Geçmiş çağların bıraktığı, fiziksel güç aldatmacasının yarattığı savaşların anlamını yitirdiği bu dönem, hayat yeniden yazılmaya ve kendi aklımızca da yeniden okunmaya ev anlam kazanmaya başladı. Hissettiklerimiz rehber olmakta, anladıklarımız güç vermekte, görselleştirdiklerimiz ise kendi gerçeğini yaratmakta.
Gücün ise somut dünyaya para, mülkiyet, kariyere atfedildiği, toprak ve barış için, kılıç kalkan ve ateşli silahla savaşılan dönemlerin geride kaldığı bilim, spiritüalizm, felsefe, sanat ve edebiyatla uyumlanmaya başladığımız bir çağdayız artık. Ve akılla sevginin birleşerek yeniden gücünü kazanmaya başlatan erille dişilin dans etmesi, enerjinin yükselişini kutlayan ve kutsayan, hayatın anlamını, hareketin enerjisi ve aklıyla yazma farkındalığına ulaşan bir ‘’insan’’ nesli yükselmekte… Her yaştan, her bölgeden, her meslekten…
Doğasıyla, içinde büyüdüğü kadınla, annesiyle, gücünü aldığı adamla, babasıyla, barışmakta ve üstüne kendi gerçeğini, ailesini, aklını, yaşamını yaratmakta olan bir insan neslinin yükselişine tanık olmaktayız.
… Dünya’nın merkezi, üçüncü gözü olan bu topraklarda yaşamanın bilincini alan, çalışkanlığı ve dürüstlüğüyle aldığı soyun anlamını bastığı topraklara bırakan canım Ana’dolu Kadını ve erkekleri… Bir de bunun peşi sıra içinde yaşadığımız toplum kültürün kırılma noktalarından yara almak, yaralamak ve onları telafi etme sorumluluğu var tabi gerçekte…
İzin alınmadan şuursuzca yapılan yorumlar, sorular özellikle kendimizi iyiliklerle beslemekte zorlandığımız bu dönemde, karşımızdaki insanı yaralıyor, üzüyor, küçültüyor. İyi düşünme alanı dediğimiz ‘’aura’’mızda delikler açıyor ki bunun acısı önce arkadaşımıza, sonrasında bana, yaşadığımız topraklara ve bir olarak yaratıldığımız bütüne yansıyor.
*Ev senin mi, kira mı? Ne kadar ödüyorsun?
– Hayatı maneviyattan görüyorum. Bu benimle ilgili özel bir konu.
*‘’Evli Misin?’’
– Seviyordum ancak gönlüme göre olmadı… Ve seni neden ilgilendiriyor.
*Çocuğun var mı? Evlenmiyor musun?
-Tedavi görüyorum, hastayım… Sorma amacın nedir?
* ‘’Ne iş yapıyorsun?’’
-İki üniversite bitirdim ancak yaşadığımız sistemde karşılığı olmadığı için işsizsim. Hayatta değer verdiğin şeyler nelerdir.
*‘’Kilo mu aldın? Kilo mu verdin? Saçın mı uzadı?
-Duygusal boşluğumdan, karşılanmamış ihtiyaçlarımdan dolayı çok yiyorum çok içiyorum…
Bu sorular gibi daha niceleri, bizi tamamlamaz karşımızdakini de, yeniden yaralı olduğu yerden zedeler ki işte ‘’nazar’’ dediğimiz semptom da güvenimizin olmadığı yerden vurulmakla başlar.
Soru sormanın, yorum yapmanın, yargılamanın, damarlarımızdaki asil kandan alıp, memleketimizin bütününe yayma, beraber halay çekeceğimiz o günlere doğru inançla, birimizin diğerinin çocuğunu okuttuğunu, bir diğerimizin eşimizin saçını kestiğini, bir diğerimizin sokaklarımızı temizlediğini fark ettiğimizde, hissettiğimiz saygıyla;
Birbirimizin emeğine, sevgisine, gücüne, desteğine, saygısına ihtiyacımız olduğunu hatırlayıp, umudumuzla, nice canların bize bugünleri bırakmak üzere toprak olduğu güzelim memleketimizde, birbirimize sahip çıkmanın ve müsaade isteme asaletini yeniden elimize alma zamanımız gelmedi mi sizce de?
Mesela adabımız vardır bizim. Birine çaya gitmeden haber vermek… Geçmiş yıllarda daha telefon olmadığı zamanlarda, bizi gönderlerdi annelerimiz haber vermeye… ‘’Müsaitseniz annemler size çaya gelecek…’’ İşte bu yüzdendir ki bir insana soru soracağımızda veya yorum yaparak alanına gireceğimizde adettendir sormak, izin istemek… Bir nevi karşımızdakinin evine gitmektir çünkü. Müsaitlik sorusunu sormak, önemsemek, değer vermek ve değer almayı uyandırır bizde. Olunmadığı zamanlarda bile, sorunun yarattığı nezaketle dahi açılıverir kapılar.
Değil mi ki tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır?
Bunca şair yanılmış olabilir mi?
‘’Sana seninle ilgili bir şey diyeceğim, soru soracağım, alanına gireceğim… Müsaade var mı? Zamanın var mı? Benimle ilgilenirsen sevinirim.’’
*Nerelisin?
DÜNYA’lı…
*Cinsiyetin nedir?
İNSAN…
* Mesleğin nedir? İyi bir insan olmayı öğrenmek,
ÖĞRENCi.
Anadolu Kalbi’nin Uyanışı
PeriFunYoga
Velhasılıkelam Evrensel bakış