
Merhaba, bu gün size sevgili hayvan dostlarımızdan bahsedeceğim. Eminim çoğunuzun evinde bulunan yumuşak tüylü, uzun bıyıklı ya da gagalı, kuyruklu, kuyruksuz bir can dostunuz vardır. Nasıl aileden biri oluverip hayatınızın hatta kalbinizin bir köşesine kuruluveriyor ve krallıklarını ilan ediyorlar değil mi?
“Evet” dediğinizi duyar gibiyim. Benim de böyle şirin mi şirin bir kedim var. Adı Duman, adının Duman olmasına bakmayın kapkara bir yumak. Sadece sarı parlak, kocaman gözlerini görünce onun kedi olduğunu fark edeceğiniz bir sokak kızı.
Sokak kızı İrma’nın çocuklarından biri. Altı yıl önce dostların ve oğlumun ısrarıyla hayatımıza girdi ve bizimle yaşamaya başladı.
Allah’ım o nasıl giriş tüm hayatımızı kapladı. Onu bırakıp bir yere gidemez oldum. Gittiğimde de aklım hep onda kaldı.
Uzun bir süre ayrı kaldıktan sonra sesimi duyunca “Innah “gibi garip bir çığlıkla koşup bacaklarıma sürtünüp özlemini dile getirmesi yok mu? Nasıl güzel, anlatılması nasıl da zor bir his.
Aslında birçok anne gibi ben de evde kedi beslemekten yana değildim. Biliyordum ki her türlü sorumluluğu bana kalacak ve temizlik işini kimse üstlenmeyecek o yüzden de hiç istemedim. Ama oğlumun ısrarını kıramadım. Ne yaptı etti getirdi eve. Ben kediyi kucağıma alıp sevemem. Böyle uzaktan bir iki okşama o kadar. Korktuğumdan değil ama bana göre kedi sevmek bu kadar olmalıydı. Hatta annesi İrma öyle sevimli ve asil bir kediydi ki onu bile uzaktan ancak sevmiştim.
Duman eve geldiğinde minnacık elim kadar bir şeydi. Onun annesinden ayrılmış yeni bir ortamda gariban gariban miyavlaması içime dokundu. Yavaş yavaş yaklaşıp onu beslemeye ve sevmeye başladım. Önce gelip yanımda yatmasına kucağımda uyumasına çok alışamamıştım ama zamanla onunla can ciğer olduk. Benimle yatan sabah benimle uyanan acıkınca benden mama isteyen bir can.
Şimdi bunu neden anlattım. Ben dumanla yaşamaya başladıktan sonra hayvanlara başka türlü bakmaya başladım. Onların da bir can olduğunu, yaşam hakları olduğunu, hatta onların yaşam alanlarını çoğu zaman işgal ettiğimizi gördüm. Şimdi tüm hayvanlara daha yakınım.
Eskiden sokakta kedi besleyen, bir oda dolusu kediyle yaşayanları yargılardım. Şimdi mümkün olsa ben sokaktaki tüm kedileri toplayıp onlara bakar, beslerim ama ekonomi bu kadar kötüyken biraz zor. Ancak bahçemdeki üç beş kediye zor yetişiyorum. Önceden hiç umursamadığım kedi çığlıkları, bizden yardım ister gibi miyavlamalarını duyunca atıyorum kendimi sokağa, o kediyi bulup elimden gelen bir şey varsa yapıyor huzurla uyuyorum. Bir şey yapamamışsam içim daralıyor yapacak bir şey olmalı deyip kendimi kahrediyorum.
Bir kedi hayata hayvanlara bakışını bu kadar değiştirecek deseler inanmazdım. Benim kara kızım hayatımı, iç dünyamı güzelleştirdi, ona çok şey borçluyum.
Son zamanlarda hayvanlara yapılan insanlık dışı muameleleri gördükçe kahroluyorum.
Neden bu kadar bencil ki insanlar. Bu evrende yaratılan her canlının en az bizim kadar yaşam hakkı var. Ağaçları, kuşları, böcekleri, kediyi, köpeği yaşatmazsak ve onların yaşamına saygı duymazsak biz de bu evrende yok olacağız.
Ağaçları yakıyor, hayvanları öldürüyoruz. Onlardan daha acımasız daha fazla yok ediciyiz. Belki de bizim yüzümüzden dünyanın sonu gelecek. Yayılımcı, işgalci, güzel olan her şeye düşman yaratıklar haline dönüştük.
“Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey“ demiş şair, Biz de doğayı evreni hayvanları sevmekle başlarsak her şeye, dünyamız daha güzel ve yaşanılır olacaktır.
Hepinizi sevgiyle kucaklıyorum ve tüm evrene sevgilerimi gönderiyorum, hadi sıra sizde.
Kerime Ural Cengiz
1/02/2023
Velhasılıkelam Evrensel bakış