Araya bir gün sosyal medya molası aldıktan sonra, yazmaya devam edeyim istiyorum ancak dinlenmeye daha çok ihtiyacım olduğunu hissettiğim bir zamana uyandım aslında. En büyük erdemin insanın kendisini bilmesi ve kendine zaman ayırması zamanına ulaşmak, emekçi bir geçmişin verdiği alışkanlıkları ve zorlukları aşmasını da gerektiriyor. Neyse içim rahat etmemiş olacak ki, şimdi yazayım da rahatlayayım istediğimden yazıyorum, en güzeli gönül ferahlığıyla yaşayabilmeyi başarmak bence.
Geçen yazdığım yazıda yaşadığım sitede, insanların bana karşı tutumundan söz etmiştim. Geçmiş yıllarda, dul-bekar kadın ayrımının hala devam ettiğini ve buna maruz kaldığımı da belirtsem de, yazıyı paylaştıktan sonra iç ve dış gözlemim, aslında yaşadığım yerde, kadın erkek farketmeksizin, sosyal olarak pek de aktif olan bir yerde yaşamadığım oldu. Yani buradaki hata herkesi kendim gibi zannetme yanılgısına yeniden düştüğümü bana gösterdi ki, neyseki yeni bilincimle artık duruma ve kişisine göre, anında karar verebilme yeteneğimle üstesinden gelinebilecek bir akla ve sezgilere da sahip olma gerçeğimi kazanmamla son buldu. İşte tam da bu yüzden bu yeteneği burada kazanmama, sadece mutlu olduğum yerde yaşamam gerektiği, mutlu edeceğim yerde, sadece diğer insanları da mutlu ederek, onlar da iyi olsun felsefemi, aşırı vericilikteki ısrarımın bende yarattığı tahribatın sebeplerini burada öğrenip, çözümlemesini de yapma şansı bulduğum için de minnetarım açıkçası.
Aslında bilinçaltı yaşanmışlığım, bugün yaşadığım yeri de aynı şekilde yorumlamam sebebiyet vermişti. Hem de yaşarken böyle düşünmediğim halde. Neyse ki zaten üstüne alınan alındı, alınmayansa tepkisiz kaldı. Kendini, ne düşündüğünü, ne hissettiğini bilen biliyor azizim, tıpkı benim gibi.
Kendi hayatımı kurduğumdan beri, ellerimle hazırladığım kahvaltı davetlerine, hemen hemen her gün birlikte içilen kahvelerle yapılan muhabbetlerle aydınlanan günlerime, akşam verdiğim rakı davetlerine, pasta börekler yapıp sevdiklerime ikram edip, evde karaoke partilerimin hayatın gerçeği olduğunu düşünmem, bugüne kadarkilere hali hazırda benim rehberlik ettiğimi farketmeme de neden oldu. Çünkü birlikte olmak ve dayanışma hayattın yaşanabilir olmasını, güzelliklerin devam edebilmesini sağlayan, bizi aydınlığa çıkarak yegane gerçekti. Hele ki karanlığın organize olma yeteneği karşısında bizim de biraraya gelip yaptığımız her şey, farkli tercihler yaşayabilecekken vatan ve memleket bilincini de dahil ederek bugüne kadar yarattığım ve öğrettiğim bütün güzellikleri ortaya çıkarma zaferim oldu. Binlerce insana, elimin, sözümün, gözümün değmesi ve onların kendi yolculuğundaki ilerleyişinde gördüğüm güzellikler ise en büyük başarım… İyi ki öğretmen olmuşum, iyi ki yazarak devam ediyorum…
Benim için bunlar normaldi, bazı insanlar henüz yaşamamıştı, bazıları henüz farkında değildi. Burada yaptığım sosyal girişimlerde kimi iki yıl önce kimi geçen sene, yoga organizasyonuna yaşadığım yerden kimsenin katılmaması, başka yerlerden katılanlarla gerçekleştirdiğim yoga çalışmaları, annemin vefat günü davetine çok az komşum eşlik edince benim de içimde hevesim, isteğim pek kalmadı diyebilirim. Erdem benim hakikatimdi, kendimi bulma yolculuğum. Havuz başında müzikle dansla, sporla, bahçede, sitede çocuklarla bazı komşularıma uyguladığım reiki ve şarap davetleriyle pek çok organizasyona rehberlik ettim, pek de güzel oldu… Ve hatta birkaç komşum oynayarak, bazıları müziğin sesinden rahatsız olarak tepki verseler de, güzel şeyleri yaratmak ve yaşatmak inancımdan vazgeçmedim, iyi ki… Kendi bahçesinde sevgisiyle, yaşam bilgeligiyle, tavuklarıyla beni kucaklayan komşularıma sevgi, saygı ve minnetimi de sunuyorum.
Ve hayatın güzel yanı olarak nitelendirdiğim her şeyin bir başının, bir sürecinin bir de sonunun oluşu…
Canım ev sahibimle, kiranın da ötesinde anlaşabilme nezaketimiz ve zerafetimizle, yaşadıklarımla bundan sonra anlatacaklarımdaki yerinizin güzelliğiyle anacağım hepinizi. Ne fazla ne de az.. Olana da olmayana da şükürle… Ve hatta kışın hasta olduğumda, çorbasıyla beni mutlu eden komşuma bile tanık oldum diyebilirim. Aynı memleketten olmamız da cabası oldu sanırım ikimiz için de. Kışın da sevincimi, bir yazıyla paylaşmıştım. Hem sosyal medyada, hem okul ve arkadaşlık çevremde bilgimi, sevgimi, emeğimi sevgiyle paylaşmanın yüceliğini ise kalbimde taşıyarak, bundan sonra gittiğim yere götüreceğim… Elimin değdiği yer güzelleşiyor bilirim de ellerin değdiği hayatımın güzelleşmesine ne kadar alan açabilirim?
Yani maneviyatta güzel ama sosyal anlamda kendimle, tek başıma sadece benim yaptığım ve yarattığımla gerçek olan sosyal olan bir yerde geçirdiğim süreçte, aldığım verdiğim merhabaların güzelliğiyle geçsin dilerim ömrümüz.
Hayat sadece istendiğinde verilenler değil, hakettiğin değerlerin sen istemeden dahi sunulmasıyla anlamlı ve güzel… Şimdi ve bundan önceki hayatımda kalbimin güzelliğinin rehberliğine sığınarak, biz komşusuna güvenip kapısına kilit vurmayan, ”Afiyet olsun” dendiğinde ”Buyur beraber olsun.” diyerek, davetler açan, hasta olanın çorbasını evmizde pişirip götüren, hasta veye vefat eden birinin evine gittiğimizde, su dahi istemeyen, etrafımızda vefat eden bir yakınımız olduğunda 40 gün komşularla akrabalarla yemeğini pişiren soyun evlatlarıyız. Demem o ki, bir şeyler istendiğinde yapılması değerini düşürüyor kanımca. Biraz farkındalık, biraz sevgi, biraz anlayış, biraz saygı ihtiyacımız olan, bir de verilen emeği takdir edebilme yeteneği. Buradan ayrılma kararı verdiğim şu günlerde, iyi kötü demeden aldığım derslerin bilinciyle, her dilde teşekkür ederim.
ŞİMDİ SIRA GELDİ BANA, SIRA GELDİ BENİM DE YAŞAMAMA…
Anadolu Kalbi’nin Uyanışı
Funda TUNÇ
Velhasılıkelam Evrensel bakış