Dokuz günlük Kurban Bayramı tatili de geride kaldı.
Tatil bölgeleri doldu taştı. Yollarda araçtan geçilmedi, otopark bulmak neredeyse imkânsız hale geldi. Özellikle sahil kentlerinde adım atacak yer yoktu. Çoluk çocuk, genç yaşlı herkes kısa da olsa nefes almak için kendini tatil beldelerine attı.
Ancak işin bir de görünmeyen tarafı var.
Dokuz gün boyunca yediler, içtiler, eğlendiler, dinlendiler ama görünen o ki birçok aile bu tatilin bedelini önümüzdeki aylarda ödemeye devam edecek. Çünkü artık insanlar tatil yapmıyor, tatil yapabilmek için fedakârlık yapıyor.
Ben yaşadığım kent Kemer’den söz etmek istiyorum.
Evet, sokaklar kalabalıktı. Evet, oteller doluydu. Ama duyduğumuz ortak cümle hep aynıydı:
“Kalabalık vardı ama iş yoktu.”
Peki neden?
Çünkü insanlar zar zor çıktıkları tatillerinde hesap yapmak zorunda. Her şey dahil sistemle gelen tatilci için otelin dışına çıkmanın pek anlamı kalmıyor. Çocuk bir dondurma istese dışarıda 100-150 lira. Oysa otelde istediği kadar ücretsiz yiyebiliyor.
Amaç deniz, güneş ve biraz da dinlenmekse, günü çarşıda dolaşarak değil otelin içinde geçiriyorlar. Açıkçası haksız da sayılmazlar.
Bir başka sorun ise özgünlük eksikliği. Tatilciyi dışarı çekecek, “Buraya gelmişken bunu da alayım” dedirtecek yerel ve otantik ürünler giderek azalıyor. Bodrum’un, Alaçatı’nın sokaklarında hissedilen yerel ruhu ve özgün pazar kültürünü arayanlar Kemer’de çoğu zaman aynı ürünlerle karşılaşıyor. Üstelik bunların çoğu da artık turistin ilgisini çekmiyor.
Bayram sona erdi.
Kalabalıklar dağıldı. Sahillere ve caddelere sessizlik çöktü. Şimdi herkes aynı sorunun cevabını arıyor:
“Sezon nasıl geçecek?”
Çünkü bu yıl işler pek de beklendiği gibi görünmüyor. Turist az diyen var, turist var ama ortada görünmüyor diyen var. Bayram kalabalığı ile sezon bereketi aynı şey değil.
Üstelik Kemer bayram boyunca bir başka sınav daha verdi.
Elektrik kesintileri…
Sabah 09.00 ile 11.30 arasında, akşam ise 21.00 ile 23.00 saatleri arasında yaşanan kesintiler hem vatandaşı hem de esnafı zor durumda bıraktı. Jeneratörü olmayan işletmeler karanlıkta hizmet vermeye çalıştı.
Yapay zekâyı konuştuğumuz, uzaya araç gönderdiğimiz bir çağda, Türkiye’nin en önemli turizm merkezlerinden birinde bayramın en yoğun günlerinde elektrik kesintilerinin yaşanması doğrusu Kemer’e yakışmadı.
Ama tüm bunların arasında umut veren gelişmeler de vardı.
Bayramın hemen ardından başlayan kültür ve sanat etkinlikleri ilçeye renk kattı.
Özellikle Kemer Belediyesi Cumhuriyet Orkestrası’nın başarısı alkışı hak ediyor. Furkan Üstündağ hocanın yıllardır verdiği emeğin karşılığı bugün sahnelerde görülüyor. Keman, flüt, yan flüt, saksafon ve daha birçok enstrümanı öğrenen Kemerli çocuklar artık dev bir orkestranın parçası olmuş durumda.
Daha önce Hakan Aysev’e de eşlik eden gençler, hafta sonunda düzenlenen Yaza Merhaba konserlerinde Alper Kuş, Gülden Çakmak ve Koray Polat ile aynı sahneyi paylaştılar.
Yaklaşık 100 kişilik bu dev orkestra Kemer adına gerçekten gurur verici.
İlk konserin saat 18.00’de başlaması nedeniyle vatandaşlar sıcağın altında adeta kavruldu. Kemer Belediye Başkanı Necati Topaloğlu da etkinlik saatlerinin daha geçe alınması gerektiğini söyleyerek bundan sonraki programların akşam saatlerinde yapılacağını belirtti. Yerinde bir karar.
Ardından başlayan Uluslararası Dans Festivali ise adeta görsel bir şölene dönüştü.
Ukrayna, Türkiye, Kırgızistan ve Kazakistan’dan gelen ekipler sahnede kültürlerini sergiledi. Rengârenk kostümler, müzikler ve danslar büyük beğeni topladı.
Ama gecenin yıldızları çocuklardı.
Sahneye çıktıkları anda enerjileriyle, disiplinleriyle ve yetenekleriyle herkesi kendilerine hayran bıraktılar.
Bir başka güzel çalışma ise Liman Caddesi’nde başladı.
Bir köşede keman, bir köşede saz, bir başka köşede gitar…
Çocukların yüzleri boyanıyor, aileler yürüyüş yapıyor, sanat sokağa taşıyor.
Turizm yalnızca yatak satmak değildir.
Turizm aynı zamanda kültürdür, sanattır, sokakta hissedilen yaşamdır.
Ancak Kemer’in gündeminde başka bir konu daha var.
İnşaatlar…
Eskiden bir inşaat yasağı dönemi vardı. Turizm sezonu başladığında ağır iş makineleri susar, tatilcinin huzuru ön plana alınırdı.
Şimdi ise insan ister istemez soruyor:
Bu yasak ne oldu?
Kaldırıldı mı, yoksa kimse umursamıyor mu?
Bugün bazı bölgelerde iş makinelerinin sesi deniz sesine karışıyor. Bir yanda turist denize girmeye çalışıyor, diğer yanda kepçeler çalışıyor.
Özellikle İdyros bölgesindeki çalışmalar uzun süredir tartışma konusu.
Vatandaşlar yargıya başvuruyor, çevreciler itiraz ediyor, arkeolojik çalışmalar devam ediyor.
Kemer’in son bakir alanlarından biri olarak görülen bölgede yaşananlar birçok kişinin kafasında soru işaretleri oluşturuyor.
Yatırım elbette önemlidir.
Ama tarih geri getirilemez.
Bir orman kesildiğinde yerine yenisini koymak yıllar alır.
Bir arkeolojik değer zarar gördüğünde ise telafisi çoğu zaman mümkün değildir.
Bu nedenle yargının vereceği karar büyük önem taşıyor.
Arkeolojik çalışmalar tamamlanana kadar çok daha hassas davranılması gerektiğini düşünenlerin sayısı her geçen gün artıyor.
Tüm bunlar yaşanırken ülke gündeminde de üzücü olaylar vardı.
Sosyal medyada hayatlarını gözler önünde yaşayan Polat ailesi bu kez çok daha acı bir olayla gündeme geldi.
Engin Polat’ın kuzeni Can Polat silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti.
Magazin tartışmaları, sosyal medya kavgaları, canlı yayınlar, paylaşımlar…
Hepsi bir yana…
Ortada artık hayatta olmayan genç bir insan ve geride kalan gözü yaşlı bir aile var.
Dört çocuk babasız kaldı.
İnsan ister istemez soruyor:
Bu kadar öfke, bu kadar şiddet, bu kadar silah neden?
Hayat gerçekten bu kadar ucuz mu?
Dilerim adalet yerini bulur ve sorumlular hak ettikleri cezayı alırlar.
Ve gelelim emeklilere…
Ülkenin en uzun sabır sınavını veren insanlarına…
Son günlerde yapılan bazı açıklamaları duydukça insan kendi cebini kontrol etme ihtiyacı hissediyor.
Meğer emeklilerin önemli bir kısmının köşede 100 bin dolar birikimi varmış!
Meğer faiz geliriyle gayet rahat yaşıyorlarmış!
Bunları duyunca aynaya baktım.
Sonra banka hesabıma baktım.
Sonra pazara çıkan emeklilere baktım.
Demek ki bir yerde bir yanlışlık vardı.
Çünkü ben çevremde torununa harçlık vermek için para hesaplayan, pazarda etiket karşılaştıran, ay sonunu getirmeye çalışan emekliler görüyorum.
Bir de örnek emekli gösteriliyor.
“Bakın Rahmi Bey hiç şikâyet etmiyor.”
İyi de hangi Rahmi Bey?
Koç Holding’in sahibi Rahmi Koç…
Sayın Bakan, benim 100 bin dolarım yok.
Rahmi Bey’in akrabası da değilim.
Mümkünse bana ve milyonlarca emekliye nasıl geçineceğimizin reçetesini de yazar mısınız?
Çünkü o reçeteye gerçekten ihtiyacımız var.
Bayram geçti…
Festival bitti…
Konserlerin alkışları sustu…
Ama geriye cevap bekleyen sorular kaldı.
Elektrikler neden kesildi?
Esnaf neden umduğunu bulamadı?
Turizm neden eski günlerini arıyor?
Kemer’in doğal ve tarihi değerleri korunabilecek mi?
Ve milyonlarca emekli gerçekten nasıl geçinecek?
İşte bütün mesele belki de tam burada başlıyor…
Velhasılıkelam Evrensel bakış