Kendine en son ne zaman rastladın?
İnsan bazen kendi içinde kaybolur ve herkesi tanımaya çalışırken, aslında kendine yabancılaşabilir.
İsimler öğrenir, yüzler hatırlar, yollar ezberler hatta şehirler değiştirir… Ama en çok ihmal ettiği kişi, her sabah aynada gördüğü insandır.
Peki…
Sen kendine en son ne zaman rastladın?
Sessizce oturup içindeki sesi gerçekten dinlediğin, hiçbir rolün arkasına saklanmadan sadece “sen” olabildiğin en son an ne zamandı?
Hatırlıyor musun bunları?
Belki de kendimizi bir anda kaybetmiyoruz.
Önce hissettiklerimizi erteliyoruz.
Sonra hayallerimizi…
Sonra “biraz daha sabredeyim” derken, kendimizi beklemeye bırakıyoruz.
Fark etmeden, başkalarının beklentilerini yaşarken kendi hayatımıza misafir oluyoruz.
Oysa insanın en büyük yorgunluğu, yaptığı işlerden değil..olmak zorunda hissettiği kişiden gelir.
Çünkü ruh, sürekli başkası olmaya çalışmaktan yorulur.
Belki de bu yüzden bazen hiçbir eksiğimiz yokmuş gibi görünürken içimizde tarif edemediğimiz bir boşluk hissederiz.
Aslında o boşluk sahip olmadıklarımızdan çok, ihmal ettiğimiz kendimizden doğar.
Hayat bize hep daha fazlasını olmamız gerektiğini söyler.
Daha başarılı…
Daha güçlü…
Daha kusursuz…
Ama belki de hayatın bize sormak istediği asıl soru bambaşkadır…
“Olduğun kişiyle ne kadar yakınsın?”
Gerçek anlamda baktığında bu bir huzur sebebidir ve huzur, kusursuz olmak demek değil kendin olmaya cesaret edebilmektir.
Kendine dönmek, sadece uzun zamandır susturduğun iç sesine yeniden kulak vermektir.
Bugün sende kendine küçük bir iyilik yap.
Kısa bir süreliğine dünyanın sesini kıs ve kendi sesini dinle.
Belki de uzun zamandır aradığın cevap, hiç gitmediğin bir yerde değil, yıllardır beklediğin kendi içindedir.
Çünkü insan aslında kendini aramaz…
Sadece kendine yeniden rastlar.
Sevgiyle 🌸
Pınar Karakoç