YER MİSİN? YEMEZ MİSİN?

İçimin sıkıntısını, kendi yapmadığım tercihlerin bedelini, tek başıma, oldukça uzunca zamandır ödediğim şu günlerde, sadece yazmanın beni bulunduğum ruh halinden çıkardığını fark etmemle, biraz zorlanarak hala devam eden iç sıkıntısı ve huzursuzlukla geçiyorum klavyenin başına. Albert Einstein’in Görelilik kuramına göre, geçirdiğim zaman, hissettiğim duyguların yoğunluğuyla, bana göre akıyor ve hatta bazen duruyor… Takvim ve hesaplanabilir zaman dışında, kendi gerçekliğimde, gerçek Dünya’dan oldukça farklı ilerliyor.

Yazmaksa, hemen hemen bütün psikolojik yani ruh ve sinir hastalıklarını ilacı diyebilirim. Bizde korku, öfke gibi şeylere neden olayları ya da kaygı, kurgu gibi düşüncelere sebep olan olayları yazarak içimizden çıkartıp, hem rahatlayıp hem yüzleşerek üstesinden gelebiliyoruz aslında…

Birisine anlattığımızda, anlaşılmak için gösterdiğimiz çaba sonucu bir de anlaşılmamak ve hatta deli olduğumuz düşüncesine dahi kapılabiliyoruz ayrıca. Tükettiğimiz nefes, gösterdiğimiz emek, üstüne bir de kafa karışıklığı da cabası. Sadece kendimizi anlatmaya çalışarak, konuşarak deli, yazarak dahi olabiliriz bence. Yüzüklerin Efendisi, Harry Potter, Game of Thrones gibi gördüğümüz Dünya’ya ait olmayan karakter yaratan dizilerin yazarların, senaryoyu anlatmalarını düşünüyorum bazen. Elf’ler, Hobit’ler, sihirli değnekler… Bunları gördüğünü ya da düşündüğünü anlattıklarını düşündüğümde karşılarındaki insanın suratının ifadesini merak ediyorum… Anlatmak delilik, yazmaksa dahiliğe yol açabilir mi sizce de? Serbest bir akışta, kimse okumayacakmış gibi… Hatta kendimizin bile okumayacağını düşünerek… Sadece yazmak… Belki sonrasında içinde bir sanat kıvılcımı da oluşur mu dersiniz? Hem yarat, hem sanat, hem de zihnini boşalt. Kazan kazan kazan….
Benim için, yazdıklarımın okunacak olması ve paylaşmak, ihtiyacı olan yere ulaşacağına inanmak en büyük motivasyonlarımdan biri… En azından bazılarını…

Hatırladıklarımın, sebebiyle birlikte, bir daha olmayacağını bilerek yazmaksa tek umudum diyebilirim. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak yarınlarda, biliyorum. Bir nevi bağ kesmek, bağlantı kesmek aslında. Karma temizliği yapmanın ağır bir bedeli bu. Zihninde devam etmesindense, yazı olarak çıktı alıp zihni boşaltmak. Aksi takdirde zihin hata yaptığını düşündüğü yere düzeltmek için tekrar tekrar dönerek, aynı acıyı her seferinde yeniden yaşamamıza sebep olduğu gibi, yeniliklere de izin vermiyor. Herhangi bir terapiden daha etkili kolay, çözümsel, paylaşımcı ve ekonomik bulduğum bu yöntemle, özellikle geçirdiğimiz kriz sürecinde, sözün uçmadan yazıya dökülmesi, yaşadığımız coğrafyada bu ve benzeri karmaların yoğun olduğunu ve yazdıklarımın , bu süreçten geçenlere, geçmek isteyenlere ışık olması ise niyetim…

Yine böyle bir döngü sebebi, hafızamdan silinmeyen, şiddetin sebep olduğu zamanın yani gelişim donup kaldığı bir anıdayız… 5- 6 yaş civarı, kız çocuklarının anneye özenerek babaya aşık olduğu evreler, ben babam değil dayıma aşık olduğumu hatırlıyorum ki tam o zamanlar, annem bakımlı ve oldukça makyajlı bir kadın… Bir gün komşuya gideceğinde, eskiyen makyaj malzemelerini çöpe attığını görüyorum. Sonrasında bir arkadaşımı alıp, eve gidip bir güzel oynuyorum. Oynarken ruj oluyor bazı yerler, en kirleniyor sözüm ona. Annemin eve gelmesi feryat figan olması ve beni ya da bizi karanlıkta bırkarak, tuvalete kilitlemesi bir oluyor. Dövüp dövmediğini hatırlamıyorum ancak o zamanlar için ağır geliyor bana… Hamam böcekleri de mi var olduğum yerde bilmem… Bu ve bunun gibi olaylar oluyor epeyce, babam anneme annem bize…
Yakın yıllar içerisinde bir Türk filmi izliyoruz. Üvey anne tuvalete kilitliyor çocuklarını ve korkan çocukların burnundan hamam böceklerini sokuyor. Tırnaklar uzun, ojeli… Annem geliyor aklıma bir de karanlıkta tuvalette geçirdiğim zamanlar. Hamam böceği bu ya, zor koşullarda yaşamasıyla, radyasyona dahi dayanıklı olmasıyla Dünya kahramanlığı arasında, ilk sırada yerini alan böcek, çocuğun burnundan girdikten sonra beyninde üreyerek ve beynini yiyerek çocuğun delirmesine ve çocuklardan birinin ölümüne diğerinin ise delirmesine neden oluyor. Hem bu film hem de yaşadıklarım yakın yıllara kadar ve hatta ilk sevgilimle birlikte olduğum ilk gece dahi ortaya ve karşıma çıkıyor. Aynı olayı ben yaşamışım gibi hissetmem, yaşadığım korku dolu yılların da hem görsel, hem fiziksel hem de zihinsel olarak aradaki bağlantıyı canlı tutmaya yetiyor.
Bazı geceler, ayak tırnaklarımı yerken uyanıyorum… Bir süredir farkında olmadan devam edip bir süre sonra uyandığımda fark ediyorum yani. Yine bir gece, kırmızı siyah bir silüetin gelip beni uyandırıp, babamın terliklerini bana göstermesi, alıp terlikleri eğilip ona verirken ayaklarının ters odluğunu fark etmem ve kapıyı işaret ettiğinde, hiçbir şey düşünmeden kapının kilidini açtığım sırada uyanmamla son buluyor… Sonrasında, annemlerin yanına gittiğime dair bir an var aklımda, korkuyla. Sabah terlikler gece benim koyduğum yerde… Yine ruhani bir inanışa göre kırmızı-siyah, şeytanı temsil ediyor ve 6 yaşından önce insan olarak kalmayı başarmak gerekiyor. O yaşlarda çektiğim acının daha sonra uzunca bir süre tekrarlanmaması, yaşadıklarıma dayanamayıp, hissettiklerimi şeytana teslim ettiğimi gösteriyor bana… Hissetmeye başladığımda anlıyorum. Şöyleki, bundan önce yanlış olduğunu bilerek yaptığım hatalar yani işlediğim günahlarda, hep çaresiz, sessiz kalmak ve sürekli yanlış tercihler yapmak, yapanlara da sessiz kalmak gibi bir hayat yaşatıyor bana. İçimde bir yerlerde, bir gün geçeceğine dair saklı bir inanç taşıdığımı hatırlıyorum.

Lisede bir gün, ergenlik başlangıcı zamanları, annem beni ve yanımda bir kız arkadaşımı terziye kıyafetlerini almaya yolluyor… Kıyafetini getirdiğimizde bir yere yetişecek çünkü. Başka alternatifi var mıydı, yok muydu bilmem? Alıyoruz kıyafetini almasına ama arkadaşımın da biraz ayartmasıyla, epeyce oyalanıyoruz. İçimde korkunç bir sıkıntı, çocukluğumdaki gibi, ancak artık daha da çok. Eve gittiğimizde annemin kapıyı açmasıyla birlikte, arkadaşımın yanında elinde tahta bir kaşıkla bana saldırması bir oluyor. Kaşık kırılıyor, yere düşüyor, ben karanlığa doğru gidiyorum… Kendimi küçük düşmüş, suçlu ve rezil hissediyorum…
Yemek kaşığı bilinçli mi, yoksa öylesine bir tercih mi? Anne ve yemek ilişkisiyle bağlantısı var mıdır? Sizce?
O gün bugün, uzun yıllar süren yeme bozukluğum başlıyor. Hayatımın en zor sınavlarının, bir çok psikolojik rahatsızlığımın temelleri atılıyor. Arınma sürecimde yıllarıma damga vuruyor. Yemeden yaşamaya çalışmak, hayatın en yoğun dönemlerinde dahi devam ediyor. En zorlandığım, hayatımı uzun bir süre kabusa çeviren kısım başlıyor… Ve hatırlamakta zorlandığım uzun yıllar da oluyor arada. Yemekle terbiye edilmenin ve hatta aç bırakarak sınav yapılmanın başlangıcı sanırım. Bir kere eski eşime şakadan da olsa ‘’aç bırakırım seni’’ dediğimi ve güldüğümüzü hatırlıyorum. Şimdilerde baktığımda ise, ona söylediğimdeki hırs, ses tonu ve yüz ifadesi bana ait değilmiş gibi hissediyorum. Böyle bir cümleyi, nereden bildiğimi dahi hatırlamıyorum… Lise son sınıfta, ilişkimin olduğu zamanlar, yemek yemeyi bırakıyorum. Minyon biri olmanın etkisi bir kilo almak ya da vermek çabuk etki ediyor görünüşte, 38 kiloya kadar düşüyorum. Annem doktor olan komşumuza rica edip, evde serum taktırıyor bana. Annemi, yüzüme dahi baktığını, dokunduğunu bile hatırlamıyorum o sıralar. Hatta birkaç anı dışında hayatımın en silik yıllarını yaşıyorum, hafıza kaybına da neden oluyor. Yemek yemeyi istememenin alt yapısı, büyümeyi reddetmek aynı zamanda… Çocukluğumdan kalan, eğitimci gözüyle baktığımda, çocuklarımıza yanlış yola teşvik eden bir okul duası çıkıyor karşıma.
‘’YEMEZSEM BÜYÜYEMEM, OKULUMUZA GİDEMEM.’’
Peki diyor çocuk, önce bana ne yapmayacağımı söyle, sonra düzeltmeye uğraşırsın.
Görünüşte masum olarak görünen bu dua, işaret ettiği yöntem açısından pek de masum değil aslında. Çocuklarımıza ne yapmamasını değil, ne yapmasını istediğimizi söylememizle çözümlenebiliyor. Beynimiz –me – ma olumsuzluk eklerini algılayamadığından, ilk söylediğimiz emir kipi olarak algılanıyor ve çocuklarımız, içimizdeki çocuk dahi, bunu yap olarak algılıyor. Çocuklarımızın ısrarla yapmaya devam etmesi sonucunda ebeveynlerin onlara kızması veya şiddetle ya da engellemeyle karşılaşmasına kadar varabiliyor. Sebebiyle açıklayarak yapmasını istediğimiz şeye dair alternatif ürettiğimiz her eylem çocuk için öğrenme ve sonrasında istendik davranışı yaptığında aldığı takdir ve teşekkürle birlikte kalıcı öğrenmeye neden oluyor.
Bu durumda bunu yap-ma demek yerine kullandığımız, ‘’Bunu yaparsan seviririm… Çünkü…. ‘’ olarak kurduğumuz cümleler süreç uzamış olsa da sonucu kalıcı kılabiliyor. Çünkü, içinde sevgi, sevinç gibi duygularımızı ifade eden kelimeler, çocuklarda ve yetişkinlerde isteğin ve verilen değerin artmasına sebep oluyor. Çünkü, her çocuk anne babasını sevindirmek ister, anne babalar da çocuklarını geliştiğini ve mutlu olduğunu…

Anasınıfında okuduğumuz ve hala çocuklarımıza okutulan bu dua, bilinçaltımıza, yemekle büyümeyi eşleştirmesi ve hatta yeme bozukluğuyla okula gitmemek gibi bir bilinci kullanabilecek bir kod yazıyor aslında.

O yüzden hep tatlı dilden bahsederiz, sözlerin sihirli olduğundan ve hatta en ağırının dil yarası olmasından…
Ne dersiniz hep birlikte, konuşmalarımızı yeniden programlamanın, seçici davranıp hayatımızı güzelleştirmenin zamanı çoktan gelmedi mi sizce de?

ANADOLU KALBİ’NİN UYANIŞI
Funda TUNÇ

hakkında Funda T.T

Funda T.T
Bildiğiniz üzere, ben bir yazarım. Bana yazarım, bize yazarım, ona yazarım, kışa yazarım, yaza yazarım... Aklıma yazarım, mutluluğa yazarım. Derine yazarım, şerefine yazarım. Sonsuzluğa yazarım, sevgiye yazarım. Beyaza yazarım, renklere yazarım... Nefese yazarım, suya yazarım... Dudaklara yazarım, öpücüğe yazarım. Neşeye yazarım, ışığa yazarım... Sağlıga yazarım, toprağa yazarım. Derde yazarım, dermana yazarım. Sessizliğe yazarım, kar tanelerine yazarım... Dünya'ya yazarım... ANAdolu'ya yazarım. Sana yazarım, gözlerine yazarım. Bir'e yazarım, bütüne yazarım... Öle yazarım ölmem de Aşk'a yazarım... PeriFunYoga

Ayrıca Kontrol Et

NE HALDEYİZ…

  Ne hâldeyiz… Artık bu bir soru değil, her sabah yüzümüze çarpan bir gerçek. Bir …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir