İNSANIN NE KADAR YAŞADIĞI DEĞİL , GERİDE NE KADAR HOŞ SEDA VE VEFA BIRAKTIĞI ÖNEMLİDİR

 

Hayatın içinde yıllar geçtikçe insan bazı gerçekleri daha iyi anlıyor. Gençlikte önemli görünen birçok şey zamanla anlamını yitirirken, bazı değerler her geçen gün daha da kıymetleniyor. Ben de bugün geriye dönüp baktığımda şuna inanıyorum: İnsanın ne kadar yaşadığı değil, yaşarken geride ne kadar hoş seda ve vefa bıraktığı önemlidir.

Çünkü hayat, sadece nefes alıp vermekten ibaret değildir. Yaşamak; dokunabilmek, hissedebilmek, iz bırakabilmek ve insanların gönlünde güzel bir yer edinebilmektir. Takvim yaprakları hepimiz için aynı hızla ilerliyor. Fakat o yaprakların arasına ne koyduğumuz, nasıl bir insan olduğumuz ve nasıl hatırlandığımız bizi birbirimizden ayırıyor.

Bugün etrafımıza baktığımızda görüyoruz ki bazı insanlar aramızdan ayrılıp gittikten yıllar sonra bile sevgiyle anılıyor. Bazıları ise yaşarken büyük kalabalıkların içinde olsa da zamanla unutulup gidiyor. Bunun nedeni sahip oldukları makamlar, paralar veya unvanlar değildir. Bunun nedeni geride bıraktıkları insanlıktır.

Ben her zaman insanların kalbinde yer edinmenin, hayatın en büyük zenginliği olduğuna inandım. Çünkü insanın gerçek serveti bankadaki hesabı değil, gönüllerdeki karşılığıdır. Bir insanın ardından edilen bir dua, sevgiyle söylenen bir hatıra ya da özlemle anılan bir isim, dünyadaki birçok başarıdan daha değerlidir.

Hayat bana şunu öğretti: İnsanlar çoğu zaman ne söylediğinizi unutabilir, ne yaptığınızı da unutabilir; ama onlara nasıl hissettirdiğinizi kolay kolay unutmazlar. Bir gönülde bıraktığınız sıcaklık, zor zamanlarda uzattığınız bir el, karşılık beklemeden yaptığınız bir iyilik yıllar geçse de yaşamaya devam eder.

Vefa da işte tam burada devreye giriyor. Bana göre vefa, insanın karakterinin en güçlü göstergelerinden biridir. Çünkü vefalı olmak sadece hatırlamak değildir; emek verileni unutmamak, dostluğu zor günlerde de sürdürebilmek ve geçmişe saygı gösterebilmektir. Ne yazık ki günümüzde en çok ihtiyaç duyduğumuz değerlerden biri de budur.

Hız çağında yaşıyoruz. İnsanlar birbirine çabuk ulaşıyor ama aynı hızla birbirinden uzaklaşıyor. Dostluklar kuruluyor, ilişkiler yaşanıyor, sonra çoğu zaman unutulup gidiyor. Oysa insanı insan yapan şey biraz da hatırlayabilme erdemidir. Geçmişiyle bağını koparmayan, dostlarını unutmayan ve kendisine yapılan iyilikleri yüreğinde taşıyan insanlar her zaman farklı bir yerde durur.

Bazen düşünüyorum da, insan bu dünyadan ayrıldığında geriye ne kalıyor? Birkaç fotoğraf, birkaç eşya, birkaç belge… Fakat asıl kalan bunlar değil. Asıl kalan, insanların zihninde ve kalbinde bıraktığımız izlerdir. Ardımızdan söylenen samimi birkaç güzel söz, bazen koca bir hayatın özeti olabiliyor.

Bu yüzden hayatı yıllarla ölçmeyi hiçbir zaman doğru bulmadım. Çünkü uzun yaşamak bir başarı değildir. Asıl başarı, yaşadığın süre boyunca dürüst kalabilmek, vicdanını koruyabilmek, insanlara fayda sağlayabilmek ve geride güzel hatıralar bırakabilmektir.

Günün sonunda hepimiz aynı gerçeğe doğru yürüyoruz. Bu dünyada hiçbirimiz kalıcı değiliz. Kalıcı olan tek şey, geride bıraktığımız değerlerdir. Eğer bir gün adımız geçtiğinde insanların yüzünde bir tebessüm oluşuyorsa, bir dua eksik edilmiyorsa ve “iyi insandı” deniliyorsa, işte o zaman gerçekten yaşamışız demektir.

Benim inancım odur ki insanın ömrünün uzunluğu değil, gönüllerde bıraktığı iz önemlidir. Geride bırakılan hoş seda, gösterilen vefa ve kazanılan insan sevgisi, bir ömrün en kıymetli mirasıdır. Çünkü insan ne kadar yaşadığıyla değil, ne kadar güzel hatırlandığıyla yaşar. Yolunuza vefalı insanların çıkması dileğiyle….

hakkında Gülten ABACI

Gülten ABACI

Ayrıca Kontrol Et

HAFIZASI “KAYDIRILABİLİR” TOPLUM OLDUK

  Herkesin her şeyi bir çırpıda tüketip, bir çırpıda unuttuğu bir zamandan geçiyoruz. Eskiden bir …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir