İMAN

Hakikatte her şey iyidir. Bizim iyi olana ulaşma yolculuğumuz yaşam hikayemizi oluşturur. Duygu ya da frekans aralığı olarak ‘’korku’’ gerçektir. Ancak korktuklarımız, gerçek değildir. İçinde bulunduğumuz sosyal, duygusal, ekonomik ve fiziksel çevre yani sistem tarafından yaratılmıştır. Ancak, duyduğumuz veya gördüğümüz her olay içerisinde derin bir anlamla birlikte onu gerçeğe ulaştıran sihirli bir MAYA bulunur. Dünyevi sistemin yöntemi; böl, parçala, yönetken, tekniği ise korku yaratmaktır. İlahi istem ise bunun dönüştürebilecek güçlü bir inanç sistemine tabidir. Ve henüz anladığım kadarıyla bu güce ‘’İMAN’’ denir. İşte tam da bu yüzden birçok yaşanmışlık veya bir çok düşünce, hayatımızın karanlıkta başlayıp, sanat ve bilimin ışığıyla öğrenerek, eğlenerek aydınlanmasıyla devam eder. Dünkü farkındalığımla ve Judith Malika Liberman’ın  kitabından okuduğum bir cümleyle geçiş yapmak isterim. ‘’Dünya’mızın bizim tuhaflığımıza ihtiyacı var.’’ Ve hatta, dün örgü örmek için ip almaya uğradığımdaki farkettiğim ve hatta adının hikayesinin nasıl oluştuğuna dair beni güldürmeyi başaran o isim ‘’TUHAFİYE’’

Kendimce bir yorumla, bu dünya yaşantısı içerisinde, iple, bocukla, renklerle, yünlerle ve daha niceleriyle, el emeği ve gözünün ışığını katarak güzel şeyler yaratmaya cesaret eden çoğunluğu kadın nadiren de olsa erkeklerimizin, yeni ve güzel şeyleri yaratmasının, ne kadar tuhaf gelebileceği oldu. Tuhafiye benim yorumumla, tuhaf farklı olanı, iye ise sahipliği tanımlayan bir kelimeyse, farklı olana sahip yani ulaşmış olanı temsil ediyor. Ve her durumda, yaptığımız şeylerin güzelliğini ya hediye ederek ya da kullanarak göz hitap edecek şekilde paylaşıyor olmuyor muyuz? Bu da bizi, benim olsundan, bizim için olana doğru yüceltiyor ve yükseltiyor kanımca.

İçinde bulunduğumuz beş duyumuzla algıladığımız, gözle görebildiğimiz, kulaklarımızla duyduğumuz, tenimizle hissederek, burnumuzla kokusunu, ağzımızla aldığımız tadı duygulara dönüştüren bir inanç sistemi vardır. Bu da gerçek olduğunu düşündüğümüz Dünya ile hakiki Dünya arasında kurduğumuz bir köprüdür. İnancımız bizim ne yaşayacağımızı belirler.

İzlediğim bir dizide, hani hepimizi bir dönem ekranlara bağlayan, insanlar arasında tesadüf olarak nitelendirdiğimiz bağlantıların nasıl kurulduğunu ve hatta nasıl çözümlendiğini bize anlatan muhteşem dizi. ‘’LOST.’’ İsminin Türkçe’si her ne kadar kayıp olsa da, kendimizi nasıl bulacağımıza dair güzel yöntemleri anlatır.  Şimdi o diziden ilham aldığım bir yöntem olarak, bir şeyden korktuğumuzda, içimizden veya dışardan bir etki olabilir, gözlerimiz açık ya da kapalı 10’a kadar sayarak nefes almak, korkumuzun temizlenmesine ve hormonlarımızın yeniden dengelenip, kendi merkezimizi yeniden bulmamıza neden olur. Biz 10 saniye hayata mola vermeye cesaret ettiğimizde dünya dönmeye, yaşam akmaya devam eder. Hayat bizsiz de devam eder ancak bizimle bambaşka devam eder.  Hani denir ya denemesi ‘’bedava’’ diye. İşte, benim sihirden kastettiğim, dünya gerçekliği dışında keşfedilen, duygusal yönlerimizi bilimle buluşturan, hepimizin inanç sistemini yeniden düzenlememize yardımcı olan yöntemlerdir. Bu birçok dille anlatılabildiği gibi, geçmişimizden yani toprağımızdan bazen de içinde bulunduğumuz karanlığı aydınlığa çıkarırken, geleneklerimizden, destan ve masallarımızdan, Ana ve Ata’larımızın bize bırakmış olduğu, kalıcı mirasımız olan dilimizle geçmenin güzelliği, kendi hayatımızın masalımsı gerçeğiyle destanlar yazmamıza neden olabilir.

Dilimiz geleneksel, yöntemimiz ise bilimsel olduğunda, yatay ve dikey geçişlerin buluştuğu yerde, inancımızı yani iyi olana inancımızı, sözüm ona Allah’a olan inancımızı bularak, anda gerçekleşen mutluluğumuzla huzuru yakalamış oluruz. Hani kortizol dediğimiz stresin neden olduğu hormonun yükselmesiyle birlikte, serotonin hormonumuzun yani mutluluk hormonumuzun düşmesine sebep olan o duygu durumuna geçmiş oluruz. Önce bir yöntemle aklımızı ikna ederek başlayıp, korkuya sebep olan yaşanmışlığı fark ettiğimizde, nefes alarak, sayıların sihirli Dünya’sından 1’den 10’a kadar sayarak, zamanın kendiliğinden akışına bir 10 saniye kadar mola vermeye cesaret ettiğimizde, sevdiğiminiz bir duygu durumunu yani heyecanı yaratan adrenalin salgılamaya başlarız ki o da bizi hayata bağlar.

İyi hissederek düşündüğümüzde heyecan, kötü düşünerek yaşadığımızda ise korkuya neden olur. Elbette tercihimiz heyecandan yana olduğunda, nefeste kavuşalım derim. Haydi o zaman kendi gerçeğimizi bulmamızın şerefine olsun bugün de.

Hem beynimizin sağ tarafına hem de beynimizin sol tarafına hitap edecek şekilde yazmaya çalıştım ki, bir taraf diğer tarafa kolaylıkla anlatsın. Bilen bilmeyenle olan da olmayanla paylaşsın ki çoğalalım. Canım kutsal kitaplarımızın işaret ettiği o yolda, elimizde, gönlümüzde, aklımızda ne varsa birbirimizle paylaşmak üzere buradayız. Dünyevi adaletsizliğin, büyülü bir çözümü aslında söylediğim.

Nefes al, nefes ver…

Allah’ın izniyle… Allah’a güveniriz.

Günümüz günlerimiz, paylaştıklarımızın erdemiyle, dayanışmamızın gücüyle kut olsun, kut dolsun. Sadece iyi olana inanacağımız bir ömür olsun.

Size ulaşmamı sağlayan bütün gerçekliğe, sizi bana beni size verene… Şükürler olsun…

Anadolu Kalbi’nin Uyanışı

Funda T.T

222

hakkında F T

F T
Bildiğiniz üzere, ben bir yazarım. Bana yazarım, bize yazarım, ona yazarım, kışa yazarım, yaza yazarım... Aklıma yazarım, mutluluğa yazarım. Derine yazarım, şerefine yazarım. Sonsuzluğa yazarım, sevgiye yazarım. Beyaza yazarım, renklere yazarım... Nefese yazarım, suya yazarım... Dudaklara yazarım, öpücüğe yazarım. Neşeye yazarım, ışığa yazarım... Sağlıga yazarım, toprağa yazarım. Derde yazarım, dermana yazarım. Sessizliğe yazarım, kar tanelerine yazarım... Dünya'ya yazarım... ANAdolu'ya yazarım. Sana yazarım, gözlerine yazarım. Bir'e yazarım, bütüne yazarım... Öle yazarım ölmem de Aşk'a yazarım... PeriFunYoga

Ayrıca Kontrol Et

TİTANİK RİSK ANALİZİ …

“En İyisini Ümit Ederken, En Kötüsüne Hazırlanın!”  “Denizde kırk seneye yaklaşmış olan deneyimimin tamamen olaysız …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir