Bazen sadece gözlerimi kapatıyorum, tıpkı hüzünlü saçların arasına gizlenmiş karmaşa gibi, kendi sessizliğime çekilmek istiyorum. Çünkü dışarısı, bir kadın için her zaman olması gerektiğinden daha gürültülü, daha yorucu ve daha talepkar. Kadın olmak… toplumun üzerimize her gün biraz daha daraltarak diktiği o elbiselerin içinde nefes almaya çalışmak demek. Bizden her zaman “en iyisi” olmamız bekleniyor. En sabırlı evlat, en fedakar eş, en çalışkan çalışan, her daim bakımlı ve kusursuz bir silüet… Ama kimse o saç tellerinin arasına sızan yorgunluğu, o kapalı gözlerin ardında kopan fırtınaları sormuyor.
Toplumun bize biçtiği roller, bazen birer prangaya dönüşüyor, sokakta yürürken arkana bakma ihtiyacı hissetmekten tutun da, bir masada sesini duyurmak için iki kat daha fazla bağırmak zorunda kalmaya kadar kadınlık, bitmek bilmeyen bir savunma sanatına dönüşmüş durumda. Sessizliğimiz çoğu zaman bir tercih değil, bir hayatta kalma biçimi haline geliyor. Haklarımız, hayallerimiz ve asıl kimliğimiz “gelenek” denilen o devasa duvarın gölgesinde solmaya bırakılıyor.
Bu sadece benim ya da senin hikayen değil; bu, rüzgarda saçları savrulan, içindeki yangını kimseye fark ettiremeyen her kadının ortak kavgası. Gerçek bir farkındalık, bir kadının yorgun yüzüne bakıp “neden yoruldun?” demekle değil, o yorgunluğa sebep olan görünmez yükleri beraber sırtlanmakla başlar. Gözlerimi her açtığımda, sadece kendi dünyamı değil, tüm kadınların özgürce ve korkmadan nefes alabildiği bir geleceği görmeyi umuyorum. Çünkü bizler, sadece gölgelerde saklanmak için değil, o gölgeleri dağıtacak ışığın ta kendisi olmak için varız.
Velhasılıkelam Evrensel bakış