
İlkokul ve ortaokulda çoğu kez aday dahi olmadan sınıf başkan yardımcılığı, başkanlığı, temsilciliği gibi işlerle görevlendirildim. Milli eğitim sınavlarında derece yapmışım, sivrildim. Diğer sınıfların da bilmeden dikkatini çekmişim. Ortaokul sondayken, bir gün tanımadığım, yerden bitme bir çocuk benim yüzüme tükürdü, küfretti ve ben sebebini sormak için arkasından koşmama rağmen yakalayamadım. Ertesi gün sınıfını buldum, gittim ve teneffüste sınıfta denk getirip nedenini sormak için üstüne doğru yürüdüğümde tüm sınıfı birlik olmuş ve çocuğa kol kanat germiş buldum. Herkes etten duvar ördü, ben şoktan sesimi bile çıkaramadım, hiçbir şey yapamadım ve disiplinlik olduk. Kadın müdür yardımcımız böyle bir olayla(!) yanında olduğum için bana durumu hiç yakıştıramadığını söyledi. Oysa sadece sırf erkek olmasından güç alan akranıma yaptığının hesabını sormak istemiştim. İdarecinin bu yanlı ve kadını suçlayan önyargılı tutumunu meslek hayatımda da gözlemlemeye ve bizzat yaşamaya devam ettim. Oysaki ben sadece hiç tanımadığım, hiçbir zararım olmayan birinin neden böyle yaptığını anlamak istemiştim. Belki hiçbir zaman hesap bile soracak fırsatım olmayacağını, erkek olmanın ona bu kadar çok avantaj sağlayacağını göremeyecek kadar masumdum. Kadın olan müdür yardımcısı tarafından zorla öpüştürülüp(!) barıştırıldık ve ben bunların sebebini, doktor-avukat-mühendis-yönetici tırı vırı tarzı toplumun üst düzey önem atfettiği bir konumdan bir aileden gelmememe rağmen başarılı olduğum için ardımdan kıskançlıkla hiçbir neden yokken adıma konulan bir yakıştırmayla bana “nursuz” dendiğini yıllar sonra tamamen tesadüfen öğrendim. Bir daha hiç kimsenin beni iradi veya zorla yönetici yapmasına izin vermedim. Lisede sürekli onur belgesi almama rağmen hiçbir şekilde ön plana çıkmamak için üstün çaba sarf ettim. Çoğu derste uyudum ve deyim yerindeyse ölü taklidi yaptım. Kimi zaman, öğretmenlerimizin erkeklerin oturuşuna hiç karışmadığı halde hemcinslerime etek giydikleri için “Doğru düzgün otur kızım, abdestimi bozduracaksın.” dediğini ve bunu garipseyen olmadığını, bol bir erkek pantolonuyla oturduğumda dahi kadın öğretmenden uyarı aldığımı çok net hatırlıyorum. Yalnızca öğretmenin konuyla ilgili bir yanlışı, dil sürçmesi vs. olduğunu fark edince, bir haksızlık olduğunu hissettiğimde kalkıp kimse konuşmadığı için mecbur kalmışsam kafalara yanlış bilgi yerleşmemesi için kalkıp itiraz ettim. Çünkü toplumsal olarak eğitilmemiz önemliydi, benim başarım hiçbir zaman hayatımdaki her şey değildi, zaten bir kadın başarılı olduğunda sebepsizce “nursuz” olmayı ve suratına tükürülmeyi hazmetmeyi göze almalıydı. Oysaki toplum olarak aydınlanmak ihtiyacımızdı. Birinin avukatlığını üstleneceğimde bile davasının içeriğinden de önce kırk kere “Bu insan kişiliğiyle onun için katlanacağım zorluklara değer mi?” bunu sorguladım. Meslek hayatına atıldım ve başarılı kadın meslektaşlarım hakkında da dedikodular dinledim. Kimisinin ofisine girip çıktığım, beraber iş yaptığım oldu. Savunacağım hiçbir insanın sosyal konumuna ve statüsüne dikkat etmedim. Yeri geldi, övüldüğüm meslek ortamı olduğunda erkek meslektaşlar tarafından ortamdaki varlığım fark edilince görmezden gelindim, yeri geldi tiyatroda bile biraz alkış aldım diye kıskanç suratlarını, anlamsız kaprislerini çektim. Hayatındaki kadına dair tek misyonu ve ideali Rus, Ukraynalı vs. güzel bir ırka mensup bir kadını erkekliğiyle kendine hayran bırakarak Türk ve Müslüman yapmak gayesi içeren bir vizyona sahip ataerkil ve kafatasçı bir coğrafyada, namusun kadın bedenine zimmetlendiği ve kadının ruhu bile duymazken bedeninin pazarlık konusu hale geldiği bir ortamda yetiştim. Avukatı olduğum kadınların mesleği üzerinden mesleğim, eylemlerinin meşruluğu, iffetim sorgulandı. Özelden atılan mesajlarla örtülü olarak bu minvalde para teklifi içeren mesajlar atılmasına maruz kaldım. Bunların ardında kadın/erkek ama öncelikle insan olan bir meslektaşımın mağduriyeti olmasın diye hep sustum. Yasal yollara başvurmaktan imtina ettim. Arkadaşlık teklifi eden olduğunda örtülü veya açık bir şekilde kibarca reddettim, yine aynı muameleler devam etti. Siyasi bir unvan sahibi de olmamama rağmen kendini modern sanan siyasi örgütlerden erkeklerden beğeni almayan paylaşımlarımın kaldırılması için ültimatom aldım. Mesleğim gereği ağır olmam gerekirmiş. Molla desinler hiç istemedim oysa. İnsan olmak istedim sadece. Kendini adam(!) olarak üstün gördüğü için eylemleri etik olsa da olmasa da en önde, en çok kazanan, en başarılı, en havalı, yan yana durunca en çok beğeniyi alacak en iyi partnere sahip, toplumun yapay standartları tarafından onaylandığını sanan sığ biri olarak hep “EN” olmak istemedim. Belki de bu yüzden “nursuz”um. Bu yüzden çok katı duruyorum. Havalı zannediliyorum ve burnu büyük algılanıyorum. Benim burnumu estetik ameliyat törpüleyebilir mi bilmem ama sizin narsistik erkeklik egonuzu törpüleyecek bir cerrah bulunur mu? Covidden korunmamız için artık balgamlarınızı paralel evrene göndermeniz dileğiyle 😊 Ben yine nursuz kalemimden aydınlık günler diliyorum😇
Velhasılıkelam Evrensel bakış
samimi içten ve doğal bir Yazı.sıradışı ve farklı bir Karakterin yaşamış olduğu kültür Eğitim ve Ahlak seviyesinin içler acısı olduğunu ortaya koyan çok düşündürücü ve geleceğe ışık tutacak samimi içten ve cesur bir Makâle.Kalemine yüreğine sağlık Av.Bilgenur Yalçın.tebrikler.sizin gibi Aydın ve cesur İnsanlara çok ihtiyacımız var.