KALIPLARINIZDAN ÇIKIN !

Bu dünya insanın insanca yaşayabileceği bir sistemin dışında, her türlü sistemi yaşadığımız bir hale dönüştü. Hızlandırılmış şekilde buna maruz kalıyoruz. Ve tüm bu oluşumlar yeni bir dünya hazırladı. Kimi buna, yeni dünya düzeni diyor, kimi frekans değişti diyor, kimi dünyanın yörüngesine bağlıyor, kimi de ahir zaman diyor. Kişilerin kendilerince tanımladıkları kavramlar zamanla kavram kavgalarına dönüştü. Farklılıklarını zenginlik olarak görmek ve kabullenmek yerine, düşmanlık ve nefret tohumları ekerek, aslında kimsenin mutlu olmadığı bu dünyayı, insanoğlu dünden bugüne kendi var etti. Şimdi ise şikayet ediyoruz. Yeni bir varoluş şart ve bu varoluş bu sefer büyük bir sıkışmanın sonucunda olacak. Beyinlerimizin kapasitesini, ruhumuzun asıl gücünü ve kalplerimizin insanlık kuyusunu, son gücümüze kadar, daha iyisine adamamız gerekecek. Ki bu her zaman lazımdı. Fakat bunun yerine kavramlara takılarak, kavram tartışmalarında boğulduk gittik. Kendi fikirlerimizle diğer fikirler çarpıştı. Halbuki kendi fikirlerimiz bile kendimize ait değildi çoğu zaman. Yönlendirildik, algı yönetimine teslim olduk, özgün ve marjinal olamadık. Farklı olmak yasak , günah ya da ayıp adını aldı. Siyasal ideolojilerin kime, ne faydası var, bunu gözlemlemedik. Sadece ideolojileri anlatan insanların, kendi dönemlerinde ki kısa vadeli rahatlamalara bakarak, ideoloji taraftarı olduk. Bizim en temelde unutmamamız gereken tek bir şey vardı. Oda insanlık…
Bugün bu ülke de, yani Türkiye Cumhuriyeti’nde, Türk’üm demek faşistlik oldu. Türk’üm ya da Türkçüyüm demek aşağılık geliyor. E biz  “ Ne mutlu Türk’üm diyene “ diyerek bağırıyorduk. Çok değil 100 sene olmadı henüz. Bizim ülkemiz, sahte hocaların, din tacirlerinin, milliyetçilik demogojistlerinin, Avrupa deyince ağzının suyu akanların, arap sevicilerinin birbirleri ile yarıştıkları bir toprak bütünü oldu. Her şey olduk, hiçbir şey olmak zorumuza gitmedi ama Türk olmak zorumuza gitti. Garip değil mi? Biz Rusya gibi Afganlara zulüm etmedik, biz İngilizler gibi Afrika bölgesinin, insanını, hayvanını, madenini , doğasını katletmedik, biz Amerika gibi kendi vatandaşımızı, pilot bölge gibi kullanıp, denek muamelesi yapmadık, biz German’lar gibi büyük bir soykırım yapmadık. Biz tüm bunları sindirdik de, bi Türk mü olamadık? Konuşurken mangalda kül bırakmayan adamlar, araplar tarlalarını, bağlarını, evlerini satın almak isteyince, 3-5 daha fazladan paraya , mallarını peşkeş çekmeyi ne zaman sindirdiler.
Fakirlik ve sefalet aynı şey değildir. Fakir bir ülkeydik kurulurken ama sefil değildik. Ağızda tevekkül edip, parayı görünce satan insanlara dönüştük. Oğuz Kağan Türklük duasında şöyle bir dua eder  “ Namussuz tek bir Türk yaratacağına, dünyayı yık daha iyi! Ne kadar korkak Türk varsa helak et “ Bizim bugün namusumuz sadece kadın, yazık bize ki sadece kadın. Güldü mü, giydi mi uğraşırken dünya bizi yerin dibine soktu. Türk kadınları, Nursultan Nazarbayev’inde dediği gibi, erkeklerle yan yana at sürdü, savaştı, koştu ve yaşadı. Arap seviciler gibi, kadınlara köle muamelesi değil, doğanın harikası gibi davrandılar . Çünkü kadın, yaratıcının kendi yaratma kuvvesinin, bu alemde açığa çıkmasına vesile olan bir yaratımdır. 
Bugün bu ülke de, illa bir şeyci olacaksın. Pardon, daha doğrusu birini seviyorsan diğerini sevemezsin. Hep bir bölücülük. Bölünmek sadece toprak bütünlüğünü kaybetmek değildir ki, toprak bütünlüğünü bölmek için, önce kitleleri keskin sınırlar içine hapsetmen gerekir. Bence baya başarılı oldular. Atatürk’ü seviyorsan Abdülhamit’i sevemezsin. Dindarsan özgürlük isteyemezsin. Ateist isen vatanını sevemezsin. daha o kadar çok yazabilirim ki. Hayır bunlar kalıp, bunlar seni belirli bir fikre hapsetme baskısı. İşte bu fikir savaşına direnip, galip gelmelisin. Damarlarında ki asil kanın uyanması için düşün, dışlama, sev ve uyan artık. Orta Asya toprağım, Osmanlı senin-benim namın, şanın, Atatürk ise öldürdüklerini sandıkları Türk şuurunun balyoz gibi inmesidir. Hepsi senin sahip çık artık kendine , iyisi ile kötüsü ile sahip çık, aynı hataları yapmadan ki yapamazsın, farklısı yapacaksın. Çünkü; aynı zamanda yaşamıyorsun. 

hakkında Umay TATAR

Umay TATAR
Türk - Tevhid Türk ; Türe, Töre, Türük, Türemek, yaratılan gibi köken anlamları varken, Tevhit, birlemek, bir etmek demek. Kesretle Vahdetin birleşimi ya da devinimli olarak, her daim var oluşu gibi... Yaratılan mahlukatın, insan olup (adam-adem) çoğalması, yayılması. Bu hiçbir kitapta yazmıyor, bir kitapta yazdığını görmedim henüz :) Bu hal ancak İnsan olmaktan geçiyor ki , yazılı kuralları yok . Yani bazı şeyler okuyarak değil, yaşanarak, deneyimlenerek öğreniliyor. Deneyimlemekten korkmak ise, orada hala, ikisinden birini tercih eden bir ben( kabuk ego) olması demek. Biri olmayıp, hepsi olmak için hiç, hiç olmak için ise, yaşama (hayata, akışa) teslim olmak gerekir . Akılda, bu yolda, daha önceki deneyimleri süzerek yolu genişletir. Eğer tek akla (Yaratana) biat varsa... Yani yaratılan önce teslim olur , sonra yolunda yollanır, sonra yolda yok olur, kendi de, sonra yol olur, sonra hem yol olur hem yolcu, en sonunda aslında hiçbir şey olmadığını bilen, büyük bir var oluşla var olur. Yoktur varlığı ile, vardır yokluğu ile. Artık hepsi birdir nede olsa...

Ayrıca Kontrol Et

DEĞERLERİMİZ

    Bizi biz yapan çok sayıda ortak değerlerimiz var. Her zaman yaşattığımız ve yaşatmak …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir