GAVURUN KIZI “ELENA”

*Elena Mantu Kimdir?*

Ben Elena Mantu, 19 Ekim 1973 yılında Romanya’nın Teleorman Eyaletine bağlı küçük bir köyünde dünyaya geldim. Annemi, daha onun kokusunu dahil anlayamadan 5 yaşımda kaybettim. Maalesef “Anne” denildiğinde hiçbir şey hissedemeyen ve “Anne Şefkatinden” mahrum kalmış bir kız çocuğuydum. Hayat benim için erişkin olduktan sonra değil aksine o yaşlarda başlamıştı. Babam erkek çocuğu değil de kız çocuğu olduğum için beni istememiş günlerce hastaneden çıkarttırmamıştır. Tabii ilerleyen yıllarda yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle de o istemediği kız çocuğuna muhtaç kalacak hale düşmüştür.

O kız çocuğu bir yandan ortaokul ve lise çağlarında yatalak babasıyla ilgilenirken bir diğer yandan evin işleriyle, bir yandan hayvanlar ve ekinlerle uğraşırken eğitimine de devam etmeye çalışıyordu. Yetmezmiş gibi okulda “Bu kız öksüz” diyerek zalimce dışlanırken bir diğer yandan da doğumumdan sonra annemi kaybettiğimiz için aile ve akraba çevremizde “Uğursuz” olarak görülüyor ve sert bir şekilde dışlanıyordum. Gün geçmezdi ki bir yandan babam bir diğer yandan ise ablam, bana “Değersiz olduğumu” söyler ve hissettirirlerdi. Bir yandan anne tarafım diğer yandan ise baba tarafım benim bir yük olduğumu hem kendi aralarında konuşuyorlar hem de bizzat bana söyleyebiliyorlardı. Hem ablamın hem de babamın dayaklarını yiyerek büyüdüğümü söylersem yalan söylemiş olmam.

Babam, ilk çocuğu olması nedeniyle ablamı sevmiş ve maalesef erkek olarak doğmadığım için benden nefret etmişti. Tabii babam yatalak olduğunda ablam değil o nefret ettiği kız çocuğu olarak ben kendisiyle ilgilenmiştim. Ablamın veya çevremizde herhangi birinin evimiz sınırları içerisindeki tüm hatalarından dolayı ben sorumlu olur ve başkaları değil ben pislik olan kişi olarak babamın şiddet ve işkenceye varan zalimliklerine katlanmak zorunda kalırdım.
Bu kız çocuğu her gece eksiksiz olarak babasının, yastığının altına sakladığı bıçak ile tehdit edilerek ertesi gün yetimhaneye teslim edilmekle tehdit edilerek korku ve endişeyle yatağına titreyerek girerdi.
Bunca eziyetle 15 yaşına kadar hayata tutunmaya çalışan Elena, babasının vefatı sonrasında ablasının doğduğu ve büyüdüğü evi satması nedeniyle Bükreş’e taşınmak zorunda kalmıştır. O evin parasından bana kalan ise bir adet mont olmuştur. Bükreş’te beni devletin fabrikasında işe sokan ablam köyde yaptıkları yetmediği için beni 2 yıl boyunca sömürmüş ve cebimde bir kuruş para bırakmamıştır.
Türkiye’de aramızda 26 yaş farkına rağmen Bekir isminde bir esnaf ile evlendim. Defalarca aldatmasına rağmen ozamana kadar ki yaşadığım zorlukları tekrar yaşayacağım korkusuyla boşanamamıştım. Belki de kısmetim buydu. Nikahtan önce azda olsa ilgi görürken nikahtan sonra eşim çok değişti.
Eşim, sürekli bağırmaya başlar oldu. Her konu beni ezmeye çalıştı. Bana artık onun yanında eşi değilmişim de hizmetçisiymişim muamelesi yaptı. Eşimin gerçek yüzü evlendikten sonra ortaya çıkmıştı.
Eşimin ailesinden olsun komşulardan olsun yabancı bir gelin olduğum için sürekli ‘gavur’ yakıştırması yapılıyordu.
Oysa ki eşimin yaşantısının İslamiyetle yakından bile alakası yoktu. Çünkü o Müslümanım demesine rağmen bana eziyet ediyor ve beni aldatıyordu. Kayınvalidem bizdeyken eşimin eziyetleri yetmezmiş gibi birde onun eziyetlerine katlanıyordum. Evde eşimin ailesinin yemek kültürlerini bilmediğim için benim yemeklerim ‘gavur yemeği’ oluyor ve üstüne tiksinç bir ifadeyle bakılıyordu.
Oysa ki ben hep dünya birbirimizi kötüleyerek güzelleştirilemez. Birbirimize saygı gösterip, anlamaya yönelik davranışlarla güzellikler yaşanacaktır diye düşünüyordum.
Eşimin benden önceki evliliğinden 3 çocuğu vardı. Kayınvalidem oğlunun çocuğa ihtiyacı olmadığını “şimdi bir çocuğunuz olsun o senin çocuğun olsun” dediğinde öğrenmiştim. Bir anda başımdan aşağıya kaynar sular döküldü̈. Nasıl yani onun başka çocuğa ihtiyacı yok muydu? Neden bunu bana daha önce söylememişti? Yine her zamanki gibi sustum ve hiçbir şey söylemedim. Hâlbuki kayınvalidemin bunca eziyetlerine rağmen ona saygıda asla kusur etmemiştim.
1994 kasım ayında bir oğlum oldu. Oğlumun ağlaması bile babasını o kadar rahatsız ediyordu ki bağışlarıyla korku içerisinde çocuğumun bakımını öğrendim. Bu süreçte eşim başka kadınlarla beni aldatıyor ve bunu bana anlatıyordu. Eşim artık o kadar rahattı ki bu konuda; uzaktan akrabalar ve arkadaşlarım arayıp bana ‘Kocana sahip çık!’ diyorlardı.
O gün canıma tak etti ve kendisine ayrılmak istediğimi söyledim. Bu teklifimi hiç beklemiyordu. Çünkü ona bu zamana kadar adeta köle olmuştum. Ne diyorsa yapıyor, saygıda  bir kusur etmiyordum. Onun her yanlış hareketini görmezlikten geliyordum. Bu sözlerim onu şaşkına çevirdi, biraz bekledikten sonra konuştu: “Asla böyle bir şey olmayacak. Bu evden senin yalnızca cesedin çıkar.”
Uzun süre ailemi ziyaret etmeme izin vermiyordu eşim. Telefonla çok kısa süre konuşabiliyordum oda aydan aya zar zor oluyordu. Bir zaman sonra eşim Romanya’ya ablamı ziyarete gitmeme izin vermiştir. Eve döndüğümüzde her tarafta içki şişeleri ve sigara izmaritleri doluydu.
Ev pislik içindeydi eşim ise bana bakarak
“Ne bekliyordun, ben mi temizleyecektim?” demekle yetindi.
Zamanla oğlum büyüdüğünde oda fiziksel şiddet ve psikolojik şiddetlere maruz kalmıştı.
Bu nasıl bir Müslüman ve nasıl bir baba ki oğluna bu denli kötü̈, bu denli acımasızca davranabiliyor, bana söyler misiniz? Yabancılara güzel davranan adam nasıl oluyor da, kendi öz evladına kötü̈ davranıyor, dövüyor ve aşağılıyor?
Aradan bir zaman sonra bir kız çocuğum oldu. Bir tarafta çocuklarım bir tarafta eşimin hastalığı hayatım koşuşturmaca içerisinde mücadele etmekle geçiyordu. Onca yaşanmışlıklara rağmen evlatlarım için eşimi bırakmadım onun evlatlarımı sevmemesine rağmen. Zaten o hastayken bırakmak bana da yakışmazdı. Eşimin ölümünden sonra bile bunun sorumlusu benmişim gibi akrabalarından baskı ve psikolojik şiddete maruz kalıyordum. Oysaki onu hiçbir zaman terk edip yalnız bırakmamış üstüne her şeyiyle ilgilenmiştim.
Eşimin ölümünün ardından tekrar başa sardım ve sanki 18 yıl önce onunla tanışmadan önceki yalnızlığıma, o zorlu hayata geri dönmüş gibi hissettim. Ancak bu sefer daha büyük bir korkum vardı. Bu sefer yalnız değil üzerimde sorumluluğunu taşıdığım 10 yaşında kızım ve 17 yaşındaki oğlum vardı. Onların varlığıyla kendimi hiç olmadığım kadar güçlü hissediyor, yaşadığım acılı hayatın zerresini göstermemek adına tüm korkularımı yenerek onları kimseye muhtaç etmeyeceğime yeminler ediyordum. Onlara annelerini hep güçlü ve asla yıkılamaz bir kadın olarak gösterdim. Üzüntülerimi, acılarımı ve endişelerimi içime atıyor ve onlara asla hissettirmiyordum. Onların yüzlerinin hep gülmesini ve bir an olsun solmasını istemiyordum. Bu uğurda ne olursa olsun, canım pahasına, onlara güzel ve güvenli bir gelecek bırakabilmek için yapamayacağım bir şey yoktu. Bir yandan onların tek bir kuruşunun boşa gitmemesi ve etrafımızdaki yamyamların onlara zarar vermemesi için güçlü bir kadın olmaya çalışırken; aynı zamanda hem annelik hem de babalık yapmaya çalışıyordum.
Eşimin ölümünden sonra yıllarca bizimle uğraşmaya devam ettiler. Artık iyice iletişimimiz kesilmişti.
Kısacası onca eziyetlere aldatılmalara psikolojik şiddetlere rağmen ayakta durma gücümü evlatlarımı yetiştirmekte buldum. Onların varlığı sayesinde hayata tutunup güçlü kalabildim. Bugünde evlatlarımla mutlu bir hayatı yaşıyorsam buna sabrım ve sabrımın sonunda mükafat gibi hayatımın en değerli duygusu olan evlatlarım sayesindedir.

hakkında Elena MANTU

Elena MANTU

Ayrıca Kontrol Et

Eyvah!.. Güzellik Salonları Kapanıyor…

  Hepinize sağlıklı mutlu günler dilerim sevgili velhasılı.com okuyucuları…   Son yıllarda güzellik merkezleri, estetik …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.