Taşradan Paris’e…

 

Aslında Ankara’da büyük kentin çocuğu olarak dünyaya geldim. Orada hiç hatıram yok.
Çocukluğum memur olan babamın görevi nedeniyle Zonguldak’ta, ilk gençliğim Karadeniz Ereğli ve Kayseri’de geçti. Sonra Artvin ve Kayseri’de yaşadım.
Batı Karadeniz’in şirin ilçesi Çaycuma ise yaşadığım, beni ben yapan yer oldu.
Tuvalime yansıttığım renk zenginliği yaşadığım coğrafyaların çokluğundan, çoklu kültüründen, doğal varlıklarından sızmış olmalı içime.
Karadeniz Ereğli’de yaşarken çocukluğumdan beri içimde büyüyen merak, yaşamımı belirleyecek en önemli değere dönüştü, kendi kendime resim yapmaya başladım.
Hâlâ çabalarını sevgiyle andığım sevgili öğretmenim Erdoğan Keskin’den kısa süreli dersler aldım.
O kısa sürede, resmin, heves ve becerinin yanı sıra teknik bilmekten; gölge, ışık, perspektif bilgilerine sahip olmaktan, başka ressamların eserlerine bakıp onları sevmekten geçtiğini öğrendim.
Zonguldak ve Ereğli’de engin denizlerin sonsuzluğuna bakarak oluşan doğa sevgim, içimde suların coşkusunda büyüyen başka bir güzellik duygusu uyanmasına neden oldu.
Kırım Türk’ü olan büyük dedelerimin gemi kaptanı olarak yaşamlarını engin deryalarda geçirmiş olmasından olacak, su ve sualtı dünyası başka anlam kapıları açtı içimde.
Denizleri özlediğim Kayseri’de su görmek için gittiğim göl kenarlarında hep su altı dünyasını hayal ettim.
Hayallerimi tuvale yansıtmaya başlayınca, yavaş yavaş resim biçemim de oluşmaya başladı.
2013’te ilk kişisel sergimi Çaycuma’da, 2014’te de Zonguldak’ta açtım. Adım bir anda “Su altı dünyasının ressamı”na çıktı.
Dünyanın bu alanda özgün eser üreten üç ressamından biri olduğumu yazdı gazeteler.
Bu başka bir motivasyon yarattı bende, içimdeki resim yapma aşkını karasevdaya dönüşmüştü artık.
Çaycuma Belediye Başkanı Bülent Kantarcı başka bir eşiği aşmamı sağladı. Kurmamı sağladığı atölyede kendimi yeniden üretirken, başka dünyalarla da tanışma fırsatı buldum.
Duvar çizimleri de yaptım bu sıralarda, yaşadığım kent Çaycuma’nın caddelerine üç boyutlu resimler çizdim.
Başkanım fırsat tanıdı, Anadolu’nun bu güzel ilçesinde resim çalıştayları düzenledim. Ülkemin farklı yerlerinde, farklı üsluplarda resim yapan sanatçılarla tanıştım. Kendimi birkaç kat daha çoğalttım onlarla.
İstanbul ve Ankara’da 30’un üzerinde karma sergiye katıldım. Ülkemin farklı yerlerinde renkli düşler peşin de koşan renk ustalarıyla birlikte tuvallere fırça salladım.
Yolum sanatın doruk kenti Paris’e de düştü ki, zirvelerde hissettim orada kendimi. Sanatsal hazların en büyüğünü yaşadım.
Tablolarım, Grand Palais Müzesi’nde, aralarında 18 Türk’ün de olduğu yüzlerce ülkenin, binlerce ressamıyla birlikte açılan ortak sergide asıldı.
Dilini anlamakta zorlandığım bir ülkede, dillerini hiç bilmediğim yüzlerce insanla birlikte renklerin peşinde çıktığım yolculuk, pek çok yeni dost kazandırdı bana. Fırça vuruşlarımız, renk seçimlerimiz, güzellik duygusu ortak dilimizi oluşturdu.
On bin eser arasında yer alan tablomun, serginin en özgün tarzlarından birine sahip eserler arasında sayılması kat ettiğim mesafeyi de serdi gözlerimin önüne. Özgüvenim daha da arttı.
Louvre Müzesi’nde de sergilendi resimlerim.
Her soluğu başka bir rengi yansıtan dünya vatandaşı olarak duyumsadım kendimi.
Tablolarım taşranın güzel bir kentinden sanatın başkenti Paris’e uçmamı sağlayan kanatlarımdı artık.
Öyle anlaşılıyor ki bu yolculuklar elimi kaldırıp fırça sallayabildiğim müddetçe devam edecek.
İmzama eklediğim Batuhan’ımın hüznüyle birlikte elbette.

hakkında Figen RAMAZANOĞULLARI

Figen RAMAZANOĞULLARI

Ayrıca Kontrol Et

NE HALDEYİZ…

  Ne hâldeyiz… Artık bu bir soru değil, her sabah yüzümüze çarpan bir gerçek. Bir …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir