50’nin yüzde 50’si kaç?

 

 

Hayır…

 

Size bir matematik sorusu sormuyorum.

 

Aslında hepimize aynı soruyu soruyorum.

 

“50’nin yüzde 50’si kaç?”

 

Bu sorunun cevabı sadece 25 değil.

 

Bu sorunun cevabı, aslında eğitim seviyemiz, düşünme becerimiz, sorgulama alışkanlığımız ve geleceğimizdir.

 

Gazeteci Mustafa Kılıç’ın programında izlediğim sokak röportajında vatandaşlara bu soru yöneltildi.

 

Verilen cevaplar ise düşündürmekten öte, insanı ürküttü. anladım ki mesele matematik değilmiş; mesele eğitimmiş, düşünmekmiş, vicdanmış…”

 

“50” diyen vardı…

 

“5” diyen vardı…

 

Soruyu tekrar edip cevap veremeyen vardı…

 

Ve en acısı…

 

“Allah bilir.” diyen bile oldu.

 

İçim burkuldu.

 

Çünkü mesele matematik değildi.

 

Mesele düşünmekti.

 

Mesele akıl yürütmekti.

 

Mesele, çocuklarımıza ezberletmek yerine düşünmeyi öğretebilmekti.

 

İşte tam da bu yüzden yazımın başlığı “50’nin Yüzde 50’si Kaç?”

 

Çünkü bazen küçücük bir soru, koskoca bir ülkenin fotoğrafını çekmeye yetiyor.

 

Düşündüren Üç Olay, Aynı Gerçeğin Aynası

 

Bazen peş peşe yaşanan üç olay, bir ülkenin fotoğrafını çekmeye yeter.

 

Bu hafta karşıma çıkan üç ayrı konu beni derinden düşündürdü.

 

Biri eğitimdi…

 

Biri sanata ve emeğe duyulan saygıydı…

 

Diğeri ise üzerinden 33 yıl geçmesine rağmen hâlâ yüreğimizi yakan Madımak’tı.

 

Aslında üçü de aynı gerçeği anlatıyordu.

 

Bir ülkenin en büyük zenginliği ne altınıdır ne de binaları…

 

En büyük zenginliği düşünebilen insanıdır.

 

Gelelim ikinci konuya…

 

“Kızılcık Şerbeti” dizisinin yapımcısı Faruk Turgut’un, yılların usta sanatçısı Aliye Uzunatağan hakkında yaptığı açıklamaları büyük bir üzüntüyle izledim.

 

Elbette her projede yollar ayrılabilir.

 

Bu hayatın olağan akışıdır.

 

Ancak ayrılıkların da bir üslubu, bir nezaketi olmalıdır.

 

Yıllarını sanata vermiş bir isim için kullanılan bazı ifadeleri doğrusu hiç yakıştıramadım.

 

Aliye Uzunatağan; İstanbul Şehir Tiyatroları’nın köklü geleneğinden gelen, hem Türk tiyatrosuna hem de televizyon dünyasına büyük emek vermiş değerli bir sanatçıdır.

 

Bir sanatçıyla anlaşamayabilirsiniz.

 

Ücret konusunda uzlaşamayabilirsiniz.

 

Ama yılların emeğine saygı göstermek zor değildir.

 

Bir “Teşekkür ederiz, birlikte güzel işler yaptık.” cümlesi bazen söylenen onlarca sözden daha değerlidir.

 

Sanatçılar kolay yetişmiyor.

 

Onlara gösterilen saygı, aslında ülkenin kültürüne gösterilen saygıdır.

 

Ve bugün…

 

2 Temmuz…

 

Takvimlerde sadece bir tarih değil…

 

Bu ülkenin hafızasında derin izler bırakan acı bir gün.

 

Madımak…

 

Aradan 33 yıl geçti.

 

Acılar zamanla hafifler derler.

 

Ama bazı acılar vardır ki yıllar geçse de ilk günkü gibi can yakar.

 

Madımak da işte böyle bir acıdır.

 

O gün yaşamını yitiren 37 canı rahmetle anıyorum.

 

Bir daha hiçbir insanın; düşüncesi, inancı ya da kimliği nedeniyle böylesine korkunç bir nefretin hedefi olmamasını diliyorum.

 

Geçmişi unutmamak, geçmişte yaşamak değildir.

 

Geçmişi unutmamak; aynı acıların bir daha yaşanmaması için hafızamızı diri tutmaktır.

 

Toplum olarak farklı düşüncelere tahammül etmeyi, birbirimizi dinlemeyi ve insan hayatını her şeyin üzerinde tutmayı öğrenmek zorundayız.

 

Çünkü acının dini olmaz.

 

Acının dili olmaz.

 

Acının siyaseti olmaz.

 

Ve vicdan, herkese eşit baktığında gerçek anlamını bulur.

 

Bugün anlattığım üç olayın ortak noktası aslında çok açık.

 

Eğitim…

 

Kültür…

 

Vicdan…

 

Çocuklarımıza düşünmeyi öğretemezsek geleceğimizi kaybederiz.

 

Sanatçımıza vefa göstermezsek kültürümüzü yoksullaştırırız.

 

Geçmişimizin acılarından ders çıkarmazsak yarınlarımızı koruyamayız.

 

Güçlü bir ülke; sadece yollarıyla, köprüleriyle ya da yüksek binalarıyla değil…

 

Eğitimiyle…

 

Sanatıyla…

 

Hukuka olan güveniyle…

 

Ve vicdanıyla güçlü olur.

 

Son olarak…

 

Ateş utandı…

 

Su utandı…

 

Dağ utandı…

 

Toprak utandı…

 

Sivas’ı anmak için belli bir mezhep te olmaya gerek yok, insan olmak yeterli değil mi?

 

Bizlere düşen ise, bir daha hiçbir acının yaşanmaması için aklımızı, vicdanımızı ve insanlığımızı daima diri tutmaktır.

hakkında Serpil Nur ABİRAL

Serpil Nur ABİRAL

Ayrıca Kontrol Et

Sevgi Neydi? İyilikti,Dostluktu,Emekti…GÜLE GÜLE KADİR İNANIR..

İnsan hiç yaşamadığı bir dönemi neden bu kadar özler? Büyüklerimizin ağzından düşürmediği o yazlık sinemalar, …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir