Egomuzun bize biçtiği şekilde, yaşantımızda her şey bizim istediğimiz gibi olsun istiyoruz. Etrafımızdaki insanları kendimize göre şekillendirip, orasını burasını yontmak ve bir kalıba sokmak istiyoruz. Tabi ki de bizim kendi istediğimiz kalıba. Bu tamimiyle kendi bencilliğimizden ve özgüven eksikliğimizden kaynaklanıyor. Çünkü bizim istediğimiz gibi olmazlarsa, biz her şeyi kontrol edemeyiz ve böylece işler rayından çıkar diye düşünüyoruz. Hâlbuki bizim olan bizimdir ve birini özgür bıraktığınızda hala sizinle olmayı tercih ediyorsa gerçekten size aittir. Bugün değişik bir yazı okudum. Yazının bir yerinde diyordu ki birine ait olmak istiyorsanız uyum sağlamayın. Siz uyum sağladıkça, kendinizden feragat ettikçe, siz olmaktan çıkıyorsunuz ve o noktada aslında kimseye ait olamıyorsunuz. Kendinize bile ait değilken bir başkasına nasıl ait olabilirsiniz. Özgürlük önemli bir mesele. Yalnızken alabildiğine özgürüz. Peki ya ilişki içindeyken. Niye insanları kendi boyunduruğumuz altına sokmaya çalışıp, isteklerimizi zorla ya da tehditle dayatmak isteriz. Kendimize özgüvenimiz yoksa karşımızdaki insanın başkasını tercih etme olasılığından korktuğumuz için büyük ihtimalle. Hâlbuki bir şeyleri paylaşmak, hayatı paylaşmaya çalışmak böyle bir şey değil. En temelinde güven olan ilişkiler ve karşılıklı karşı tarafa zarar vermeyecek noktadaki özgürlüklere saygı gösterilen ilişkiler uzun soluklu olabilir. Yoksa diğerleri bir noktada patlar. İstediğiniz kadar kısıtlayın, müdahale edin, kontrol etmeye çalışın bunu ne zamana kadar yapabilirsiniz. Ya siz sıkılırsınız ya karşı taraf. Bitiş çizgisine varırsınız. Hâlbuki karşılıklı birbirinizi büyüttüğünüz, birbirinizin gelişimine izin verdiğiniz ve birbirinizi desteklediğiniz bir ilişki içinde olmak beraberinde size huzuru da getirecek sağlıklı bir ilişki içinde olmak demektir. Her birey farklı bir karakter yapısına ve hayat görüşüne sahiptir. Farklılıklara saygı göstermek ve insanları oldukları gibi kabul etmek büyük erdemdir. Ama günümüzde insanlar hayatına katmaya çalıştıkları insanları ilk başlarda olduğu gibi kabul edip ya da bunu öyle gösterip zamanla kendilerine göre yontmak ve şekillendirmek istiyorlar. Elinizde tuttuğunuz bir taş yontucusu ve karşınızdaki insan ise bir heykel değildir. Bu onun yaşam hakkını elinden almaya çalışmak ve benim sana verdiklerimle yetin demekten başka bir şey değildir. Bu içimizde biriktirdiğimiz ezikliğimizin, bencilliğimizin ve özgüven eksikliğimizin bir yansımasıdır. Yapmamız gereken karşı tarafı değiştirmek yerine kendimize dönmek ve bu sorunlarımıza çözüm getirmektir. Yapabiliyorsak, ne var ki böyleleri sorunu hiçbir zaman kendinde aramaz. Hep karşısındakinde görür hatayı çünkü karşısına almıştır. Yanına değil, kalbine değil, karşısına. Böyleleri bana kalırsa sevmeyi bilmeyen, sevgiyi de belli kalıplara sokup hapsetmeye çalışan kişilerdir. Önce bu yanlış hükümlerinden kurtulmaları gerekir. Eğer ceplerinizde taşlar varsa yürürken yorulursunuz. Sırtınızda yük dolu bavulunuz varsa adım atarken zorlanırsınız ve bir noktadan sonra düşer kalırsınız. Birinin elini gerçekten tutmak istiyorsanız önce yüklerinizden kurtulun, özgüven problemlerinizi çözün, ayağınızı yere sağlam basın ama bıraktığınız iz hafif olsun. Elinizi tuttuğunuz kişinin de bir birey olduğunu, farklı bir karakterde olduğunu, bakış açısının farklı olabileceğini hatırlayın. Hayatı yaşamaya değer kılan şeylerden biri bu farklılıklardır. Birlikte yol almaya çalışırken, bu farklılıklar sayesinde gelişiriz, büyürüz, değişiriz. Tabi ki kendi isteğimizle. Ama sizin kendinizden başkasına saygınız yoksa ve herkes sadece sizin baktığınız gibi baksın istiyorsanız o zaman sadece kendi elinizden tutun. Çünkü böylesi bir istekle egonuzdan başka biriyle mutlu olamazsınız.
Velhasılıkelam Evrensel bakış