ÜZÜLME HAYATA DEVAM ET


Üzülmeyin, üzülmek sizi hayat mücadelesinden koparır.
Gevşemeyin, gevşemek sizi tembelleştirir. Tembellik yıkıcı bir hastalıktır. Tembellik en büyük afettir. Tembellik başarının düşmanıdır. Tembellik şerrinden Allaha sığınılması gereken bir felakettir. Tembelliğin sebebi üzüntü ve umutsuzluktur.
Üzüntüden kurtulma yolları nelerdir? 0zülmemek mümkün müdür?
İşte bu konuda biraz kafa yorup elde ettiğimiz bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bir sıkıntıyı izale edebilmek için önce o sıkıntının sebeplerini bulup ortadan kaldırmak gerekir.
O halde üzüntünün sebepleri nelerdir.
Üzülünce hiç sebebini düşündünüz mü? Neden üzülüyorum ve üzülmemek için ne yapabilirim diye kafa yordunuz mu?
Üzülürsem ne kazanacağım elime ne geçecek diye hiç muhakeme yaptınız mı?
Eminim yapmadınız. Sadece üzüldünüz. Hasta oldunuz doktora gittiniz ya da ağzı dualı birisi arayıp okundunuz, nuska rukye falan yaptırdınız. Nazardır sihirdir falan dediniz. Eminim bunları ilk etapta düşündünüz.
Elbette bir çare aramanız yine çaresiz beklemekten iyidir.
Gelin konuyu biraz daha derinden ele alalım..
Üzüntünün aslında iki tek sebebi var.
1-İnsan kaybettiği şeylere üzülür.
2- İnsan elde etmek isteyip ulaşamadığı şeylere üzülür..
Konuyu bi iki sebep etrafında mütalaa edersek eminim üzüntülerimize de bir çare bulabiliriz..


Yaradılışımıza bir bakalım. Ana karnındaki sürede ne idik ne olduk. Bize bu hayatı veren bir Rabbimiz var. Onu nasıl unuturuz. Nasıl Onun rahmetinden ümit keseriz Nasıl olur da umutsuzluk çukuruna düşeriz. Bir şeyleri kaybettik, hiç olmasını istemediğimiz şeyler, ihmalimiz, hatamız, kusurumuz nedeniyle oldu diyelim. Hasta olduk, iflas ettik, dolandırıldık, paramızı kaybettik, makamımızı kaybettik, iftiraya maruz kaldık gerçekten başımıza kötü şeyler geldi.
İnsanların en kötüsü olduğumuzu, günaha battığımızı, cehenneme yuvarlandığımızı düşünüyoruz.
Evet içimizden bir ses bize daha kötü şeyler söyleyip duruyor. Hatta sesler duyuyoruz, bazı görüntüler de görüyoruz, halüsinasyon görüyoruz, hatta ağır bir depresyon geçiriyoruz, doktora da gittik hocaya da lakin değişen bir şey yok diyorsunuz..
Sırtımızı bir kaleye yaslama ihtiyacımız var. Düştüğümüz çukurdan bizi çıkartacak bir güç.
Öyle bir hisar ve öyle bir güç arıyoruz. Aslında o güç içimizde kalbimizde bize düşen sadece dokunmak. Kendi kalbimize dokunmak. Yanıbaşımızda bize bizden yakın olan ve yardıma hazır olan O yardımcıyı farkedip Ona yönelmek ve artık Ondan istemek.
Buna dua diyorlar. Dua nasıl bir iş nasıl bir hal ve nasıl bir güç.
Dua dudaklar ile mi, kalp ilemi, ruh ilemi, hal ilemi, amel ilemi acaba hangisi çare…
İşte işin sırrına yolculuk başlıyor..
Gideni geri getirebilecek, kayıptan daha büyüğünü verebilecek, kalbe sukün, gönle huzur bahşedebilecek, ataşe, suya, havaya, ve toprağa emredebilecek yegane Melik O.
Rab, İlah ve Melik olarak tek sığınak O.
Giden gitti sen oturup üzülerek geleceği yarını da mahvet me.
Kalk ayağa, adım at ve güzel bir geleceğe yürü
Emin ol istersen yaparsın, çünkü iraden var. İradeni kullan ve iste. Tabiki ayakta iste, tabiki rukuda iste, tabiki secdede iste, tabiki kadede iste, tabiki yolda iste, tabiki işte işte, tabiki sokakta, tabiki yatakta iste, iste ve ısrar et, ne olursa olsun kapısından ayrılma.. isteme cesaretini göster öyle isteki varlığını bütün hücrelerinde hisset..
Emin ol istediğini alacaksın hatta vermese de istemeye devam etsem diye düşüneceksin.
O öyle bir kapı ki Orada almak değil isteyenlerden olmak büyük bir zenginliktir..
Bitmeyen hazine ilim. Ondan her derde deva olacak ilim iste.
Bak önceki peygamberler ne istedi vak Gönüller Sultanı ne istedi sen de onları iste.
İstemeyi öğren ve Onun kapısında beklemeyi öğren ve üzüntüden kurtul…

hakkında Ömer BEKTAŞ

Ömer BEKTAŞ

Ayrıca Kontrol Et

   ALLAH  BAĞIŞ’LASIN

         ALLAH’IM SEN BÜYÜK VE YÜCESİN BİZİ BİR KEZ DAHA VE SONSUZ …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir