Çoçukluk

Çoçukluk

Çocukça şeyler peşinde koşmak size saçma mı geliyor? Ya da bu ne ya çok çocukça beğenmedim gibi cümleler mi kuruyorsunuz. O zaman size bir sır vereyim “Yaşam, taşları ileri geri sürerek oynayan çocuktur. Krallık çocuğundur” demiştir Herakleitos. Ne demek istemiş acaba üzerine biraz düşünmek ister misiniz? Çocuklar hiç bir zaman anın dışına çıkmazlar. O an orada ne oluyorsa onunla doludurlar. Oyun oynuyorlarsa başka şey düşünmezler, tamamen ful konsantrebir şekilde kendilerini oyuna verirler. Oyunun kendisi olurlar, oyunla hemhal olurlar. Ağlarken doyasıya ağlarlar, duygularını bastırmayı henüz öğrenmemişlerdir ama iki saniye sonra onları güldürecek bir olay olursa ağlamadan kahkahaya bir çırpıda geçebilirler. Takılı kalmazlar. Gelecekte ne olacak diye hiç düşünmezler çünkü o an gelecekleri aileleri tarafından garanti altına alınmıştır. Çocuklar yalan söyleyemezler, şöyle ki söyleseler bile hemen çaktırırlar, anlaşılır. Sevdiklerini tam severler, sevmediklerini de sevmezler. Ben bunu sevmiyorum ama ilerde belki lazım olur bana gibi içten hesapları yoktur. Oyun oynarken şimdi tamamen şu anda orada kendilerini yüzde yüz oyuna vererek oynarlar.

Çocuklar ne yaparlarsa yapsınlar yüzde yüzleriyle olaya dâhil olur. Yüzde yüzleriyle ağlarlar, yüzde yüzleriyle gülerler, yüzde yüzleriyle severler. Onlarda yarım bir şey yoktur. Eksik bir şey yoktur. Çocuklar tamdırlar. Biz büyürken, yani sözüm ona yetişkin olurken öldürürüz çocuk yanımızı sanki çocuk olmak kötü bir şeymiş gibi. Hâlbuki biz tekrar çocuk olabilmek için büyüyoruz. Unuttuğumuz özümüzü, çocukluğumuzdaki kazandığımız yada kaybettiğimiz oyunlardaki tutkuyu tekrar yakalayabilmek için büyüyoruz. Biz ne ara unuttuk çocuk olmayı, çocukluğumuzdaki saflığı. Çocukken olduğumuz gibi, neysek o olmayı. Çocuklar olduklarından farklı biri gibi de davranmazlar. Zihinlerinde böyle şeyler yoktur. Sadece zihinlerindeki istekleri elde etmek için uğraşırlar. Elbette insan her istediğine sahip olamaz ama en azından bunun için elinden gelenin de ötesini yaparlar. Kimisi ağlar mesela gece gündüz, kimisi küser konuşmaz, kimisi saat başı hatırlatır isteğini. Çünkü onun için zihninde dönen bu istekten daha önemli bir şey yoktur. Peki, biz yetişkinler ne yapıyoruz isteklerimizi hayata geçirmek için.  Yalan söylüyoruz, kandırıyoruz, sevmediğimiz birini seviyormuşuz gibi yapıyoruz mesela. 

Pekte masum yöntemler olduğunu söyleyemem bunların. Çocukluktaki masumiyeti hangi aşamada kaybettiğimizi merak ediyorum aslında. Bir zamanlar bu kadar saf, yalansız, riyasız olan bir varlığın, bir zaman sonra kendi istekleri için başkalarına zarar verecek noktadaki dönüşümünü anlamlandırmakta güçlük çekiyorum. Hepimiz çocuk olduk. Hepimiz masumuz aslında özümüzde. Masumiyetin ve çocukça saflığın nasıl bir şey olduğunu biliyoruz. Ama insan unutan demekmiş öyle derler. Çok çabuk unutuyoruz amma velakin hatırlamak bizim elimizde. Bu duyguyu bir kez yaşadıysak hep yaşayabiliriz. Çocuklar gibi masum ve saf olmayı seçebiliriz ve onlar gibi anda yaşamayı. Yaşamın sırrı “an ”da saklı. Ve çocuklar bunu biliyor. Anda yaşadığımızda geçmişin pişmanlığı ve geleceğin kaygısı üzerimizde olmadığında daha mutlu oluruz. Otururken oturur, gülerken güler, severken severiz. Ağlarken ağlarız, sevişirken sevişiriz başka bir şey düşünmeyiz. Biz yetişkinlerin bunu böyle yaşaması çok zor çünkü çocukluktaki güzel olan şeyleri küçümseyerek bunlar çocukça şeyler diyerek öldürüyoruz. Şunu unutmayın bir şeyi küçümseyince siz yücelmiş olmuyorsunuz. Sadece bir şeyi küçümsemiş oluyorsunuz. Hâlbuki hiç bir şeyin gerçeğini gerçek manada bilemezsiniz kendi gerçeğiniz hariç. Biz sadece hayatımızdaki insanlar için, belli bir anında aldığımız verilerle bir kanıya varıyoruz ve bu böyle biri, şu da böyle biri diyoruz. Nereden biliyorsunuz gerçekte öyle olduğunu. Hiç bir zaman bilemezseniz. Siz sadece kendi hayal dünyanızda kurgulamak istediğiniz kendi gerçeklerinizle, diğerleri dediğiniz kişiler hakkında bir yargıya varıyor ve ondan sonra da o kişi böyledir gibi ahkâmlar kesmeye başlıyorsunuz. Ya da o bunu asla yapmaz diyorsunuz. Hiç kimse hakkında böyle bir kesin yargıya varmamak lazım gelir. Koşullar ve şartlar oluşursa herkes her şeyi yapabilir. Hatta siz bile gün gelir asla yapmam dediğiniz şeyi yaparken bulursunuz kendinizi. O yüzden asla kendiniz hakkında da ben böyleyim ben şöyleyim diye bir kanıya varmayın. Nereden biliyorsunuz öyle olduğunu. Belki bir gün biri kafanıza bir taş atacak ve içinizden hiç bilmediğiniz biri çıkacak. Aslında şunu söylemeye çalışıyorum sadece. İnsanlar hakkında kesin yargıya varmadan önce epey bir düşünün çünkü siz sadece belli anlardaki o kişiyi, belli şekillerde görüyorsunuz. Yani ondan sadece belli enstantanelergörüyorsunuz. Peki ya özü. Hiç gerçekten birinin özünü merak edip, özüne dokundunuz mu? En derin hakikatine. Peki, birini gerçekten hakikatte olduğu gibi görebildiniz mi? Bu çok zor bir hadise. Çünkü biz sadece görmek istediklerimizi görür, duymak istediklerimizi duyar, anlamak istediklerimizi anlarız. Zihninizi açın bunun için, kalbinizi açın ve fikrinizi açın. Çocuklar gibi limitsiz olun, çocuklar gibi özgür olun, çocuklar gibi sevgi dolu olun, çocuklar gibi neşeli olun, çocuklar gibi içten olun. Bu çok çocukça bir istek olsun. Bazı şeyleri çocuklar gibi isteyin ve onlar gibi masumca diretin. En başa dönün çocukluğunuza ve orada temiz, masum, saf ne kaldıysa hatırlayın ve kendinize katın. Yetişkinliğinizi çocukluğunuzla taçlandırın. Yalnız bunu demekle çocuk gibi olun demek istemiyorum. Çocukluğunuzdaki güzel değerleri hatırlayın ve yetişkin halinize katın. Aslında hepimiz büyüyememiş bir tarafı yarım kalmış çocuklarız sadece. Bugün güzel bir niyetle taçlansın; var saydığımız ya da yok saydığımız her şeyden özgürleşip, olduğumuz kişiyi, gerçek benimizi, bir zamanlar küçücük şeylerden mutlu olan en saf halimizi, özümüzü, oyun oynamanın coşkusunu, neşemizi, tamlığımızı hep hatırlayalım. Öyle bir hatırlama olsun ki bir daha hiç unutmayalım. Çocuklar gibi şen ve tam olalım. 

Banu ŞAHİN

Banu ŞAHİN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir