Yaşadığımız çağın en yaygın yanılgılarından biri, bilgiye maruz kalmayı bilgiye sahip olmakla karıştırmamız. Okuyor gibi yapıyoruz; oysa çoğu zaman yalnızca başlıklara temas ediyoruz. Metinler akıyor, cümleler geçiyor ama anlam, yüzeyde kalıyor.
Mesajlar yarım okunuyor, haberler başlığıyla tüketiliyor. Bilgilendirme metinleri göz ucuyla geçiliyor; düşünce, satır aralarında kayboluyor. Her konuda bir kanaatimiz var ama o kanaatin dayandığı metni okuma zahmetine pek azımız katlanıyor.
Kısa yazılar bile sabır istiyor artık. İnce kitaplar dahi erteleniyor; dünya klasiklerinden söz etmek ise neredeyse nostaljik bir alışkanlığa dönüşmüş durumda. Gazetelerin ikinci sayfaları, sokak tabelalarının alt yazıları, hatta aynı mecrada yazanların metinleri bile çoğu zaman okunmadan geçiliyor.
Bu durum yalnızca bireysel bir alışkanlık meselesi değil; toplumsal bir kopuşun da işareti. Okumadan yargılayan, anlamadan konuşan bir dil giderek hâkim oluyor. Son yirmi yılın sessiz kaybı belki de tam olarak budur.
Eğer bu ülkede gerçek ve kalıcı bir değişim arzuluyorsak, başlangıç noktası çok açıktır: okumak. Çünkü okuyan insan anlamaya yaklaşır; anlayan insan empati kurar; empati kurabilen toplumlar ise ayrışmak yerine birlikte düşünmeyi başarır.
Bu güzel ülke için bir yerden başlayacaksak, yüksek sesli sloganlardan değil, sessiz cümlelerden başlamalıyız.
Okumalıyız.
Velhasılıkelam Evrensel bakış