ÖĞRENME SANATI

Günlerdir aklımda olan, dün de sevdiğimle sesli okuyarak masallardan sonraki ilk canlı, sesli kitap okuyuşumuzda karşıma çıktı.
Korku ve suçluluk duygusu zengin adamları avlayan iblislerdir. Umutsuzluk ve aşağılık duygusu da fakirlerin yakasını bırakmadığını da belirtmeliyim. SHANTARAM – GREGORY DAVID ROBERTS

“Para, şeref, onur ve itibarla kazanılır,” yazmışım geçmiş günlerden birinde. Zenginlikten bahsederken hep sorarım: “Hangi zenginlikten bahsediyorsun?” diye. Önce sorduğum kişi genelde afallar, sonrasında ya para ya da her ikisi de diyerek cevap verir. Şimdi düşündüm de manevi zenginlik diyen oldu mu diye… Vardır illa ki. Bu arada, senli benli konuşmalar olacak yazdığım her satırda… Resmi dilde olan çoğul kişilik, sizli bizli konuşmaları yazdıklarıma da taşımak istemiyorum. Samimiyetimiz, sana verdiğim değerle ve saygıyla baki kalsın ki yazdığımdaki içtenliğim sözün de ötesinde gerçekleşen samimiyetimdir.

Şimdi parayla, yani ekonomik özgürlükle ne alakası var canım benim, herhangi bir şeyi sevmemin, saymamın, değer vermemin diyebilirsin.

İçimiz rahat, temiz yollarla, emeğimiz ve alın terimizle kazandığımız bir parayı düşün bir de diğer insanları mutsuz ederek, başkalarının hakkından alarak, kazanmadan aldığımız bir parayı düşün…
Kimsenin haberi olmasa hakkını yediğin kişinin ve kendinin haberi var bu durumdan. Gece uykumdan kan ter içinde uyanırım, aynı şey bana yapılabilir diye korku içinde güvensiz yaşarım belki de… Değerden bahsettim ya, en önemli, olmazsa olmaz hayat değerimi, güven duygusunu çoktan paraya yüklemiş bile olurum. Parayı kullandıkça, diyemiyorum harcadıkça güven değerimi de harcamaya başlarım. En nihayetinde param bittiği zaman kendimi değersiz hissetmeye başlayabilirim.

Emeğimin hakkıyla kazandığım parayı ise güvenle kullanıyorum. Yeniden kazanabilirim ve hatta o parayı daha da değerlendirebilirim. Ve hatta diğer insanları da dahil edecek, onlara iş ve kazanım imkânı sunacak şekilde işler kurabilir, yeni kaynaklar yaratacak gücü elimde tutarak yeni girişimlerde bulunabilirim. Paraya saygı duymak oldukça değerli ancak kaynağına saygı duymak ve hatta temiz tutmak da ayrıca değerli bence.
Sevmek ise bambaşka, sevgiyi ortaya çıkaracak şekilde bütün insanlığın hizmetinde, değer kazanacak şekilde eşitliği, insan haklarını ve bu durumun yarattığı teşekkür, minnet ve coşkuyla ekonomiyi yönetmekten geçiyor bence…

Henüz bu durumu yaşamaya başlamadıysan da gözlerini kapatıp bir iki dakika iliklerine kadar hissetmeni dilerim. Bir insanın emeğini ortaya koyarken gösterdiği gücü, ürün ortaya çıktığında gösterdiği gururu, kazandığı parayla ailesi, çocukları için yaptığı alışverişi eve götürdüğünde gözlerinden kalplerine ve sonrasında midelerinde oluşan mutluluğu. Doymanın verdiği rahatlığı, “eline sağlık” derken duyduğu minneti, iyi beslenmenin yarattığı sağlığı… Evet evet. Sebebi sensin… Emeğinle, severek, sayarak kazandığın parayla insanlar için yarattığın o alan… Hepsi birbirine bağlı… Madalyonun diğer tarafından biraz yazdım… Bu konuda kendi adıma yaşadıklarım çok olmasından sebep, her iki taraftan da görebilmem.

Şükür sebebi canım Türk Liramızın, senin gibi benim gibi, dünyanın güzelliğine yarayacak şekilde insanların eline geçmesi, bence belki de artık bu dizelerden sonra zamanı da gelmiştir, ne dersin?
Fazla paranın insanı değiştireceğine inanılır ve de söylenir ya hep. Bu neden en iyi yönde, birbirimizin haklarını gözeterek, yaşadığımız ülkenin manevi değerlerine katkıda bulunacak şekilde olmasın? Bir insan maddi zenginliğe sahip olup onurlu ve şerefli olabildiği gibi… Maddi yönden fakir olup, aynı şekilde tam tersi de olabilir. Yani aslolan burada, hedefimiz, niyetimiz ve karakterimizdir.

Elbette, ikisi arası geçişlerde tüketmek ve üretmek arasındaki tercihlerimizde hatalar yapabilir, bazen yanılabiliriz. Ancak her hata bir sonraki evrede yeniden yapılmamak üzere gerçekleşen bir öğrenme sanatıdır.
Bu durumda, kadim kitaplardan ve yaşadıklarımdan öğrendiğim kadarıyla, her iki taraf ancak dayanışma içerisinde, iş birliğiyle, paylaşarak ve bazen de yardımlaşarak bu duyguların üstesinden gelebilir. Hatalarımız fark edildiğinde ve af dilendiğinde yaratımın affına tabi olup, yeniden düzenlenmek üzere bize zaman tanınarak telafisi mümkün gerçekler yaratmak üzere bize verilebilir.

Komşun açken sen tok yatma… sözü işte tam da bu durumda geçerliyken, Dünya’nın başka bir yerinde biri üşüse, bizim içimiz titrer. Her ne kadar sebebini bilmiyor olsak da. Hiç tanımasak dahi bağımız var, bağlantımız var. Aynı kalpten bağlıyız, aynı havayı soluyoruz, aynı rahimde büyüyor, aynı rahmandan güç alıyoruz.
Bu değerlere ve bu bakış açısına sahip olan hepimize bol kazançlar, bolluk ve bereket içerisinde harikulade kazanımlar diliyorum.

Bunları okuduğuna göre de seviliyorsun…

Allah’a şükürler olsun.

Sanat medeniyet, medeniyet ise baharı getirir. Herkesin hayalidir baharda gezip yeşermek. Sanat olacak ki devlet çiçek açsın… demiş canım Haldun Dormen. Ben de diyorum ki; sanat olacak ki hayat çiçek açsın.

Sevgi ve saygılarımla.

hakkında F T

F T
Bildiğiniz üzere, ben bir yazarım. Bana yazarım, bize yazarım, ona yazarım, kışa yazarım, yaza yazarım... Aklıma yazarım, mutluluğa yazarım. Derine yazarım, şerefine yazarım. Sonsuzluğa yazarım, sevgiye yazarım. Beyaza yazarım, renklere yazarım... Nefese yazarım, suya yazarım... Dudaklara yazarım, öpücüğe yazarım. Neşeye yazarım, ışığa yazarım... Sağlıga yazarım, toprağa yazarım. Derde yazarım, dermana yazarım. Sessizliğe yazarım, kar tanelerine yazarım... Dünya'ya yazarım... ANAdolu'ya yazarım. Sana yazarım, gözlerine yazarım. Bir'e yazarım, bütüne yazarım... Öle yazarım ölmem de Aşk'a yazarım... PeriFunYoga

Ayrıca Kontrol Et

ÖZGÜRLÜK MÜ ; ÇÖKÜŞ MÜ..?

  “Bugün özgürlük diye alkışlanan, yarın toplumun çöküşüne dönüşebilir.”   Mübarek günlerdeyiz… Rahmetin, merhametin, sabrın …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir