KAYBOLAN MASUMİYET, KAYBOLAN ÇOCUKLUK 

 

 

 

​Son günlerde ekranlarımıza düşen, içimizi yakan ve “Burası neresi? Biz ne ara bu hale geldik?” dedirten haberlerin sayısı korkutucu bir hızla artıyor. Eskiden okyanus ötesinden, çok uzak diyarlardan duyduğumuz “okul baskını” ve “otomatik silahlı saldırı” haberleri, artık kapı komşumuzun çocuğuyla, kendi mahallemizdeki okulla anılır oldu. Türkiye gibi aile bağlarının kutsal, çocukların ise “gelecek” olarak görüldüğü bir coğrafyada, akranlarını hedef alan çocuk figürü, toplumsal bir kabusun en somut halidir.

​Ülkemizde okul kavgaları, mahalle çekişmeleri her zaman vardı; ancak bu çatışmaların sınırı “delikanlılık” raconuna ya da çocukça bir hırsa dayanır, en fazla bir morlukla son bulurdu. Bugün ise karşımızda, sırt çantasında kitap yerine otomatik silah taşıyan, dijital dünyanın karanlık dehlizlerinde radikalleşmiş veya yalnızlaşmış bir gençlik profili var. 

 

Peki, bizi bu noktaya ne getirdi?

​Silaha Erişimin Kolaylaşması: İnternet üzerinden bir tıkla ulaşılan ruhsatsız silahlar, denetimsiz satılan mühimmatlar, evlerde korumasız bırakılan tüfekler… Silah, artık bir savunma aracı değil, bir “güç gösterisi” aksesuarına dönüştü.

 

​Dijital Yalnızlık ve Şiddet Kültürü: Sosyal medyadaki nefret söylemleri, şiddet içerikli oyunların gerçeklikle bağı koparan yapısı ve “anti-kahraman” yaratma merakı, zayıf karakterli gençleri birer canlı bombaya dönüştürüyor.

 

​Akran Zorbalığı ve İletişimsizlik: Okullarda görmezden gelinen psikolojik şiddet, dışlanma ve aile içindeki kopukluk, bir çocuğun içindeki öfkeyi sönmeyecek bir yangına çevirebiliyor.

​Çözüm Nerede?

​Bu gidişatı durdurmak sadece polisiyye önlemlerle mümkün değildir. Metal dedektörleri okulları koruyabilir ama çocukların zihnindeki şiddeti engelleyemez.

 

​Sıkı Denetim: Ruhsatsız silahlanmaya karşı sıfır tolerans politikası izlenmelidir.

 

​Psikolojik Destek: Okullardaki rehberlik servisleri sadece “not takibi” yapan yerler olmaktan çıkıp, çocukların ruhsal dünyasına dokunabilen merkezler haline getirilmelidir.

 

​Dijital Okuryazarlık: Ebeveynler, çocuklarının internette hangi karanlık forumlarda vakit geçirdiğini takip etmeli ve bu konuda bilinçlenmelidir.

 

Sosyal medyaya 18 yaş sınırı:Bu yaş sınırının altındaki kişilere sosyal medya ile ilgili giriş yasakları acilen uygulanmalıdır .

 

​Sonuç olarak; ülkemizde “böyle şeyler olmazdı” demeyi bırakıp, “bir daha olmaması için ne yapmalıyız?” sorusuna odaklanmalıyız. Eğer bugün çocukların elindeki o silahları alıp yerine yeniden umudu ve vicdanı koyamazsak, yarın ağlayacak bir geleceğimiz bile kalmayabilir. Çocuk katiller, aslında hepimizin ortak ihmalinin en acı meyvesidir.

hakkında Ali ERDİN

Ali ERDİN

Ayrıca Kontrol Et

PARAYA KARŞI EMEĞİN SAVAŞI

Bu akşamki maçta Trabzonspor ilk dakikadan itibaren mükemmel bir performans ortaya koydu.Hakederek alın terinin her …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir