Boğuluyoruz, çünkü ikiyüzlülük soluduğumuz hava oldu.
Kendine dürüst olamayan, korkak insanların ülkesi haline geldik.
Çapkın muhafazakârların ikiyüzlülüğü bir yanda, laiklik naraları atıp din ve vicdan özgürlüğünü hiçe sayanlar öte yanda.
Namus bekçiliğine soyunup en namussuz işleri yapanlar bir yanda, vatan millet diye bağırıp memleketin malını mülkünü yabancıya peşkeş çekenler diğer yanda.
“Din elden gidiyor” diyerek meydanları doldurup Arap özentisi bir din uyduranlar bir yanda, medeni olacağım diye kendi kültürünü hor görenler bir yanda.
Hepsi iddialarında dürüst olsaydı, gam yemezdim.
Ama çürük iddialarla, boş sloganlarla, içi kof hayallerle yıllar geçti.
Aslında sadece yaptıklarımızın değil, yapmayı hayal ettiğimiz kötülüklerin bile bedelini öderiz.
Sözde Müslüman bir ülkenin, sözde Müslümanlarıyız; cenneti bile parayla satın alınabilecek bir menkul gibi anlatan demagoglara inanır olduk.
Neden olmasın ki? Bu ülke yalan ve hurafeyle beslenenlerin cenneti zaten.
Gelişmiyoruz. Değişmiyoruz. Başkalaşıyoruz.
Gelişmek, aynı özden daha yüksek bir seviyeye evrilmektir.
Oysa biz, özümüzü kaybederek şekil değiştiriyoruz.
İnsanlık ham maddemizdi; onu da yitirdik.
Hayvan düşünemez, okuyamaz, akıl yürütemez. Biz de artık bunları yapmıyoruz. Ne farkımız kaldı?
İyiyle kötünün savaşında mıyız, yoksa savaşın bile dışında mı kaldık, bilmiyorum.
Ama artık farklılıklarımızı bir kenara bırakıp “insan” olma vaktimiz geldi.
İns-an… Yaradan’ı anan insan.
Ben kimsenin inancını tartışacak yetkinlikte değilim. Ama gerçekten inanan, önce insan olur.
Anmak, her nefesi hak etmek için yaşamak, her adımı yaratılış gayesiyle tartmak demektir.
Kendimize sormalıyız: “Ben neden varım?”
Ve bu sorunun cevabında, güzel bir niyet için mücadele etmeliyiz.
Kimse kimseyi değiştiremez.
Ama sevgi, her şeyi dönüştürebilir.
Burada naif romantizmden bahsetmiyorum.
Sevgi, özü bozulmamış bir ruhun direncidir.
Kışkırtıcı sloganlarla, büyük ailelerin çıkarları uğruna ortalığı karıştıran piyonlara teslim olmamak için, sevginin gücüne tutunalım.
Toplumun temeli dildir. Kültürdür.
Kadim Türk kültüründen söz ediyoruz.
Ama kendi dilimizi hor görüyor, başka dillerin gölgesinde yaşamayı modernlik sayıyoruz.
Türk kültüründe kadına zulüm yoktur, çocuğa eziyet yoktur, işkence yoktur.
Evet, savaşçı bir milletiz ama asla barbar değiliz.
Biz ulus olduk. Ve bu ulus, yüzyıllarca başka milletleri adaletle yönetmişti.
Ama şimdi?
Medeniyet maskesi takmış emperyalist canavarlar, sözde özgürlük ve uygarlık adına insanlığı katlediyor.
Ve biz, kendi geçmişimize sırt dönmüş, tarihi ya kutsallaştıran ya da şeytanlaştıran bir boşlukta oyalanıyoruz.
Oysa asıl mesele: Bir adım daha ileriye atmak.
Biz, “ayıptır söylemesi” diyecek kadar incelikli bir millettik.
Bir sofrada herkesin yiyemeyeceği bir yemek varsa, utanır, sıkılır, mahcup olurduk.
Bu zarafet kayboldu.
İnançlı ama insanlıktan uzak, milliyetçi ama faşizan, dindar ama ahlaksız insanımsı yaratıklar türedi.
Kimi de arada kaldı, tutunamadı.
Ve biz, hep birlikte…
Boğuluyoruz.
Ama çırpınmakla yüzmeyi karıştırıyoruz.
Dünya cehennemse, kendini bozmayanlar o cehennemde yüzmeyi öğrenecek.
“Aldanma insanların samimiyetine!
Menfaatleri gelir her şeyden önce.
Vaad etmeseydi Allah cenneti,
O’na bile etmezlerdi secde.”
— Mehmet Akif Ersoy
Velhasılıkelam Evrensel bakış