RAMAZAN DAYANIŞMA VE ARINMA MEVSİMİDİR

 

Ramazan ayı, sadece bireysel bir ibadet ve nefis terbiyesi süreci değil; aynı zamanda toplumsal adaletin tecellisi ve “öteki” ile kurulan bağın en güçlü olduğu zamandır. İslam inancına göre zengin ile fakir arasındaki köprü, sadece bir yardımseverlik jesti değil, bizzat fakirin zenginin malındaki ilahi hakkıdır.

 

Mülkiyetin Emanet Oluşu ve Sosyal Adalet

İslam iktisadı ve ahlak anlayışı, mülkiyeti mutlak bir sahiplik değil, bir emanet olarak görür. Kur’an-ı Kerim’de yer alan “Onların mallarında, muhtaç ve mahrumlar için bir hak vardır” (Zâriyât, 19) ayeti, infakın (yardımlaşmanın) isteğe bağlı bir lütuftan öte, sistematik bir hak teslimi olduğunu vurgular.

 

Ramazan, bu bilincin zirveye ulaştığı aydır. Açlık ve susuzlukla terbiye olan nefis, yokluğun sadece teorik bir bilgi değil, fiziksel bir gerçeklik olduğunu hisseder. Bu empati, “infak” kültürünü bir borç ödeme hassasiyetine dönüştürür.

 

      Ekonomik Arınma

Ramazan ayının toplumsal boyuttaki en somut yansıması Zekât ve Fıtır Sadakası (Fitre) kurumlarıdır.

 

    Yıllık bir birikimin paylaştırılmasıdır. Toplumdaki servet birikiminin tek bir noktada toplanmasını engelleyen, paranın tabana yayılmasını sağlayan bir mekanizmadır.

   Ramazan Bayramı’na kavuşmanın bir şükran ifadesidir. En alt düzeyde dahi olsa, bayram sabahı her evde tencerenin kaynamasını amaçlar.

 

Bu ibadetler, fakire karşı bir üstünlük kurma aracı değil; tam tersine zenginin kendi malını manevi kirlerden arındırma işlemidir. Fakirin hakkını vermek, aslında zenginin kendi ruhunu ve servetini koruma altına almasıdır.

 

Sadece Karın Doyurmak Değil: İzzet ve İkram

“Fakirin hakkı” denildiğinde akla sadece gıda kolileri gelmemelidir. Ramazan ruhu, yardımı yaparken insan onurunu (izzet-i nefis) korumayı şart koşar.

 

“Sağ elin verdiğini sol elin görmemesi” düsturu, bu hak tesliminin bir gösterişe dönüşmemesi için konulmuş bir sınır çizgisidir.

 

Osmanlı geleneğindeki Zimem Defterleri (borç defterlerini gizlice kapatma) veya Sadaka Taşları, fakirin hakkını teslim ederken onu rencide etmemek üzerine kurulu muazzam inceliklerdir. Bugünün dünyasında da bu hakkı teslim ederken modern yöntemler kullanılsa bile, esas gaye karşımızdakini “ihtiyaç sahibi” olarak değil, “hakkını alan bir kardeş” olarak görmektir.

 

     Bireysel İbadetten Toplumsal Huzura

Ramazan ayında verilen her kuruş ve paylaşılan her lokma, toplumsal barışın çimentosudur. Fakirin hakkı olan pay ondan esirgendiğinde, sadece bir birey aç kalmaz; toplumdaki güven ve adalet duygusu da zedelenir.

 

Gerçek bir Ramazan idraki; sofradaki tabağı çoğaltmak, komşunun dumanının tütüp tütmediğini kontrol etmek ve elimizdeki imkanların bir kısmının aslında “bize ait olmadığını” bilmektir. Bu hak teslim edildiğinde, Ramazan sadece bir ay süren bir gelenek değil, tüm yıla yayılan bir merhamet medeniyeti haline dönüşür.

hakkında Ali ERDİN

Ali ERDİN

Ayrıca Kontrol Et

SENİ ÇOK SEVDİM….

Yeni dövmem… Seni çok sevdim. Hayatımın üç mihenk taşını anlatıyor : ”Var oluş, DENGE ve …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir