Güneş ve ay, gece ve gündüz aralarında bir bağ yoktur. Çünkü aynıdır. Zahiri alemde gördüğümüz, tanık olduğumuz gece-gündüz /günes-ay, kendi alemimizde de mevcut. Bu ayrılmayan, fakat ayrı görünen güzellik, mikrokosmozda her An yaşanıyor, anlayamasakta. Makrokosmozda baştaki göz ile gördüğümüzü içinmizde de yaşıyoruz. Bu gökyüzü olayları iç alemimizde, yani içimizde ki gök’ün dışavurumu. Dış yada iç ayrı degil fakat anlatımda teleffuz mecburiyetleri mevcut . Gök ve yer insanın ebeveyni gibidir. Tıpkı gece- gündüz, günes-ay gibi. Bunu idrak Onun sonsuz zenginliginden bir damla olması ile birlikte muazzam bir lutuftur. Yaşanan her oluşat gerçektir, fakat rüya alemi olan dünyada perdelidir. İnsan et ve kemikten olmadığını sindirip yuttuğu an, perdeler şeffaflaşır ya da kalkar. Çıplak görünür. Ki bu çıplaklık baş ister, kalp ister, yürek ister. Ödünç kullandığımızı rahmetinden ister. Bilinir ki istemesi rahmetindendir yoksa zaten Onun ve alır.
Anlamlar içinde sayısız anlam barındırır. Misal yıldızlar, An içinde ayetler, ayetler oldu An içinde hücreler. Bir An içinde yıldızlar oldu mazharlar ( ki bunlar övülmüşlerdir) muhakkak ki devamı var ve sonsuz devamlılık içindedir. Güneş ve ayın ünsiyeti bir madalyonun iki yüzü gibidir. Güneş olmadan ay, ay olmadan güneş olamaz. Bunlardan biri ālī diğeri muhammedi nurdur . Ateş ve su gibi, gök ve yer gibi, gece ve gündüz gibi. Güneş her yeri aydınlatır, her şey onun hasebiyle riziklanir. Çiçeği toprağı böceği hayvanı. Fakat ayı sadece karanlıkta (Hu) oturup bakan görür. Gece kalan aydan rizki ni alır. Şimdi gece ile ayı mi, gece ile gündüzü mü, güneş ile ayı mi ayiracaklar. Ayıramazlar !
Velhasılıkelam Evrensel bakış