


Geç kahvaltı sonrası rehberimiz Seda Hanım ile lobide yine bir yeni macera atılmak için buluşuyoruz. Varanasi’de gördüğümüz ölü yakma törenine burada da gideceğiz. Gideceğimiz yer “PASHUPATINATH Tapınağının” olduğu bölgede.
Seda Hanım yine otobüste bilgilendirmesini yapıyor. Pashupatinath tapınağı sadece Nepal’deki Hindular için değil, tüm Hindu dünyası içinde kutsal kabul edilmekteymiş. Otobüsle kısa bir yolculuk sonrası tapınağın olduğu yere geliyoruz. Acil tuvalet molası sonrası “maskelerimizi takarak” yol boyu yürüyoruz. Yolda maymunlar, para için yalvaran dilenciler, her yere dışkılayan (Seda Hanım’ın deyimiyle boncuk bırakan) inekler, keçiler, “kutsal sayılan nehirde” yüzen ölü fareler, rengarenk giyinmiş Hint fakirleri, ayin sesleri, ziller ve davullar görüyoruz.
Bir yandan da gözümüzün önünde yakılan ve yağları ortamı çok ağır kokutan cesetler… Yine şaşkınlık içerisinde bu manzaraların içinde ilerliyoruz. Burada 24 saat boyunca törenler düzenleniyor, insanlar öldüklerinde buralara getiriliyor ve odunların üzerine konarak akrabaları tarafından yaklaşık 3-5 saat süreyle yakılıyormuş. Ailenin en büyük erkeği kimse, ateşi o yakıyormuş. Yakıldıktan sonra direkt olarak cennete gittiğini inanıyorlar. Küllerin buraya atılmasının en büyük sebeplerinden biri de bu nehrin Ganj Nehri ile birleşmesiymiş. Günahlarından ve bütün kötülüklerden arınacaklarına inandıklarından Ganj Nehri’ne kavuşmak Hindular için çok önemli. Bu nedenle de küller buradaki Bagmati Nehri’ne atılıyormuş.
Cenazelerin yakılması din adamlarının gözetiminde oluyormuş. Hindularda din adamlarına “Pandit” adı veriliyor. Ölü yakma işlemi Pandit’ler tarafından dualar okunduktan sonra başlıyor. Pandit dualarını bitirince, ölü ateşe veriliyor. Beden tam olarak yandıktan sonra, küllerinin tamamı nehre atılıyormuş. Bu işlem sonrası ölüyü yakan kişi, bir sene boyunca sadece beyaz kıyafetler giyiyormuş. Ölümün 13. gününe kadar hiç kimseyle konuşamıyor, hiç kimseye dokunamıyor. 13 gün boyunca evde kalıyor, hiç kimseden yiyecek ve içecek yardımı alamıyor. Et yemiyor, sigara ve içki içemiyormuş.
Ölümün onuncu gününde aile bireyleri tekrar buraya geliyor ve dualar ediliyormuş. Ölüye yakın olan erkekler saçlarını, tırnaklarını kesip, burada duş alıyorlarmış. Ölen kişi erkekse, karısı tapınağa her gün gelerek, burada tanrılarına çiçek, yiyecek ve de özellikle pirinç sunuyormuş. Bunun yanında ölen kişinin eşi bir sene boyunca sadece beyaz veya açık sarı kıyafet giyiyormuş.
Seda Hanım’ın anlatımına göre; zenginler köprünün sağ tarafında yanarken, fakir olanlarda köprünün sol tarafında yakılıyorlarmış sınıf farkından dolayı. Köprüye yaklaştıkça bütün bunlara şahit oluyoruz. Köprünün karşı tarafına bizlerin geçmesi yasak. Sadece cenaze yakınları geçebiliyormuş. Seda Hanım yine yakından fotoğraf çekmemize izin vermiyor. Belli noktadan foto ve videolar çekiyor ve ilerliyoruz. Manzaralar yine alışık olmadığımız türden, ürpertici! Her şey bir arada; Tapınağın etrafında yaşayan, ülkedeki en üst makama sahip olan, turuncu kıyafetleriyle dikkat çeken ve buradaki yanan ahşapların küllerinden faydalanarak vücutlarını beyaza boyayan Saduları yani Hindu din adamlarını görüyoruz. Hiçbir zaman saçlarını ve sakallarını kesmiyorlarmış; onlar için yıkanmak da günah sayılıyormuş.
Nehir boyunca ilerledikçe yeni getirilen bir yandan da yakılmayı bekleyen cenazeler görüyoruz. Bir sürü yanan cesetlerde cabası. Ne kadar ürkütücü olsa da hayatın gerçekleri bunlar. Seda Hanım serbest zaman verip buluşma noktamızı belirliyor. Gruptan bazıları merdivenlerden çıkarak tapınağı gezmeye gidiyorlar.
Ben de biraz nehrin iki kısmını kolaçan ettikten sonra buluşma saatinden önce otobüse gidiyorum. Yol boyunca renkli dükkânlar karşımıza çıkıyor. Yine dilenciler, satıcılar… Kısa bir yolculuk sonrası Kathmandu’daki Budizm’in merkezi olan “BOUDHANATH STUPA’a” gidiyoruz.
Seda Hanım otobüste bilgilendirme yapıyor.😊Kathmandu şehir merkezinin 5 kilometre doğusunda yer alan Boudhanath, her Budistin hayatında en az 1 defa mutlaka gelmesi gereken bir yermiş. Pashupatinath tapınağı sadece Nepal’deki Hindular tarafından değil, tüm Hindu dünyası tarafından kutsal kabul edilmekteymiş. Meydana geldiğimizde bize tepeden bakan gözlerle karşılaşıyoruz. Stupaların üst tarafı, yani çatı kısmı yarım küre şeklinde ve beyaz. Hindu tapınaklarının aksine, Stupaların 4 tarafında kapı yok. Bu yarım kürenin içinde dini kitaplar ve Buda heykelleri bulunuyor. Ancak içine yalnızca Budist rahipler , Monklar girebiliyor. Beyaz çatının üst kısmında altın renkli, kare formunda bir bölüm var. Karenin 4 tarafında ikişer göz yer alıyor. Bu gözler, yaratanın her yönü ve her şeyi görmesini simgeliyor. En tepede üçgen bir çatı var.
Bu üçgen çatıda 13 adet altın basamak yer alıyor. Buradaki 13 basamak ise Nirvana’ya ulaşmayı temsil ediyor. Beyaz yarım daire şeklindeki çatının çevresinde 108 adet “niş” ve bu nişlerde de 108 adet ufak Buda heykeli bulunuyor. Belma abla ve Mustafa abi ile geziyor ve birbirimizin fotoğraflarını çekiyoruz.
Stupanın en tepesinden, en alt kısmına uzanan renk renk, sayısız mantraların yazılı olduğu rüzgar bayrakları asılı ve çok güzel görünüyorlar. Meydanda festival var, rengarenk giyinmiş insanlar, müzikler ve bir sürü satıcılar yer alıyor…Burası çok hareketli. Sokak boyunca renkli dükkânlar. Seda Hanım’ın tembihi üzerine dükkânlara girmiyoruz. Verilen süre sonrası otobüsteyiz ve yeni bir meydan görmeye gidiyoruz. Bu günlük bu kadar…😊NAMASTEE.🙏🙏 



Velhasılıkelam Evrensel bakış