OYA DEMİREL ile Röportaj…

Röportaj

www.velhasilikelam.com”Evrensel Bakış”:

“Fotoğraflarına baktığınızda, Fransız ressamların genelde tablolarında resmettikleri, elinde çiçek sepetiyle mutluluk içinde kırlarda koşan sevimli, sempatik, Fransız kızlarını andırır. Mütevazi kişiliği nedeniyle sosyal medyada nice dostları bile onu sadece şairlik yönüyle tanınır.
Bunun daha da ötesine taşarak, Oya Hanımın şaşkınlık, saygınlık ve hayranlık uyandıran dünyasını sizlere tanıtmak istiyoruz.
Aslen Selanik kökenli bir ailenin çocuğu olan Oya Hanım, İstanbul’da dünyaya gelmiştir.
20 yıldır Norveç’te yaşayan, Norveç devletine bağlı çalışan sağlık ve enerji şirket ortaklarından Türkiye sorumlusudur.
Türkiye/ Norveç arası Sağlık, Enerji, Finans ve Teknoloji ile ilgili iş bağlantıları yaparak güzel köprüler kurmuştur..
(Dermatoloji ve Psikoloji) eğitimi almıştır. (Psikanaliz Psikoterapi Parapsikoloji) üzerine bilimsel çalışmalar yapmaktadır. Farklı Ülkelerde konferanslar vermektedir….

İnsanın içinde ona yaşama sevinci veren “öz enerji” dediğimiz bir enerji vardır. Bu enerji zayıfladığı zaman insan hayattan soğuyarak karamsar bir ruh haline bürünür. Kimi insanlar bu enerjiyi besleyerek bir bahar coşkusu ve bayram sevinci içinde yaşadıkları gibi çevrelerine de bu enerjiyi yayarak adeta moral, motivasyon kaynağı olurlar. İşte onlardan biridir
.. Oya Demirel…

Türkiye’ye ilk sağlık turizmini getiren ve başlatanlardan biridir.

Ayrıca Merkez Belçika Brüksel olan. (EEİG) Avrupa Ekonomi Ticaret ve Sanayi odasında, 10 yıldır 73 ülke Kültür Sanat ve Turizm başkanıdır. Bu kuruluş adına, ülkeler arası etkinlikler ve festivaller düzenleyerek farklı kültürleri bir araya getirmektedir… Uluslararası finans kuruluşlarının da temsilciliğini yapmaktadır…
Bunun dışında 9 yıldır (88 ülke 6 kıta)da bulunan (Dünya Engelliler Birliği) yönetimindedir…
Bu kuruluş 36 milyon kayıtlı üyesi ile birlikte Birleşmiş Milletlere akredite olmuş resmî kurumsal bir yapıdır…
Bu üyelerin bir kısmını Sağlık Turizmi adına Rehabilite amaçlı Türkiye’ye getirme çalışmaları da başlatmışlardır…
Ayrıca 10 yıldır Talasemi (Akdeniz Kan hastalıkları) vakfında da gönüllü olarak çalışmaktadır…
Müzik/ Felsefe/ ve Edebiyat içinde olduğu yakından ilgilendiği alanlardır. Uzun süre müzik eğitimi almıştır.
Uluslararası dergilerde Şair Yazar ve Psikolog olarak makale hazırladığı gibi 2 tane şiir kitabı da bulunmaktadır. “İpek Gülüşler”, “Mavi Gülüşler)
Antolojilerde yer alan yazıları şiirleri vardır. Şiirlerinde, yazılarında masumiyeti saflığı çocuk duyguları ele alır daima.
İnsanların maddi değerlerden dolayı üstünü örttüğü, gizlediği temiz duyguları öne çıkartmaya çalışır..
Tenis/ Yüzme/ ve Yürüyüş düzenli yaptığı sporlardır…”

Kanatsız melek Oya DEMİREL ile gerçekleştirmiş olduğumuz röportajımızla sizleri baş başa bırakıyor..

….
Bize kısaca kendinizi anlatabilir misiniz?

Oya Demirel kimdir?

Yirmi yıldır Norveç’te yaşayan dermatoloji ve psikoloji eğitimi almış ve Uluslararası sağlık kuruluşlarında gönüllü olarak çalışan ve Norveç devletine bağlı sağlık ve enerji şirket ortaklarından olup Türkiye sorumlusuyum. Yıllardır engelsiz bir yaşam adına Sosyal projelerde görev alıyorum Kimsesiz çocuklar, Engelliler ve yaşlılarla ilgili projelere destek veriyor vesile oluyorum. Ayrıca sağlık problemleri dolayısıyla evinden çıkamayan ve varlığını hissettirmek isteyen birçok insana Uluslararası kurumlarla birlikte çalışarak ses oluyoruz.. Hayata evrensel açıdan bakarak olayları değerlendiren bir yapıya sahibim..

Son yıllarda bildiğimiz etkili çalışmalarınız var. Gerek ulusal gerek uluslararası. Bu uluslararası çalışmalardaki ana hedef ve amacınız nedir?

Biraz önce de söylediğim gibi hayatın bir çok alanına dokunmaya çalışıyorum…
Zaten yoğun sevgi odaklı bir kişiliğim var…
Yani benim için önemli olan dünyanın neresinde olursa olsun yardıma ihtiyacı olan insanlara el uzatabilmek. O yüzden de Uluslararası sağlık kuruluşlarının içerisinde gönüllü olarak görev aldım.

10 yıldır çalışıyorum…

Hangi uluslararası kuruluşlar bunlar?

Birleşmiş Milletlere akredite olmuş, Birleşmiş Milletler çatısı altında Dünya Engelliler birliği 88 ülke, altı kıtada 36 milyon kayıtlı engellisi olan Dünya Sağlık Örgütleri ve Uluslararası sağlık
Federasyonları ile çalışmalarımız devam ediyor. Norveçte ortağı olduğum ve Devlete bağlı çalışan ve Türkiye sorumlusu olarak görev aldığım Uluslararası sağlık şirketimiz var. Bu sağlık şirketi dünyanın her yerinde sosyal çalışmalar yapabiliyoruz. Türkiye-Norveç arası kurduğumuz bağlar çok önemli.. Norveç devletinin bakmakla yükümlü olduğu grupları 10 yıldır Türkiye’ye getiriyoruz.

Ulusal anlamdaki çalışmalarınız nelerdir?

Ulusal alandaki çalışmalarımın bir kısmı Ülkeler arası ticari bağlantıları sağlamak ve farklı finans kuruluşlarından iş yapacak kurumların kredi ihtiyaçlarını karşılamak.
Ama genelde asıl yaptığım çalışmalar
insan odaklı hizmete dayanan sosyal sorumluluk projeleri üzerine…Engelli bir insanın evinden çıkamaması durumunda ona nasıl yardımcı olabiliriz. Onların dünyasından bakarak nasıl empati kurabilir ve onları daha iyi nasıl anlayabiliriz..
Bütün bunlarla ilgili olarak
Zaman zaman eğitimlerimiz oluyor..
Akademisyen olarak Uluslararası sağlık kongrelerine
katılıyorum..
Tabii bir psikoloğ olarak insanları tanımak anlamak ve ona göre yaklaşımda bulunmak mesleğimin bir parçası psikanaliz ve psikoterapi üzerine farklı Ülkelerde ve Üniversitelerde bulunan çok değerli Hocalarımla bir araya gelip bilimsel çalışmalarda yapıyoruz.. Böylelikle psikolojinin birçok alanlarıyla da ilgili olarak kendime takviye yapıyorum ki daha iyi hizmet verebileyim, ayrıca parapsikolojiyle özellikle ilgileniyorum.
Problemleri olan insanların ruhsal dünyalarına bizzat dahil oluyor yaşadıkları zorlukları daha iyi anlıyor ve tedavi şeklini buna göre uyguluyoruz… Ayrıca bu insanların evden çıkabilmeleri, normal bir yaşam sürebilmeleri için dışarıdaki engelleri de aşmaya çalışıyoruz.
. ..
Bütün bunların yanında kimsesiz çocuklarımız, gençlerimiz de var. Onlara sevgi göstererek anne baba gibi sahip çıkılmasını istiyoruz.
Yani bu bir toplumsal dayanışmadır aslında. Ve biz insanları biraz daha duyarlı olmaya davet ederek bir anlamda bu güzel insanlara ulaşılmasını sağlıyoruz..

Ülkemizde de en büyük sorunlardan biri olma özelliğini koruyan uyuşturucu bağımlılığı olan gençler ve aileleri için ülkemizin yararına ürettiğiniz çalışmalarla katkılarınız var. Bunlardan bahseder misiniz?
..
Sağlık konularını içeren her sektörün içinde farklı ekiplerle yer almaya çalışıyorum.
Bu projelerden bir tanesi de sokaklarda yaşayan ve madde bağımlılığı olan çocuklar.
Bunların tedavi edilmesi ve topluma kazandırılması adına uğraşlar veriyoruz.. Biz bu çalışmaları yaparken Toplumun da bu konuda bize desteği gerekiyor..Bağımlı çocuklarımıza tedavi sonrasında uygun yaşam koşullarıyla beraber sosyal İmkanlar da yaratarak hayatın içinde sorumluluklar vermek gençlerimizi hayata entegre etmek ve bu bilinci topluma da aşılamak en büyük hedefimiz..

Bu konuda toplumun bakış açısı nedir?

Bu konuda duyarlı olanları göz ardı edemeyiz elbet
. Ama genellikle büyük işletmeler ve iş sahipleri uzak duruyor. Örnekleyecek olursak
Ülkemizde Başta Antalya olmak üzere bir çok bölgemizde otel ve turizm işletmeleri var. Her işletme bir çocuğumuza sahip çıksa bu çocukların hayatı kurtulur.
Ne yazık ki bu konuda hayli çekimser davranıyorlar. Hatta hiç yaklaşmıyorlar bile.. Peki biz bunlara sahip çıkmazsak kim sahip çıkacak?
Bu çok önemli bir durum ve bunun altını çizerek özellikle söylüyorum.
Bunlar bizim çocuklarımız Ülkemizin çocukları….

Bu projeleriniz ve çalışmalarınız sadece lokal mi, yoksa bölgesel mi?

Lokal olarak başladı fakat tüm Türkiye genelinde düşünüyoruz. Bununla ilgili çalıştaylar yapıyoruz.
Devlet de bu konuyu ele almış durumda.
Bazı projeler başlatıldı…
Belli zamanlarda kongreler yapılıyor ve konuşmacı olarak katılıyorum…
Sokaktaki çocuklarımıza karşı ön yargılarla değil bizim çocuklarımız olarak sevecen bir şekilde yaklaşmak onları kazanmak ve topluma kazandırmak zorundayız. O çocukların sadece sevgiye, eğitime işe ve insanca muamele görmeye ihtiyacı var.

Engelliler Federasyonundaki görevlerinizden de bahseder misiniz?

Dünya Engelliler Birliği Birleşmiş Milletler Denetleme Kurul Başkanıyım.
Engelsiz bir yaşam adına bölge bölge geziyor resmi kurumlarla görüşüyor tetkikler yapıyor ve alt yapı çalışmaları oluşturuyoruz ki o bölgeye sağlık turizmi kapsamında yurt dışından misafir getirebilelim…

Uluslararası Ticaret ve Sanayi Odası 73 ülke adına kültür sanat ve turizm başkanı olarak Ülkeler arası kültürleri bir araya getiriyoruz..
Böylelikle farklı Ülke sanatçılarının bir araya geldiği farklı kültürlerin tanıtıldığı sanatsal etkinlikler yapıyoruz…

Bu projeleri uygularken Türkiye’de ya da Uluslararasında proje anlamında “Hibe” desteği sağlıyor musunuz?

Tabii ki bir proje olarak sunarken aynı zamanda bir kısım finans desteğinide sağlıyoruz.. Ayrıca her Ülke kendi tanıtımı için kendi sanatçısının finansını karşılıyor zaten…
Biz Finans desteklerimizi daha çok sosyal projeler için uyguluyoruz.

Oya Demirel’in yirmi dört saati nasıl geçiyor?
Yirmi dört saatin on altı saati çalışarak geçiyor. Geceleri yoğun bir yazışma, e-postalar rapor hazırlama, yurt dışı telefon görüşmeleri, gün içerisinde yurt içi toplantılar ve görüşmeler, tabiki bir çok Ülkeyle çalıştığım için doğal olarak İnanılmaz bir seyahat yoğunluğum oluyor..

Bu kadar zamansızlığın ve yoğun şartların içinde edebiyat da var. Edebiyat, hayatınızın neresinde, bahseder misiniz?

Benim hayatımda zaten çok küçük yaşlardan itibaren müzik ve edebiyat vardı. İlkokul, ortaokul çağlarında bir takım şeyler yazıyordum..
Biraz maneviyata yönelik yazdıklarım yani ilahi sevgiyi anlatan İçsel bir dünyanın dışa yansımaları diyebiliriz.. Küçük yaşlardan itibaren hep sorgulardım, “Allah nerede, nasıl ben kimim?” tarzı sorular zihnimi hep meşgul ederdi. Sonra kendi içsel dünyamda onu yani kendimi tanıyarak bulabileceğimi ve en büyük gücün sevginin içinde gizlendiğini gördüğüm andan itibaren bunu duyurmaya yüreğimizdeki sonsuz sevginin varlığını hissettirmeye çalıştım.
Şöyle ki “ne verirsen gönül ile o görünür senin ile”
Yani, Her hangi bir varlığa bakışlarımızla gönderdiğiniz güzel bir enerjiyi tekrar geri aldığımızda bunun canlılar için ne kadar önemli olduğunu idrak ederiz. İşte o anda hayattaki herşeyin bizimle bağlantıda olduğunun da farkına varırız.. Biz tabiattan ayrı değiliz yani yaratılan herşeyle bir bütünüz aslında’..
Ve Edebiyatı da bu pencereden bakarak değerlendiriyorum.

Okuduğumuz şiirlerinizde derin bir “Sufilik” göze çarpıyor. Normal yaşantınızda bu nasıl bir etki yaratıyor.

Yazdığım şiirler benim kendi içsel dünyamı anlatıyor aslında…Naçizane yüreğimin sesini dile getirmeye çalışıyorum.

Edebiyat demişken uluslararası kimliğinize dayanarak birçok şehirde Avrupa’da, Kuzey Avrupa’da, İskandinav ülkelerinde doğal olarak edebiyatın içinde de bulunuyorsunuz. Avrupa’dan Türkiye’ye baktığınızda Türk edebiyatını nerede ve ne şekilde görüyorsunuz?

Türk edebiyatı aslında çok güzel yerlerde.. Büyük Üstadlarımız çok değerli şair ve yazarlarımız var. Uluslararası platformlarda, sanat festivallerinde Türk yazarlarımızı sanatçılarımızı gördüğüm zaman gurur duyuyorum. Gerçekten biz kendimizi sanatsal olarak kanıtladık ama yeterince tanıtamadık diye düşünüyorum..

Edebiyatımızın şu andaki yeri sizce yeterli mi, yeterince tanıtabiliyor muyuz?
Bunun için neler yapabiliriz?

Tabii ki yeterli değil, daha da iyi olabiliriz. Kendimizi tanıtma konusunda biraz eksik kalıyoruz. Neler yapabiliriz? Uluslararası platformlarda daha çok yer almak, yurt dışındaki sanatçılarla Türkiye’deki sanatçıları bir araya getirerek festivaller düzenlemek gibi gibi…
Biz bu arada çok misafirperver bir ülkeyiz. içtenliğimiz ve sıcaklığımızla kültürel etkileşim sağlamalıyız..Kendi kültürümüzü dünyanın her hangi bir yerinden gelen yabancı misafirlerimize sunduğumuz zaman sanatla da bütünleştirmiş oluyoruz.

Son kitabınızdan bahseder misiniz?

Son kitabım sonsuz ilahi aşkı anlatan şiirler ve aforizmalardan oluşuyor…

Size göre Türk edebiyatında bölünmüşlük var mı ya da grupladığınız zaman nasıl bir ayrım görüyorsunuz? Şu anlamda soruyorum sosyal medya çok etkin gerçekten, sosyal medyada göründüğü gibi mi edebiyat?

Tabii, farklı farklı gurublaşmalar ve fikir çatışmaları olabiliyor. Eleştirmek ya da yargılamak değil amacım zira herkes kendi dünyasından bakar ve yorumlar olayları..Elbette bunların ayrılması gerekiyor. Gerçek şairler her zaman kalemleriyle belli ediyorlar kendilerini..
Bunu daha çok okuyucuya bırakıyorum. Ama her şairim diyen de şair olmuyor. Naçizane kendi adıma söylüyorum hiçbir zaman şairim diye ortaya çıkmam çıkamam sadece ruhsal dünyamı yansıttığımı söyleyebilirim…
Çünkü bu diğer üstadlara saygısızlık olur diye düşünüyorum.

Kuzey İskandinav ülkelerini baz aldığımızda edebiyat durum değerlendirmesi yapabilir misiniz?
İskandinav ülkeleri sanat ve sanatçıya inanılmaz değer veriyor. Avrupa’nın bin yıl ötesinde ülkeler bunlar. Çünkü bu insanlar ekonomik problemleri tamamıyla çözmüşler.Dünyayı daha iyi bir hale nasıl getirebiliriz diyerek.otuz yıl sonrasının bir takım araştırmalarını ve çalışmalarını yapıyorlar Bu çalışmalara Norveçli ortaklarımda dahil! Çok önemli ressamları iyi şair ve yazarları var. “Sanat ve Sanatçı bir Ülkenin temel taşıdır”…
Mantığıyla bakıyorlar sanata..

İskandinav ülkelerinde bir kitap çıkarılacağında bunun bir yöntemi var mı? Ya da yetkili bir mercii var mı? Türkiye’de isteyen herkes yayınevine parayı verip kitap çıkartabiliyor. İskandinav ülkelerinde kitap çıkarma süreci nasıl işliyor?

Tabii uygunluk derecesini ölçen makamlar var. Bu her ülkede böyle.. Norveç’te de öyle bir süzgeçten geçiyor ki Her şiiri kabul etmiyorlar. Onun geçmişine bakılıyor. Neleri araştırmış, neleri okumuş, dergilerde makaleleri köşe yazıları var mı?
Belli kuralları ve kurulları var, bu Ülkelerin.. Basıma hazır kitap inceleniyor, hakikaten kitap basılmaya değer mi? Çünkü tüm ülkede bu kitap tanıtılacak, ve her kesim okuyacak…
Eğitim seviyesi çok yüksek tabiki herşey buna bağlı bir sistemin içinde gelişiyor…

Türkiye’de edebiyat anlamında büyük bir potansiyel var, aynı zamanda da bir kirlilik var. Bunlar arasında gerçek değerleri ortaya çıkarabilmek için ulusal bazda sizce çözüm yolları nelerdir?

Türkiye’de bu büyük bir sorun. Edebiyatçıyım diye ortaya çıkan insanların kitapları ele alınmalı, kültür bakanlığının süzgecinden geçmeli, herkesin kitabı matbaalarda basılmamalı. En azından bazı kriterleri ölçüleri olmalı.. Yanlış duygulara, şiddet içeren yazılara ve yayınlara yer verilmemeli. Günümüzde gençler gittikçe daha çok şiddete meylediyor. Ayrıca şiirlerde de şiddet içeren dizeler çok fazla… Böyle olmamalı diyorum.. Biz burada savaşmıyoruz. Şiir sevgiyi içermeli, şiir insanlığı, barışı anlatmalı. Şair de yüreğinin sesini dile getirirken daha bir naif olmalı.. Tabiki şiirde hayatın gerçeği olarak zaman zaman yaşanan toplumsal problemlerde yansıtılacak lakin şiire hiç şiddet içeren unsurlar bulaşmasa diyorum…
insanlar arasında sevgi muhabbet işlense..

Beğendiğiniz ya da kendinize yakın hissettiğiniz, örnek aldığınız şair yazar isimlerini söyleyebilir misiniz? Kimleri okursunuz?
Ataol Behramoğlu’nu çok beğeniyorum. Kendisi zaten Türk edebiyatını dünyaya tanıtan değerli şair ve yazarlarımızdan.. Ahmet Arif /Nazım Hikmet ve daha bir çok yazarımız var okuduğum
fikir ve düşüncelerinden faydalandığım.. mesela Yahya Kemal Beyatlı, Ortaokul çağlarından itibaren ilgi duyduğum kıymetli bir şairimiz..
Ruhu şad olsun. Zaman zaman görüştüğüm bu dönemin değerli yazarlarından (Şükrü Erbaş Ahmet Telli Üstadlarımız ve bir çok konuda kendisine danıştığım bilgi aldığım takip ettiğim (Gazanfer Eryüksel Hocam)var..
Gazanfer Eryüksel hocamın yazıları şiirleri makaleleri gerçekten muhteşem….

Baktığınızda bir kültür erozyonu var. Bu erozyonunu engelleyemezsek nasıl faydalı eserler çıkartabiliriz? Kültür birikimi olmadan bir kişi yazabilir mi?

Bu erozyonu yenmek için aslında gerçek temeli kendi düşünce dünyasında kurmuş ola Üstadların biraz daha öne çıkarak örnek olmaları gerektiğini düşünüyorum Ben yazarım, şairim diye ortaya çıkanlardan kaçmak yerine engin bilgileri ve tecrübeleriyle yol göstermeleri daha doğru olabilir… Belki bu şekilde Edebiyatı daha düzgün bir hale getirip dengeleyebiliriz.
Bence belli bir kültür birikimine sahip olmayan kişi zaten kolayca yazamaz diye düşünüyorum ( tabiki İçsel dünyasına dönüp kendini bilen ve dış dünyanın içinde de belli tecrübeler edinerek hayatı tanıyan kişiler hariç)”dıştan içe yönel”.. Çok sevdiğim bir arkadaşımın güzel deyimlerinden dir) (Bu arada Sabri Tandoğan) hocam Allah rahmet eylesin. Ankarada yaşıyordu ve Türkiyede olduğum süre içinde sık sık sohbetlerine derslerine katılırdım Kendisi beş fakülte bitirmiş, sürekli kitap okuyan Dünya Edebiyatını bilen bütün yazarları, şairleri yakından tanıyan çok değerli gönül ehli çok kibar bir insandı “Gönül sohbetleri” kitabı baş ucumda durur daima her gece uyumadan önce mutlaka bir kaç satır okurum… Çok feyz alırım Bana her zaman, “Evladım bir insan kendini yeterince tanımadan ve bir kütüphane dolusu kitap okumadan kitap yazması bana göre doğru değil” derdi..
….
Araştırmak okumak gerek.
Her yazarın ayrı bir dünyası var.. nereden,nasıl bakıyor dünyayı nasıl tanımlıyor anlamak gerek. Biz tüm bunları kendi dünyamızın içine alarak o kültürü birleştirebilirsek
belki o zaman kalemi kağıdı elimize alıp kayda değer bir şeyler yazabilir geride güzel izler bırakabiliriz…

Avrupa’da edebiyata, sanat’a bakış nasıl? Ülkemizde ve Avrupa’da okuma oranları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Avrupada sanata ve sanatçıya saygı sonsuz.

Bizim
Ülkemizde her ne kadar değerli sanatçılarımız olsa da sanata ve sanatçıya karşı bakış çok farklı…

Tabi bu arada ekonomik problemlerde çok önemli.
Geçim derdine düşmüş ekmek parası peşinde olan bir insana sen kitap okumuyorsun, sen sanattan anlamıyorsun diye yargılamak ne kadar doğru olur..

Okuma oranlarının çok düşük olduğu Ülkemizde dolayısıyla sanat biraz daha geriden geliyor ne yazık ki..

Kitaplarla aranız nasıl, okumak için vakit bulabiliyor musunuz?

Ben sahafları çok gezerim, inanılmaz güzel kitaplar bulur, alırım. Zaten televizyon seyretmiyorum, hayatımda televizyon diye bir şey yok…
Sadece araştırıyorum okuyorum,rapor hazırlıyorum, biriktirdiğim bilgileri kendi düşünce dünyamda analiz yaparak kaleme alıyorum. Kitap okumak gerçekten çok önemli. Ama hangi kitapları okuyacağımız daha da önemli.
Ben öğretmen torunuyum. anneannem edebiyat öğretmeni,dedem matematik öğretmeniydi. Edebiyatın içinde büyüdüm.. Geçmiş yılların ilk baskı ve antika değeri çok yüksek olan değerli ünlü yazarların kitab arvişi var evimizde.. Annem ve babam da çok kitap okuyan insanlardı.
Aileden gelme bir alışkanlık. 4/5 yaşımdan itibaren bana kitap okuma sevgisini aşıladılar. Kitapları titizlikle seçmemi isterlerdi. İlkokul çağlarında başladı bu titizlik.. Eve geldiğim zaman odama çekilerek bir kitap okumak benim için en büyük mutluluk.
Bu hayatım boyunca böyle devam etti ve ediyor…Evim kütüphane gibidir. Artık kitaplarımı koyacak yer bulamıyorum.. Bazen okumak isteyenlere hediye ediyorum bazen kendi kitaplarımı verip,başka kitaplarla değiştiriyorum.
Her gittiğim yerden o bölgenin kültürü ile ilgili kitapları da alıyorum. Onun dışında hayatın içinde yaşanmış hikayeler yani yaşanmışlıklar bana kendi hayatımla ilgili güzel fikirler veriyor..
Her bir kitap ayrı bir kültürü yansıtıyor…

Yani
koca bir dünyayı küçücük kalıpların içine alan sihirli bir kutucuklar diye düşünüyorum. Günümüzde okuma alışkanlığını çocuklarımıza ve gençlerimize aşılamamız gererekiyor.

Sizin için medya ne ifade ediyor? Sizin bakış açınızla çocukları, gençleri nasıl etkiliyor?

Televizyon ve medya insanları yanlış yönlendiren ve sadece rant sağlamak için hazırlanmış programlar içeriyor..
Hiçbir zaman bunları benimsemedim…
Aile yapımızı zedeleyen programlar, diziler, ne olduğu belirsiz mafyavari olaylar. Kısa yoldan para kazanma hırsı.
Bir genç kızın emek vermeden çok rahatlıkla kendinden yaşça büyük bir insanın hayatına girmesi ile bir anda zengin olabilmesi. Bunlar bence bizim değerlerimizi yitiren yayınlar. Bunları iyi bir süzgeçten geçirmek hatta uygun olmayanları derhal yayından kaldırmak gerekiyor..

Toplumu tamamen kötü yönlere sürükleyen proğramlar bunlar. Çocuklara gençlere iyi örnek olacak programlar yok artık….

Hayat bu değil. acısıyla tatlısıyla yaşanmalı,zorluklar olmalı, mücadele olmalı. Ama kendi alın terinle başarabileceğin, sonunda geriye baktığında utanmayacağın pişman olmayacağın bir hayat çizgin de olmalı!… Evet ben, ödün vermeden bunu başardım diyebilmeli insan!..
Kendine saygı duyabilmeli sonra zaten herkese saygı duyar..

Biz ne kadar değerlerimizi, manevi duygularımızı yitirmeden yürüyorsak bir o kadar da huzur duyarız…
Bir şeylerin acısını çekmeden mutluluğuna erişemezsiniz.

Medyanın
kitapların,dergilerin hayatın gerçeklerini tabiki yansıtmasını istiyorum.

Ama hep kötü olayları ele alarak değil güzellikleri de öne çıkararak….

Hangi gece sabaha kavuşmamış ki
hangi sabah güneşe kucak açmamış ki Karanlık, aydınlık,/ artı eksi/ hayatımız boyunca hep olacak.

Eğitim nerede başlıyor?

Tabiki eğitim önce insanın kendi içinde başlıyor çocuklara ne kadar iyi örnek olursak, bizde gördükleri örnekleri dışa yansıtacaklardır…

Toplumda güzellikler görmek istiyorsak bunu önce kendi iç dünyamızda, kendi yuvamızda başlatmalıyız..

Yokluklar içindeki bir çocuğunun sokaktaki lambanın altında ders çalışarak, bugün toplumun belli kesimlerinde başarılı bir iş adamı olduğunu görüyoruz
Sizin derginizde de aynı şekilde birkaç tane isim var. Sokaktan gelen insanlar. Bunlar nice sıkıntılar çekmiş ve bugün birer örnek insan olarak karşımıza çıkmışlar..
Biz eğer istersek kaderimizi değiştirebiliriz.

Bu güç bizde içimizde saklı..

Psikoloji ruh beden ve beyin yapısıyla ilgili bir olay. İç ve dış dengeleri sağlayan bir insan huzuru ve mutluluğu bulmuştur..

Ne kadar okursak okuyalım ne kadar bilirsek bilelim
Erdemli ve adaletli bir yapının içinde buluşan doğru kişilik ve karakter olumlu düşüncelerden oluşan bir dünya yoksa biz başarılı ve mutlu olamayız.

İnanç çok önemli. Allah dediğimiz sonsuz güç her yeri herşeyi kaplayan bir güçtür sezgisel bir Işık..

Bu ışığı içsel dünyamızda ne kadar benimseyerek yaşarsak o kadar kendimizi görür bilir ve tanırız. “Akıl bakar Gönül görür Ruh yürür” ancak bu felsefeyle her yerde her canlıda olduğumuzu görebilir hissedebilir ve buna göre yaşarız hayatı..

Bir insanı tedavi ederken, onun problemlerini çözerken bu analizlerle yola çıkmak bir anlamda yarı yarıya iyeştirmek demektir.

Tabii ki inanç varsa!
Klinik vakalar, ağır depresyonlar biraz daha uzun süreçlere tabidir….

Bir insan ne kadar kendi özüne döndü, kendini bildi tanıdı o zaman kendiyle gerçek anlamda buluşur.

Bu açıdan baktığımızda edebiyat bu olayların neresinde? Bu anlamda bir akademisyen olarak bizlere ya da okurlarımıza neler tavsiye edersiniz.

Yazı yazmak, bir anlamda yüreğimizdeki duyguları aktarmaktır… “Paylaşmak hayatın özüdür paylaştıkça artar güzellikler”..Var olan güzelliklere bir güzellik de kendimizden ilave ederek güzellikleri artırmaktır hayat! Binlerce kitap vardır ama içeriği çok önemlidir. Bir kitabı okurken bana ne veriyor. Bu kitaptan nasıl faydalana bilirim kendimi daha da olumlu ve yapıcı bir hale nasıl getirebilirim diye bakmak gerekiyor. Yani sizi sevgiye mi yönlendiriyor yoksa nefreti mi aşılıyor.
Naçizane fikrim tabiki bizi gerçekten Tanrı’yla bütünleştirecek kendimizden kendimize yolculuk yaptırabilecek olumlu duygularla donatacak kitablar çok önemli.. Seçimler buna göre olmalı.

İşte!
içimizdeki duygu ve düşünceler de böyle…
Neyi hangi düşünceyi seçmeliyiz ki bize daima olumlu enerjilerle geri dönsün….

Edebiyat-Kültür dergilere bakış açınız nedir? “Bekir Abi” Edebiyat-Kültür Dergisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bazı dergiler rant sağlamak için çıkarılıyor.. (magazinler vesaire gibi) Ama bazıları da gerçekten içeriği sanata, edebiyata dayalı oluyor. Çok değerli insanların hayat hikâyelerinden, örnekler vererek hepimize katkıda bulunacak yazılara yer veriliyor. “Bekir Abi” Edebiyat Dergisi gerçekten çok başarılı… Titizlikle seçerek kaliteli yayınlara yer verdiğiniz için emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler…

Mevlana desek ne dersiniz?

Mevlana’ya atfedilen bir söz var biliyorsunuz; “Ne olursan ol yine gel” diyor. Yunus Emre’nin de dediği gibi “Ete kemiğe büründüm, âdem diye göründüm.” Yani bizler çok değerli varlıklarız. Kendi değerimizin farkında olarak algılarımızı yönledirebilirsek herşey çok daha güzel olur..
İçimizde sonsuz deryaları barındırıyoruz. O deryalara dalalım, kendimizi görelim,
kendimizi bulalım
kendimizi tanıyalım ve hayata oradan bakalım…

Unutamadığınız bir anınız var mı, bunu bizimle paylaşabilir misiniz?

Tabiki..
Selanik kökenli olduğum için sirtakiyi çok seviyorum. Çok da güzel sirtaki yapıyorum. Hatta bir anımı anlatayım. Toplantılarım dolayısıyla geçen yıl Viyanadaydım toplantı sonrası biraz hava almak istedim ve sokakta yürüyorum. Bir ara müzik sesleri duyar gibi oldum ve o yöne doğru yürümeye başladım.. Meğer farklı farklı Ülkelerin müzik festivali varmış sokakta..
Harika dedim çocuksu bir sevinçle her farklı Ülkenin müziğini dinleyerek onlara eşlik ederek olduğum yerde dans etmeye şarkı söylemeye başladım
Biraz daha ilerleyince
Yunanistan’dan gelmiş bir grup gördüm sirtaki çalıyorlardı bir anda daldım kalabalığın içine başladım sirtaki yapmaya Zannediyorum beş yüz kişi vardı orada,müzik Harika insanlar tempo tutuyor ve müzik bitmiyor, yarım saat bir saat derken ben hâlâ dans ediyorum En sonunda müzik bitti ve şöyle tekrar bir baktım. Kalabalık üç misli olmuş ve herkes mutlu bir şekilde tempo tutuyor ben zaten dans etmeye başlayınca dünyayı unutuyorum başka bir boyuta geçiyorum adeta..
Dans benim hayatımın bir parçası gibi….
Bu arada insanlar video çekiyor telefonlarına kaydediyor. Selam verdim referans yaptım ki bir alkış koptu,tekrar dans etmeni istiyoruz dediler. Bu sefer Bulgar müziği çalmaya başladı gurub eh.. göçmen kızı olunca göçmen müzikleri daha bir hoş oluyor.
Müziği duyunca yine başladım dans etmeye. Kalabalık daha da arttı ve
Müzik bitti. teşekkür ettim. Müzik yapan grubun şapkasını aldım. O grup adına herkesten para topladım guruba verdim. O kadar mutlu oldular ki çok teşekkür ettiler. Yani böyle güzel anılarım oluyor gittiğim her yerde..
O gece fenomen olmuşum. Beni orada dans ederken çekenler İnternette sokakta sirtaki yapan kadın diye paylaşmışlar. Bunu gören arkadaşlarım da olmuş beni aradılar sen neredesin gerçekten sokakta dans eden sen misin diye sordular… Avrupa‘da böyle de Doğu’da yapabilecek misin derseniz.
Evet Doğu’da da yaptım. Resmi toplantılar ve kültürel ziyaretler için Diyarbakır’a gitmiştim tarihi mekanları ve surları dolaşıyordum baktım sokakta üç tane çocuk muhteşem darbuka çalıyor yanlarına gittim..
Dayanamadım başladım oynamaya.
İnsanlar bir anda toplandı,hiç aldırmıyorum dans ediyorum daha sonra beni izleyenlerle hep beraber halay çektik ve harikaydı…
Tabiki oralarda pek alışkın değiller tek başına bir kadının sokakta oynamasına ama sonra misafir olduğumu ve ne amaçla geldiğimi öğrendiler inanılmaz ilgilendi ler….
Doğunun misafirperverliği gerçekten çok güzel….
Çok seviyorum onları…
Buna benzer tatlı olaylar yaşıyorum zaman zaman.
Yani içinizdeki küçük çocuğu ortaya çıkararak doğallığınızla bütünleşiyorsunuz..
(Bu arada sosyal projeler adına sahneye çıkıyor kimsesiz çocuklar yararına gönüllü konserlerde veriyorum…)

…………………………..
Yani kendimle olduğum zamanları yine kendimle en iyi şekilde değerlendirerek yaşıyorum

Biz kendimize engel olmadığımız sürece kimse bize engel olamaz.”

Röportaj için vakit ayırıp, duygularınızı bizimle paylaştığınız için hem kendi adıma hem de Gazetemiz adına çok teşekkür ederim.
Böyle kaliteli bir Gazeteye beni de dahil ettiğiniz ve güzel bir röportaj yapma imkânı sunduğunuz için asıl ben teşekkür ederim..
Saygı ve sevgilerimle… .

hakkında Oya DEMİREL

Oya DEMİREL

Ayrıca Kontrol Et

RENKLERİN ANATOMİSİ

  ​Türkiye denilince akla sadece bir coğrafya gelmez; akla uçsuz buçaksız bir renk paleti gelir. …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir