GERÇEK KAYNAK

GERÇEK KAYNAK
Bu güzel Eylül akşamında, bana öğretilenden, bildiğimden ve bundan önce yazdıklarımı hissederken yaşadığım hayattan bambaşka bir boyutta yazıyorum. Ve hala öğrenmeye ve öğrendiklerimi aktarmaya devam ederken yaşıyorum… Daha önce olanlar, hissedildiği anda ve yaşandığı anda gerçekti… Sana, bana ve bütünün iyiliğine mühürlendi.
Şimdi yazdıklarımda bugünün gerçeklerini yaşarken yazdıklarımla ulaşacak sonsuza. Ve hem biliyor hem de inanıyorumki, sadece anlam verdiğimizde gerçek olacak.
Bugün Ot Dergisi’nin geçmiş yıllarında okuduğum, İlkay Yıldız’a ait yazılarından birinde diyor ki;
İyi haber; Deli değil… Ancak nasıl tedavi edeceğimizi bilmiyoruz.
Şimdi anlatacaklarım tam da bununla ilgili. Konu konuyu açar ya işte tam da öyle. Bugün dergide yazanlardan oldukça güzel beslendim. Benim için, yazılanları okumanın en güzel yanı ise, geçmiş yıllara ait yazılar olsa da bugün dahi aynı lezzetiyle okunmaya devam etmesi.
Spritüalizm yani ruh bilimi, bağlantılarla kurulurken, psikoloji bağlantılardan uzak, kişinin kendisiyle ilgili olduğunu varsayarak hastalık olarak niteleyebilir, çözümlemeye çalışır ve hatta farklı isimlerle etiketleyerek, bu bağlantıları bulmak ve iyileştirmek üzerine yoğunlaşır, psikiyatri servisi aracılığıyla ilaçla zihnimizi uyuşmasına ve bu bağlantıların zayıflamasına neden olabilir.
Gerektiği zaman destek alınmalıdır da elbette. Bu nedenle yazdıklarım sadece tavsiye niteliğinde, kişinin özgür iradesine bağlıdır.
En nihayetinde, bulunduğumuz çağda ilaç, uyuşturucu, alkol, yemek, oyun, sosyal medya bağımlılıkları da, alışkanlıklarımız arasında oldukça popüler. Eğer bir şeyi tükettiğimizde ya da yaptığımızda keyif aldıysak onu yeniden yapmaya, yemeye, tüketmeye odaklı bir zihinsel idare içerisindeyiz. Ve elbette, tüketim alışkanlıklarımızı belirleyen, destekleyen bir şehir sistemi, televizyon, sosyal medya ve oynadığımız internet oyunları gibi bir sarmala dahil olduğumuz gerçeği de var tabi.
Hal böyleyken, sadece uyuşarak fark etmediğimiz olaylar, bağlantılar, duygular, anılar fiziksel bedenimizde birikerek, uzunca bir zaman içerisinde kimyasalların da etkisiyle, ciddi fiziksel hastalıklara yol açabilir.
Köklerden, geçmişimizden, bağ kurduğumuz bütün insanlardan bize duyusal ve duygusal olarak bağlıdır. Nasıl ki Matrix filminde rakamlar akar, yaşam sebebimiz nefes, yiyerek, içerek tükettiklerimiz aracılığıyla ve yaşadığımız her anda bu akış devam eder. Biz farkında olsak da olmasak da.
Birçok psikolojik rahatsızlık, aile bireyleriyle, arkadaşlarımız, geçmiş ilişkilerimizle alakalıdır. Bipolar olarak nitelendirilen, mani depresif hallerimiz, yani mutluyken çok mutlu ve enerjik, mutsuzken de en dibine vurmuş kadar çaresiz hissettiğimiz, iki uç nokta arasında gelip giden ve oldukça yoran bir rahatsızlık hali ya da ruh hali diyeyim, özellikle geçmiş yaşamımızda aile ilişkilerimizi affetmemek ve hatta onların bizi affetmemesiyle bağlantılı bir durumdur.
Birbirimize dair, iyi hissettiğimiz ve olumlu düşündüğümüz mutlu anlar ise, gerçek cennetimizin tasviridir. Diğer tasviri yapmaya gerek duymuyorum bile şu an. Yaşayan bilmeli, bu durumu yaşamayan da alıp bilgeliğini cebine koymalı bana göre.
Şöyle ki, bir anda aklımıza gelen ideal bir fikir uzun zaman görüşmediğimiz bir dost ya da hissettiğimiz o ana ait olmayan bir duygu, bu şekilde bedenimizin her hücresinden geçer. Aklımıza geliveririr.
O an farkında olmak, yakalayarak çözümlemek için, ayık kalmak ve hatta bazı zamanlar arınmak için oruçlar tutmak, kendimizi görmemiz ve fark etmemiz için gereklidir. Gün içerisinde belirli zamanlarda hareketsiz durarak nefes almak, meditasyon da deniyor, dinlenmek için kısa molalar vererek bedenimizden ve zihnimizden geçenleri fark etmek için iyi bir yöntem.
Ve hatta hazırlık aşaması için de bedenimizi bu akışa hizalamak ve farklı yönlerden akış alabilmek için ise yoga gibi kadim bir yöntemle, paralel ve meridyenlere uyumlanmak, nefes aracılığıyla da buradaki akışları temizleyerek, temiz net bilgilere ulaşmak mümkün. Bu arada spor aktivitelerini doğuran ana, yoga olarak nitelendirilebilir. Ve hatta bence bu hareketlerin gerçek hayatta can bulmuş hali de doğada yaşam, çiftçilik… Dengeli ve keyifli ruh hali geçişleri, farkındalığın artması, yaşadığımız her şeye yansıyor diyebilirim.
3 gün sadece su içilerek tutulan oruçlarla, yapılan temizlikler ise, ruh halimizi oldukça sakinleştiriyor, aklımıza gelenleri güzelleştiriyor. 21 günden 40 güne kadar tutulabilen, şeker oruçları ise şekere dönüşen her şeyi kapsıyor. Şekerli olan yiyecekler, karbonhidrat içeren bütün besinler, alkol ve hatta şeker içeren bütün meyveler diyebilirim. Süreç ilk günler için biraz zorlayıcı olsa da, kendimizi iyi hissetmeye başladığımızda, gösterdiğimiz kararlılıkla yol almamızı sağlıyor. 21 gün hücre değişimleri ve 40 gün ise değişimi netleştirmek için belirleyici oluyor.
Sonunda kazanımımız, kendimizi bulmak, kendimizi duymak, akıllanmak, bilinçlenmek ve hatta mutlu olmaya varacak kadar iyi hissetmek olabiliyor. Sindirim sistemimiz bilim insanları tarafından duygusal beyin olarak nitelendiriliyor. Ve hatta bazıları, duygularımızın hayatımıza yön verdiğini belirterek, öncelik olarak belirtiyor. Farkındalık ve alınan sonuçların, kişiye göre değiştiğini ve bireysel farklılıklarla hepimizin kendimize özgü hissettiklerimiz olacağı görüşündeyim.
Bir de bu sürece ek olarak, belirli sürelerde hayvanlardan aldığımız gıdalara mola vermek, bırakmak kendi sinir sistemimizi tanıma ve arınmak üzere kullanılan yöntemlerden biri.
Yani söylemek istediğim, ilahi süreçte bahsedilen bir acı evresi hastalık, arınma süreci oruçlar yani detoks, irade gücüyle birlikte aydınlanmaya giden yolu oluşturuyor.
Bu anlamda hem kurduğumuz bağlantılarda kendimizi hem ailemizi hem de yaşadığımız gerçekliği görme, tanıma, anlama, yorumlamak ve yazmak gibi yeteneklerimiz ortaya çıkabiliyor. Bir başka boyuta geçmiş daha farklı hissederek yaşayan bir insan olarak da yoluna devam edebiliyor insan.
Bu konuda ilk önerim, başlamak ve yapmaktan öte, düzeni mutlaka korumak. Yani bırakmamak… Yani o halkayı koparmadan devam etmek… Alışkanlıkları dönüştürmenin en iyi tılsımı, yeni bir şeylere başlamak. Başlamak bırakmanın en güzel ilacıdır bana göre.
Ve son önerim ise, bu etkinliklere başlamadan önce, yeni keyif alacağımız yemekler, müzikler, filmler, spor ve sanat aktivitelerine başlayarak, yavaş yavaş hedefimizi belirleyerek ilerlemek olabilir. Ve hatta takvim belirlemek ve günlük tutarak kendimize olan güvenimizi, süreci yaşarken izlemek de mümkün.
Yazıyı okurken, bulunduğumuz sosyo-ekonomik durumları göz önüne alarak ‘’Bunların zamanı mı? ‘’ diyenlere sesleniyorum… Ohooo şimdi işte tam zamanı. Özellikle ülkemizin bu karışık durumunda, gerçekten neler yapabileceğimizi bilmek ve öğrenmek için… Hem de gerçek kaynağından.
Yaşananlar her ne olursa olsun, yüzlerimiz hep gülsün. Bakalım o zaman neler değişiyor.
Özellikle bu dönemde, gücümü yeniden toparlayıp yazmama sebep, hepimizin önce duygusal yönetimimizi, hayatı kontrol etmeye çalışırken ortaya çıkan öfke kontrolümüzü elimize almamız gereken dönemdeyiz.
Karar verip, yolculuğuna hemen başlayanlara kolaylık ve güç diliyorum. Ve hatta deneyimleme şansını yakalayanlar, farkındalıklarını benimle paylaşmak isteyenler olursa da memnun olurum.
F.T.T
CUMHURİYETİ YAŞATACAK SİZLERSİNİZ.
Mustafa Kemal Atatürk

hakkında F T

F T
Bildiğiniz üzere, ben bir yazarım. Bana yazarım, bize yazarım, ona yazarım, kışa yazarım, yaza yazarım... Aklıma yazarım, mutluluğa yazarım. Derine yazarım, şerefine yazarım. Sonsuzluğa yazarım, sevgiye yazarım. Beyaza yazarım, renklere yazarım... Nefese yazarım, suya yazarım... Dudaklara yazarım, öpücüğe yazarım. Neşeye yazarım, ışığa yazarım... Sağlıga yazarım, toprağa yazarım. Derde yazarım, dermana yazarım. Sessizliğe yazarım, kar tanelerine yazarım... Dünya'ya yazarım... ANAdolu'ya yazarım. Sana yazarım, gözlerine yazarım. Bir'e yazarım, bütüne yazarım... Öle yazarım ölmem de Aşk'a yazarım... PeriFunYoga

Ayrıca Kontrol Et

Çocuklar Oyun Terapisinde Duygu Aktarımını Nasıl Yapar?

                  Çocuklar Oyun Terapisinde Duygu Aktarımını Nasıl …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir