Toplum olarak dilimize pelesenk ettiğimiz, bazen bir kurtuluş reçetesi gibi sarıldığımız o meşhur söz: “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” İlk bakışta ne kadar akıllıca geliyor değil mi? Başını belaya sokma, suya sabuna dokunma, kendi işine bak… Ama gel gör ki hayatın hesabı, evdeki bu bencil hesaba hiç uymuyor.
Yılanın Karnı Doymaz
Bu felsefeye inananlar, yılanı bir “anlaşma ortağı” sanıyor. Oysa yılanın ne bir ahlakı vardır ne de bir sözleşmesi. O, sadece doğasının gereğini yapar: Acıkır ve avlanır. Siz ona yol verdiğinizde, komşunuzu ısırmasına göz yumduğunuzda yılan ortadan kaybolmaz. Sadece bir sonraki öğününe kadar güç toplar. Siz “Bana değmedi” diye sevinirken, o aslında sizin bahçenizde kendine yuva yapmaktadır. Sizin sessizliğiniz, yılanın en büyük konforudur.
Düşünün ki mahallenin bir ucunda bir yangın çıkmış. “Benim evim diğer uçta, dumanı bile gelmiyor” diyerek koltuğunuza kurulup çayınızı yudumluyorsunuz. Ateş, önce o sevmediğiniz komşunun çatısını sarıyor, sonra sokağın başındaki ağacı yakıyor, derken rüzgar bir dönüyor ve alevler sizin kapınıza dayanıyor. İşte o an bağırmaya başladığınızda, etrafta yangını söndürecek kimseyi bulamazsınız. Çünkü siz çayınızı yudumlarken, diğerleri de “Ateş bize değmiyor” diyerek kendi kapılarını kilitleyip uykuya daldılar.
Unutmayın: Adaletsizlik, haksızlık ve kötülük; bulaşıcı bir hastalık gibidir. Bir yerde başlar, ama asla orada kalmaz.
Sessizlik Bir Onaydır
Bir haksızlık karşısında başımızı yana çevirdiğimizde, aslında o haksızlığı yapanın sırtını sıvazlamış oluyoruz. “Sen devam et, ben sana engel olmayacağım” mesajını veriyoruz. Bu duyarsızlık, zamanla bir toplumun ruhunu çürütür. İnsanlar birbirinden kopar, “biz” duygusu ölür ve yerine korkak bir “ben” kalır. O “ben” ise tek başına, o koca yılanla başa çıkamaz.
Bu sadece bizimle ilgili bir mesele de değil. Yarın çocuklarımız bu mahallede, bu dünyada yaşayacak. Biz sustukça büyüyen bu yılanlar, yarın çocuklarımızın yolunu kesecek. Onlara “huzurlu bir dünya” değil, “her an nereden saldıracağı belli olmayan canavarlarla dolu bir orman” bırakmış oluyoruz. Kendi konforumuz için sergilediğimiz bu sessizlik, aslında evlatlarımızın geleceğinden çalınan bir parçadır.
Oysa o yılan daha ilk çıktığında, mahalleli olarak bir araya gelsek; “Burada kimseye zarar veremezsin” desek, o yılan bin yıl değil, bir dakika bile barınamaz. Kötülük, birlik olan insanların karşısında her zaman geri adım atar. Ses çıkarmak; kavga etmek değil, “ben buradayım ve bu yanlışı görüyorum” demektir.
Yılanın bin yıl yaşaması sizin hayrınıza değildir. Çünkü o bin yıl boyunca sizin huzurunuz, yılanın keyfine bağlı kalacaktır. Gerçek özgürlük ve gerçek güvenlik; yılanın yaşayıp yaşamadığıyla değil, insanların birbirine olan güveniyle inşa edilir. Gelin, başkasına değen yılana da “dur” diyelim ki, o yılanın sırası bize hiç gelmesin.
Velhasılıkelam Evrensel bakış