BEN KİMİM?

Herkes hayatında bir kere bile olsa, kendini  “Ben kimim, neyim? “ diye sorgulamıştır. Bu soruyu da dile getirmemiştir ( İstisnalar hariç ) Çünkü toplum diye bir unsur vardır. Bu unsur, kendi içinde yeni unsurlar oluşturarak bir çizgi belirler. Bu çizgiler toplamı, farkında olmadan bizim gerçek benliğimizi zamanla kapatır ve unsurların içinde yer bulabilmek için kabuk bir kişilik oluştururuz. Maskelerimizle mutlu, içimizde ise huzursuz bir canlı türüyüzdür artık. El âlem ne der kaygısından, el âlim ne der kaygısına ulaşamama hali ile her an daha da uzaklaşırız yaratılış gayemizden.

Aslında bu sorular özgür kalma, kendini tanıma arzusundan gelir. Bilmek isteyen tarafımız ile bildiğim ile devam edeyim diyen taraf savaşırken, gerçek olan kıvranır. Hakikat huzur vermez çünkü. Hakikati arayan, mücadele edip yorulurken bile huzurludur. Fakat öğretilenlerle devam edip, başına iş almak istemeyenlerin hayatlarında dolduramadıkları o boşluk, içten içe kişiyi, başkalaştırır. İyice insan olmaktan uzaklaşan, kendini sevmeyen, kendini sevmediği için yaratılan hiçbir şeyi sevmeyen, yalandan gülen, yalandan seven, yalandan inanan, yalandan yaşayan mahlûklara dönüşürüz.  İç dünyamızdaki devinimlerin çoğunu belli etmemeye özen gösteririz. Fakat bir bilen muhakkak vardır. İnsan farkında olsa da olmasa da yaratılış gayesini sorgular. Kimi sorularının peşine düşer, kimi dünyaya dalar unutur gider. Bu sorularla yeni bir dünyaya adım atarız. Doğumumuzdan sonra bize bir isim verirler, hayatlarımızı planlarlar. Ne okuyacağımız, nerede yaşayacağımız, nasıl biri olmamız gerektiği, her detay bize daha biz kendimizi tanımadan dayatılmıştır. Zaten yetiştiğimiz aile, toplum normları vs. derken, biz dünyaya geldiğimizde her şey hazırdır. Sana soruldu mu? Hayır. Bana da sorulmadı. Bunlara, istiyor muyum, istemiyor muyum diye düşünmeden ayak uydururuz. Acaba geldiğimiz yerde böyle miydi? Nereden geldik? Sorularımızın peşine düşmeye başladıkça yeni sorular türer. Bir bakarız ki kaybolmuşuz. Çoğu insan tam kaybolma esnasında vazgeçer. Gerçekte, tam olarak devam etmemiz gereken yer orası. Korkmasak izin versek kendimize, sorularımızın cevaplarına kavuşabilme ihtimalimiz var. Kaybolalım! Neyim, kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum? Muazzam sorular. Bir süre sonra varlığımızı ve tüm evrenin varlığını sorgulamaya başlarız. Sonra yaratıcıya ulaşır mesele. Akıl bir yere kadar ilerledi ve devreye gönül girdi. İçimizde bir boşluk oluşur. Yaratıcıya, o güce sığınmak isteriz. Bu noktada artık iç dünyamıza yol alma zamanı gelmiştir. Yaratıcı zaten gönlümüzdedir. ( Size şah damarınızdan daha yakınım.) Fakat daha önce hiç sorgulamadığımız için farkında değiliz.  Geldiğimiz yer içimizde bir yerlerde, orayı bulmak için geldik bu âleme. Onu bulmak için. Huzurun ana kaynağı bizim içimizde. Dışarıda bir yerlerde arayarak şu kısacık ömrümüzden çalıyoruz. Dışarıda rahat durmuyor. En ufak değişimimizde, en ufak farklı kararımızda devreye girer dışarıda ki.  “Sen değişmişsin “,  “Eskiden böyle davranmazdın “,  “Sana biri bir şey mi dedi, beni dinlerdin “ Bitmez… Kendini dinlemeye başladın ya, çevrenin kontrolünden çıktın. Etrafındakiler bundan rahatsız olacak ve eski seni geri isteyecekler. Fakat sen bir kere ayağını eşikten çıkardın, artık geri dönsen de, bu seferde yüzüne vurarak daha da çok tasmalanacaksın. Kula, kul olma demiş Hz. Ali. Kulda ister ki beni dinlesin hep, bende kalsın kontrol, kullardan biri  “Ya neden seni dinleyeyim, belki ben kendimi bularak, gerçeği bulacağım “ dedi mi… Kötüsün sen artık.

Fizyolojik yapımız bazı sorularımızın cevaplarına ışık tutabilir. Beyin vücudumuzun ana komuta merkezidir. Vücudumuzda ki tüm uzuvlara emir verir. Her uzvumuzun görevi farklıdır, işletim yolu da farklıdır, fakat amaç tektir. Vücudu ayakta tutmak. Şimdi ayaklarım için, ellerimden daha iyi diyebilir miyiz? Hepsi lazım, hepsinin işi farklı, hepsinin amacı tek. Muhyiddin İbn Arabi Hz. bir ağaç ile ifade ettiği şiirinde, yollar farklı olabilir ama gövde tektir demiş. Birbirimizin yollarına karışmaktan vazgeçsek nasıl olur?  Neden farklı yollara SAYGI duymak bu kadar zor?

Düşünce gücü ile de birçok çözümleme yaparız. Doğumdan sonra beynimizde bilgi yoktur. Bebekler hisseder derler, ayarlarımızla oynanmaz ise bizde hissederiz. Bilgi birikimi ile fikir yürütmezler ve sadece hisleriyle algılarlar dünyayı. Bizlere sonradan öğretilir yerleştirilir. Ulaşmamız gereken ilk yer, ilk doğduğumuz an. Geldiğimiz yerde belli ki dünyada olan kavramlar, kurallar yok. Yani yokluktan var edildik ve yokluğa varmalıyız. Sorularımız ve cevaplarımız içimizde. Cevaplar gelmeye başladıkça, kendimizi hiçbir şeyin anlamının olmadığı bir bilinçte buluruz. Hiçbir şeyin anlamı kalmadığında yokluğu tanımaya başlarız. Hay’dan gelenin Hu’ya gittiğini göreceğiz. İlk doğumda hayat, ilk alınan nefesle başlar. Yani Hay’dan geldik. Şimdi Hu’ya gitme vakti. Başlarken kendimize ait hiçbir şeyimiz yoktu. Haydi başladığımız yere dönmeye çalışalım. Çünkü kendimiz dediğimiz aslında kendimiz değil, bir öncekini kopyalamadır. Kopyalarımıza sevgiler ama kendimiz olma vakti gelmedi mi?

hakkında Umay TATAR

Umay TATAR
Türk - Tevhid Türk ; Türe, Töre, Türük, Türemek, yaratılan gibi köken anlamları varken, Tevhit, birlemek, bir etmek demek. Kesretle Vahdetin birleşimi ya da devinimli olarak, her daim var oluşu gibi... Yaratılan mahlukatın, insan olup (adam-adem) çoğalması, yayılması. Bu hiçbir kitapta yazmıyor, bir kitapta yazdığını görmedim henüz :) Bu hal ancak İnsan olmaktan geçiyor ki , yazılı kuralları yok . Yani bazı şeyler okuyarak değil, yaşanarak, deneyimlenerek öğreniliyor. Deneyimlemekten korkmak ise, orada hala, ikisinden birini tercih eden bir ben( kabuk ego) olması demek. Biri olmayıp, hepsi olmak için hiç, hiç olmak için ise, yaşama (hayata, akışa) teslim olmak gerekir . Akılda, bu yolda, daha önceki deneyimleri süzerek yolu genişletir. Eğer tek akla (Yaratana) biat varsa... Yani yaratılan önce teslim olur , sonra yolunda yollanır, sonra yolda yok olur, kendi de, sonra yol olur, sonra hem yol olur hem yolcu, en sonunda aslında hiçbir şey olmadığını bilen, büyük bir var oluşla var olur. Yoktur varlığı ile, vardır yokluğu ile. Artık hepsi birdir nede olsa...

Ayrıca Kontrol Et

ZEKİYE KAYGUSUZ VARSA, ENGEL YOK

1974 yılında Edirne Ipsala ilçesinde dunyaya geldim. Ilkogretimimi tamamladıktan sonra ortaokul lise ve üniversite egitimimi …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir