıldadıklarını yeniden duymaya çalışmak. Peki biz, böylesine zengin bir hafızanın üstünde yaşarken, neden kendimizi bu kadar eksik hissediyoruz?






Velhasılıkelam Evrensel bakış