TANRI VE İNSAN

İnsan varlık olarak dış bedeni ile kendini gösterirken ve var oluşunu tamamen afaki varlığı ile ifade etmeye çalışırken, aslı nerededir? Tanrı (Yani Allah, El-İlah, Yaratıcı, Tengri) bilinmek istedi. Tanrı’nın bilinme muradı, talebi insanda karşılık bulmalıdır. İnsan bilme arzusu ile varlığını şereflendirebilir. Tanrı’yı bilmek, salt bir biçimde sadece onu anlamaya çalışmaktan da geçebilir ki, bu bir aşamadır. İnsan yaratılanı bilme ve daimî çevreyi, nebatı, hayvanatı görüneni ve görünmeyeni, duygu alemini, fikir alemini bilmeyi arzuladığından aslında yolun başında sayılır. Bu başında olduğu yol henüz akli olandır. Arzu, insan talebenin ilk dürtülerinden. Can çekmesi, candan gelen ve daha fazlasının olduğunu hisseden kalpten ise, can kavuşması talebi doğar. Buda bir vakit elbet gelir, eğer samimi ve benliksiz ise. Velhasıl, insan bilme arzusu ile başlar, bu bilme yeter ise arzuları onu bilir kişi yapar ve egosunun etrafında daha da kuvvetli bir zırh oluşturur. Egosuz bilme ise bildikçe bilme arzusundan doğan kaynağa kavuşma aşkı doğuracağı için, canda kavuşma hasreti vuslatı, vuslatı hasreti doğurur derken, insan ins-an olma yoluna adım atmış olur. Nitekim ins-an ise bilme, yani bildirilme ile şereflendirilmiş bir yaratılmış olarak, ömür boyu bu şekilden ibaret alemde talebedir, yolcudur, görevlidir, sorumluluk sahibi ve özgürdür. Neden sorumluluk sahibidir; artık biliyordur. Neden özgürdür; artık bildiği ile bir bütün olarak, kendi tabiatına aykırı olmayacak şekilde, bildiği kadarı ile eylemlerini açığa çıkarabilir. Tamamen yaratan ile yaratıcı arasındaki bağ ile sınırlıdır. Bunu keşfeden nice İNS-AN’lar anlatmışlar, perdeli bir şekilde zahirin huzurunu ve toplumun düzenini bozmayacak biçimde ifade etmişlerdir. 1000 sene önce de, 500 sene önce de, 100 sene önce de bu güzel insanlara uleması, kadısı, müftüsü karşı çıkmıştır ki, yine çıkacaklardır. Fakat kervan göğedir, yerden kim sorsun bizi… Niceleri göçtü, Muhyiddin İbnü’l Arabi, Hallac-ı Mansur, Nesimi, Bestami, Mevlâna, Hayyam, Neyzen (Aykırı suret ile 😊), Pir Muhammet, Dedeler, Kamlar, Bilgeler, Aymışlar hep aydınlığa sevk etmiş. Herkesin içinde sadece gönül ile dinleyenin anlayacağı, bilme aşkına düşmüşleri ile, bir çoğalmış bir azalmışlar. Geriye kalanlara selam olsun, elbet bitmediler. 

Çok sevdiğim ve üzerine tefekkür ettiğim bir cümle; “Leibniz diyor ki: Tanrı günah işleyen bir Adem yaratmadı. Günah işleyecek bir âdem yaratmış değil. Adem’i yarattı ama Adem’in içinde günah işleyeceği bir dünyayı da yarattı. “Bu cümle içimizde kötülüğünde olduğunu ama tercihin bize ait olduğunu gösteren bir tahlil cümlesidir. Semavi dinlerin, indiği zaman dilimlerine uygun hükümlerinden yada semavi dinlerden önceki öğretilerin o zamana uygun ritüellerinden bahis etmiyorum. Bunlar yoldur. Muhyiddin İbnü’l Arabi der ki;  “Yollar çoktur fakat gövde tek “ İfade etmeye çalıştığım ana fikir, kötülüğe kılıf aramak yerine, kötülüklerimizle yüzleşmeye çalışmamızın kurtuluş gerekliliğimiz olması. Kimse Şeytana uydum ya da Allah böyle istemiş demek ki diye kendinden kaçmamalı. Kendimize dürüst olmalıyız ki yaratana da dürüst olalım.

İnsan denilen yaratılmış Tanrı’yı ritüellerine saklayıp put etti. Buda ona giden arı duru yolun sevgiden geçtiğini unutturdu. Çünkü yaratılmışı sevmek ağır geliyor. Dürüst olmak bizlere ağır geliyor. Erdemler ve erdemli olmak para etmiyor. Doğru, zor zamanın evlatlarıyız. İşimiz zor. Fakat demek ki bu zaman dilimine en uygun olanlar bizlerdik ki, Tanrı bizi bu zamanda var etti.

Sürç-ü lisan ettiysem affedin.

Sevgiyle kalın , Hoş kalın.

hakkında Umay TATAR

Umay TATAR
1988 yılında İstanbul’da doğdum. Sakarya Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu mezunuyum. Uzun yıllar profesyonel spor yaptım. Sahada öğrendiklerim, bana sadece fiziksel değil, zihinsel bir dayanıklılık da kazandırdı. Bu dayanıklılık zamanla farklı alanlara olan ilgimi derinleştirdi. Sivil toplum kuruluşlarında aktif görevler aldım; özellikle gençlik, eğitim ve toplumsal dayanışma alanlarında mücadele etmeye çalıştım. Hayatım boyunca sadece bireysel değil, toplumsal sorumluluklar taşıyarak yürümeyi önemsiyorum. Felsefeye, tarihe, toplumsal olaylara ve politikaya yoğun bir ilgim var. Okumak, düşünmek ve sorgulamak benim için hem bir ihtiyaç hem de bir yolculuk. Yazılarımda zaman zaman bu ilgi alanlarımı harmanlıyor, geçmiş ile bugünü, birey ile toplumu, inanç ile aklı aynı metin içinde konuşturuyorum. Sosyal medya üzerinden yazılarımı ve fikirlerimi paylaşıyorum. Bazen mizah, bazen isyan, bazen de içsel bir arayışla… Ama hep samimiyetle ve “birlikte düşünmek” amacıyla. Hayatın bana kattıklarını, biriktirdiklerimi ve mücadele ettiklerimi paylaşmak için buradayım.

Ayrıca Kontrol Et

Yaşlısın sen, sokakta kal…

  İstanbul’dan dün gece döndüm… Orada yaptığımız görüşmelerden umutla ayrılmıştım. Bir ulusal kanalda hazırladığımız haber …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir