Derin İnsanların Bu Dünyada Yeri Var mı?
Bu çağ derin insanları sevmiyor; yavaş düşünenleri, çok hissedenleri, susarak anlayanları… Çünkü hız çağında durmak, gürültü çağında sessiz kalmak, yüzey çağında derine bakmak rahatsız edici bulunuyor. Her şeyin hızlandığı, yüzeyin parlatıldığı bir zamanda derinlik neredeyse bir kusur gibi görülüyor; açıklanması zor, ölçülmesi imkânsız, hemen tüketilemeyen bir hâl olarak. Oysa bazı insanlar acele edemez; bir duyguyu hemen tüketemez, bir ilişkiyi hızlıca “oldu–olmadı” diye etiketleyemez. Onlar yaşadıklarını sindirmek ister, hissettiklerini anlamlandırmadan bırakmak istemez. Onlar için hayat, geçilip gidilecek bir yol değil, içinde durulacak bir hâl; bazen yorucu, bazen ağır ama gerçek. Ama bu dünya, durmayı sevmiyor. Beklemeyi zayıflık, derinliği yük, hassasiyeti kırılganlık sanıyor. Bu yüzden derin insanlar çoğu zaman kendilerini fazlalık gibi hissediyor; çok düşünmekten yorulmuş, çok hissetmekten sessizleşmiş halde. Kalabalıkların içinde bile anlaşılmadıklarını hissediyor, hızlanan ilişkilerde geride kalmış gibi duruyorlar. Yine de şuna inanıyorum: Bu dünyada derin insanların yeri var, sadece vitrinlerde değil. Onların yeri, bağ kurulan anlarda, bir bakışın gerçekten görüldüğü yerde, bir cümlenin kalpte yankılandığı sessizlikte. Birinin ilk kez “buradayım” dediğini hissettiği o küçük ama gerçek temas anlarında. Belki kalabalık değiller ama iz bırakıyorlar. Çünkü yüzey geçer, hız unutulur; ama derinlik, bir kez değdi mi, insanın içinden kolay kolay silinmez.
Velhasılıkelam Evrensel bakış