Bir Kadın Olarak Fenerbahçe’yle Yaşamak

 

 

 

 

Fenerbahçe’yi sevmek bazen bir futbol takımını tutmaktan çok daha fazlası. Hele bir kadınsanız… Tribünde, sosyal medyada, hatta aile sofralarında bile bu sevgi sık sık sorgulanıyor. “Gerçekten anlıyor musun?”, “Ofsayt biliyor musun?” sorularına maruz kalmak artık neredeyse ritüel. Oysa kimse bir erkek taraftara Fenerbahçe’yi neden sevdiğini, bu bağlılığın ne kadar “gerçek” olduğunu sormuyor.

 

Ben Fenerbahçe’yi kupaları için sevmedim. Hatta belki de en zor zamanlarında sevdim. Kaybedilen şampiyonluklarda, son dakikalarda yıkılan hayallerde, her sene “bu sene o sene” diyerek yeniden umutlanırken sevdim. Çünkü Fenerbahçe biraz da vazgeçmemeyi temsil ediyor. Düştüğünde ayağa kalkmayı, haksızlığa uğradığında susmamayı…

 

 

Bir kadın olarak Fenerbahçeli olmak, bana göre dirençle çok bağlantılı. Çünkü bu kulüp de yıllardır hem sahada hem saha dışında mücadele ediyor. Bazen yalnız bırakılıyor, bazen hedef haline geliyor ama yine de geri adım atmıyor. Kendimi bu yüzden yakın hissediyorum belki de. Hayatta da çoğu zaman güçlü olmak zorunda bırakılan kadınlar gibi, Fenerbahçe de sürekli kendini ispatlamak zorunda kalıyor.

 

Tribünde ya da ekranda maç izlerken yaşadığım duygular da hep çok yoğun. Gol olduğunda sevinirken sesim kısılıyor, kaybedince günüm kararıyor. “Abartma” diyenler oluyor. Ama kimse bir erkeğe “Bu kadar üzülme” demiyor. Duygularımızın dozajı bile kontrol edilmeye çalışılıyor. Oysa futbol biraz da bu değil mi? Duyguyu iliklerine kadar yaşamak.

 

Fenerbahçe, benim için sadece 90 dakika değil. Çocukluğumdan kalan anılar, babamla izlenen maçlar, arkadaşlarla edilen hararetli tartışmalar… Bazen de yalnız başıma sessizce izlediğim, içimden bağırdığım maçlar. Kadın taraftar olmanın belki de en güzel yanı bu: Dışarıdan güçlü görünürken, içeride her duyguyu özgürce yaşayabilmek.

 

 

Elbette eleştirdiğim çok şey var. Yönetim, transferler, alınan kararlar… Körü körüne savunmak bana göre değil. Sevmek, her şeyi alkışlamak demek değil. Tam tersine, sevdiğin için daha fazla sorguluyorsun. Daha iyisini hak ettiğini bildiğin için ses çıkarıyorsun. Bu da çoğu zaman “fazla duygusal” diye etiketleniyor. Oysa bu bir bağlılık biçimi.

 

Sonuçta Fenerbahçe’yi sevmek benim kimliğimin bir parçası. Kadın olmam bunu azaltmıyor, aksine derinleştiriyor. Çünkü bu sevgi, sadece futbola değil; mücadeleye, adalete ve umuda duyulan bir sevgi. Ve ben, tüm iniş çıkışlarına rağmen, Fenerbahçe’yi sevmekten hiç vazgeçmeyeceğim.

 

Zeynep

hakkında Zeynep SÜT

Zeynep SÜT

Ayrıca Kontrol Et

BURUK ÇOCUK BAYRAMI

    Neye, nasıl sevineceğimizi unuttuğumuz şu günlerde…   Sevinin çocuklar, Övünün büyükler 23 Nisan …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir