SOKAKTA YAŞAYAN HAYVANLARA BİR ÇÖZÜM BULUNSUN ARTIK!

Kıymetli Evrensel Bakış- Velhasılıkelam okuyucuları sizlerle ilk köşe yazımda birlikte olmanın heyecanı ve mutluluğu içinde olduğumu vurgulamak isterim. İlk yazımın sokak hayvanlarına dair olmasında iki gerekçem söz konusudur. Bunlardan ilki artık hem hayvanlar hem de insanlar açısından içler acısı olan bu duruma bir hayvan sever olarak bir çözüm bulunması bakımından farkındalık oluşturmak ve bir çözüm bulunmasına vesile olmaktır. İkincisi de malum yerel seçimler arifesindeyiz. Dolayısıyla yaşadığımız şehirleri ve ilçeleri yönetecek kişileri seçeceğiz. Bu süreçte bu konuya kafa yoran ve çözüm üretme gayretinde olan yöneticilere yönelmemizi size hatırlatmanın faydalı olacağını düşündüğüm içindir. Yazıma ‘sokak hayvanları’ diye başlamadım, dikkat ederseniz. ‘Sokakta yaşayan hayvanlar’ ifadesini kullanmayı tercih ettim çünkü ‘sokak hayvanı’ diye bir hayvan türü yoktur. O halde bu hayvanlar sokakta ne arıyor veya neden sokaktalar? İşte asıl odaklanmamız gereken husus bu noktadır. Açgözlü veya şımarık insanoğlunun bir zamanlar bakmak üzere sahiplendiği fakat belli bir süre sonra sıkılınca, kapının dışına koyduğu hayvanlar; mecburen sokakta yaşamak zorunda kalmıştır. Şehrin yöneticileri veya söz sahipleri bu duruma kayıtsız kalınca; kendi başlarına kalan bu hayvanlar, sokakta bir yaşam kurmak durumunda kalmıştır. Zamanla bu hayvanlar üreyerek çoğalmış ve günümüzdeki sorun ortaya çıkmıştır. Bu sorun günümüzde öyle bir hal almıştır ki oluşan durum hem biz insanlar hem de hayvanlar için katlanılmaz bir hal almıştır.

Bir hayvan sever olarak kışın hayvanların soğukta, yağmurda ve karda aç biilaç şekilde adeta sürünmelerine içim el vermiyor. Bu hayvanları ne zaman görsem içim burkuluyor. Yazın sıcakta susuz, kışın soğukta ve açıkta çaresiz kalmalarına bir çözüm bulunmalı. Elbette ki birçok hayvan sever, büyük fedakarlıklarla maddi manevi desteğini bu hayvanlardan esirgememektedir ama atalarımızın dediği gibi taşıma suyla değirmen taşı dönmez. Bu hayvanlara bir seferliğine su temin etmek veya yiyecek vermek 24 saatlik zaman diliminde veya yılın 365 günü boyunca refahlarını sağlamak için yeterli değildir. Biz insanların nasıl mutlu ve konforlu bir hayata ihtiyacımız varsa hayvanların da mutlu ve belli standartlarda bir hayata ihtiyaçları var. Bu ihtiyaca kısaca hayvan refahı diyoruz. Sokakta yaşayan hiçbir hayvan için refah kavramından söz etmek mümkün değildir. Zaten araştırmaların sonuçları da bu durumu doğruluyor. Nitekim hiçbir sokak hayvanı türüne uygun gelişimi ve ömür süresini yakalayamamaktadır. Zor ve sıkıntılı hayat koşulları, hastalıklar, hayvanlar arasında çatışmalar ve en önemlisi insanlara bağlı faktörlerle oluşan yaralanmalar bu hayvanların yaşam standartlarını ve dolayısıyla refahını olumsuz etkilemektedir. Şehir hayatında günden güne kalabalıklaşan araba sayısı ve trafik yoğunluğuna bağlı olarak bu hayvanların belli bir kısmı trafik kazalarında yaralanmakta, sakat kalmakta ve hatta ölmektedir. Bir de insan görünümünde olup, insana dair hiçbir erdeme haiz olmayan insan müsveddeleri var ki bunlar bu hayvanların en büyük baş belalarıdır. Bu tür ruh sağlığı yerinde olmayan, gelişimini tamamlamamış ilkel insan formları bu hayvanları dövmekte, yaralamakta veya akla hayale gelmeyen şekilde zarar vermektedir. Hatta bazı hayvanlar cinsel istismara dahi uğramaktadır. Ne kadar iğrenç değil mi? Dolayısıyla bir kap yemekle bu hayvanların sorunları çözülmekten epeyce uzaktadır. O halde ne yapılmalıdır? Bu hayvanların refahı kalıcı olarak nasıl yükseltilebilir? Bu hususlara kafa yormak zorundayız. Bu mesele için en geçerli çözüm olarak bu hayvanların fiziksel ve ruhsal ihtiyaçlarının karşılandığı barınaklarda yaşamasını sağlamaktadır. Bu barınaklarda kabul edilebilir bir refah seviyesinde yaşaması sağlanan bu hayvanların, sahiplendirilmesi de bir çözümdür. Peki, günümüzde barınakların durumu bu söylediklerimi karşılamakta mıdır? Kabul edilebilir koşullarda hayvan barınması için uygun sayılabilecek barınaklar olmasına karşın maalesef birçok barınak hayvan refahı bakımından elverişsizdir. Türkiye genelindeki tüm barınakların bir an önce standart koşullarda olması sağlanmalıdır. Bunun için öncelikle barınak kavramından ne anladığımızı gözden geçirmemiz gerekir. Barınaklar sadece hayvanların kapalı bir ortamda tutulup, yem ve su verilen ortamlar olarak düşünülmemelidir. Bu hayvanların sosyalleşmesi ve türüne özgü davranışları sergileyebileceği ve dolaşabileceği alanlar içeren yapılar ancak hayvan refahı bakımından kabul edilebilir barınma ortamlarıdır. Peki, ülkemizde bu koşulları sağlayan bu tür bir barınak var mıdır? Maalesef bu standartlardaki barınaklarımız yok denilecek kadar azdır. O halde ilk olarak barınak anlayışımızı gözden geçirmeli ve ona göre düzenlemeliyiz.

Kendini hayvan sever olarak nitelendiren bazı kişiler hayvanların barınaklarda tutulmasına karşı çıkmaktadır. Barınakların bu haliyle haklı oldukları hususlar olmakla birlikte bu hayvanların bir şekilde barınak koşulları iyileştirilerek kontrol altında tutulmaları şarttır. Hayvanların sokakta başıboş halde olmaları kabul edilebilir bir durum değildir. Üstelik bir kap yemek verdi diye kimsenin kendisini hayvan haklarının yılmaz savunucusu veya kahraman ilan etmesi de abesle iştigal bir durumdur. Bir soğuk kış gecesinde sokakta kalmanın ne demek olduğunu bilmeden bu hayvanları güya özgür kılmak adına sokakta başıboş şekilde yaşamalarına göz yummak bir çözüm değildir. Nitekim şu an içinde bulunduğumuz durum ve ortaya çıkan birçok olumsuz vakalar benim bu düşüncemi haklı çıkarmaktadır. Bu hayvanlar sokakta zor koşullarda kaldıkça, içgüdüsel olarak savunma ihtiyacı hissettiğinden dolayı giderek vahşileşmektedir. Buna bağlı olarak çocuklardan yaşlılara kadar toplumun birçok kesimi bu hayvanların tehlikeli yüzüyle karşılaşmakta ve saldırıya uğrayarak yaralanmakta veya hayatlarını kaybedebilmektedir. Bu olumsuzluklar zamanla bir çatışma ortamına sebep olarak hem insanlar arasında faydasız tartışmalara yol açmakta hem de bu hayvanlara öfke artışıyla sonuçlanmaktadır. Eğer acilen bir çözüm bulunmazsa saldırıya uğrayan daha birçok insan hikayesi duymamız kaçınılmazdır. Yine bu durumun devam etmesine bağlı olarak bazı şiddete eğilimli kişilerce bu hayvanların canına kastedileceğini de öngörmek çok zor olmasa gerek. O halde hem insanların can güvenliği hem de bu hayvanların refahının saplanması huşunda gerekli yasal düzenlemeler gözden geçirilmeli ve yerel yöneticiler bir an önce harekete geçmelidir. Aksi taktirde bu meselenin zamanla bir kördüğüm halini alması kaçınılmazdır.

Yerel seçimlerin yaklaştığı bu günlerde sizlerden ricam bu konuya kafa yoran ve çözüm üretme hususunda samimi yöneticileri seçmenizdir. Bu sayede sabah işe giderken veya akşam karanlığında çocuklar ve bizler güven içinde günlük işlerimizi yapabiliriz. Yine bu hayvanlar yağmurda, çamurda ve soğukta aç ve biilaç biçimde eziyet çekmeden belli bir refah seviyesinde yaşamış olacaktır. Hiçbir siyasi partiyi övme veya hedef alma gibi bir niyetimin olmadığını ama yaşadığımız şehir ve ilçelerin yöneticilerinin belli vasıflara sahip, duyarlı kişiler arasından seçilmesi düşüncesinde olduğumu vurgulamak isterim. Bu düşüncemden hareketle, sizlerden ricam yaşadığı kente aidiyet duygusu yüksek ve çevreye duyarlı kişilere yönelmenizdir. Bu hususlardan bir tanesi de günümüzde iyice ayyuka çıkan sokaktaki hayvanlara dair problemlere bir çözüm üretme gayretinde olan yönetici adaylarına şans verilmesidir. Herhangi bir siyasi düşüncenin etkisinde olmaksızın, bir hayvan sever olarak bu uyarıyı yapmamın bir gereklilik olduğu kanaatindeyim. İnsanları kadar hayvanları da mutlu kentlerde yaşamak dileğiyle, bir sonraki yazımda buluşmak üzere, herkese esenlikler dilerim.

hakkında Doç.Dr. Zafer ŞAHİN

Doç.Dr. Zafer ŞAHİN
Merhaba değerli Evrensel Bakış- Velhasılıkelam okuyucuları. Ben Doç. Dr. Zafer ŞAHİN. 1978 yılında Samsun’da doğdum. Üniversiteye kadar olan eğitimimi Samsun’da tamamladıktan sonra 1997 yılında Elazığ Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesi’ni kazandım ve 2003 yılında mezun oldum. Aynı yıl Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı’nda Yüksek Lisans öğrenimine başladım ve 2006 yılında Fizyoloji Bilim Uzmanı olarak öğrenimini tamamladım. 2005-2009 yıllarında Fırat Üniversitesi Deneysel Araştırmalar Merkezinde (FÜDAM) görev yaptım. 2009-2014 yılları arasında Bitlis Eren Üniversitesi Sağlık Yüksekokulunda Öğretim Görevlisi olarak çalıştım. 2015 yılında Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı’nda Doktora öğrenimini tamamladım ve aynı yıl Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi ve Deneysel Tıp Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde Dr. Öğr. Üyesi olarak göreve başladım. 2018 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı’na atandım. 2020 yılında Tıp Fizyoloji Alanında Doçent ünvanı aldım. Halen Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı’nda Doç. Dr. olarak görevliyim. Akademik olarak özellikle Sinirbilim ve Endokrinoloji alanında araştırmalar yapmaktayım. Fizyoloji alanında çok sayıda uluslararası ve ulusal eserlerim vardır. Üniversite yıllarında hikaye alanında Fırat Üniversitesi’nin düzenlediği yarışmada ödül kazandım. Akademik ve sosyal konularda kitap çalışmalarım vardır. Kitaplarım basıldığında siz değerli okuyucularımı haberdar edeceğim. Özellikle sağlık, popüler bilim, eğitim ve sosyal konulara ilgi duymaktayım. Sizlerle bu alanlarla ilgili yazılarımla birlikte olacağız. Şimdiden herkese keyifli okumalar dilerim. Sesimizin geniş kitlelere ulaşması temennisiyle, esenlikle kalın.

Ayrıca Kontrol Et

Yeni Nesil Gazeteciliğin Parlayan Yüzü : EZGİ SEVİL

Merhaba, Ben Ezgi SEVİL 1991 yılında İstanbul, Bakırköy’de dünyaya geldim. Medya dünyasına olan tutkum henüz …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir