Nezaket: Unutulmuş Bir Zarafet

Nezaket neden kayboldu? Eskiden insanlar daha iyi miydi bilmiyorum ama daha dikkatliydiler. Sözün ağırlığını, bakışın gücünü, susmanın yerini bilirlerdi. Nezaket, bir görgü kuralı ya da öğrenilmiş bir davranış değil; insanın üzerinde taşıdığı görünmez bir hâldi. Birine seslenirken tonu ayarlamak, yanından geçerken fark etmek, konuşurken karşısındakinin kalbini hesaba katmak… Bunlar öğretilmiş değil, yaşanmış şeylerdi. İnsanlar birbirine çarpmamaya çalışırdı; bedenen değilse bile ruhen. Bugünse nezaket, hızın ve hoyratlığın arasında yavaş yavaş siliniyor. Sesler yükseliyor, kelimeler sertleşiyor, bakışlar aceleci. Kırmak neredeyse fark edilmez bir şey hâline geliyor. Çünkü çağ, inceliği değil, geçmeyi öğretiyor; durmayı değil, üstün gelmeyi.Oysa nezaket, insanın en zarif süsüdür. Gösterilen değil, taşınan bir zarafet. İnsanı büyüten, sözünü incelten, bakışını yumuşatan bir hâl. Nezaketli olmak güçsüzlük değildir; aksine kendini tutabilme kudretidir. Haklıyken bile incitmemeyi seçmek, öfkeliyken bile ölçüyü koruyabilmek, aceleyle değil bilinçle davranabilmek… Bunlar kolay değildir. Belki de bu yüzden bugün nezaket, zayıflık sanılıyor. Nazik insanlar “fazla hassas”, “fazla kırılgan”, “bu dünyaya göre değil” diye kenara itiliyor. Bir avuç olsalar da hâlâ varlar; seslerini yükseltmeden var olan, kimseyi ezmeden duran insanlar. Ama çoğu zaman bu dünyada fazla incelikli bulunuyorlar.Toplum olarak nezaketi kaybederken, aslında bir şeyi daha yitiriyoruz: birlikte yaşama terbiyesini. Nezaket sadece bireysel bir erdem değil; ortak bir dil, görünmez bir anlaşmadır. “Seni görüyorum”, “sana dikkat ediyorum”, “sen de varsın” demenin sessiz yoludur. Nezaket azaldıkça insanlar birbirine yabancılaşıyor; yabancılaştıkça sertleşiyor. Çünkü insan, görülmediğini hissettiğinde kabalaşıyor. Kendini duyuramayan bağırıyor, fark edilmediğini düşünen incitiyor. Oysa nezaket, tam da bu kopuşu onaran şeydir. İnsan kendine döndüğünde, başkasına karşı da yumuşar.Belki de bu çağda nezaket, bir erdemden çok bir hatırlama biçimi. İnsan kalmayı hatırlamak. Sertleşmeden ayakta durabilmek. Kaba olmadan var olabilmek. Herkesin birbirini itmeye çalıştığı bir dünyada, geri çekilip alan açabilmek. Ve belki de asıl soru şu: Nezaketi kaybederken, biz insan olmanın hangi inceliğini sessizce geride bıraktık? Ve hâlâ bir avuç insan bunu taşıyorken, onlara bakıp “fazla” demek yerine, yeniden öğrenmeye cesaret edebilir miyiz?

hakkında Beyza YAVUZ

Beyza YAVUZ

Ayrıca Kontrol Et

Bu Ülkede Artık Cinayet Değil , Kadın Cinayeti var!

  Artık cinayet demiyoruz. Kadın cinayeti diyoruz!!    Bu şu demek: Bu ülkede öldürülmek için …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir