KALBİN VAKTİ: RAMAZAN
HATİCE FAHRUNNİSA
Şehr-i Ramazan’ı bizlere seçen, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlayalım.
Hakikatini son nefesimize kadar üzerimizde yaşatacak, takva üzere bir hayat sürmemize sebep olmak
ister Şehr-i Ramazan. Bu yüzden başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluştur.
Elde tutulamaz kor gibidir ayların efendisi. Kendi ateşiyle nefsin hararetini söndürür. Öfkenin,
sabırsızlığın boynunu keskin ve parlayan bir kılıç gibi vurur. Oruç ve diğer ibadetlerle Allah’a yönelen
müminler günahlarından temizlenir, bilinçlenir.
Hem fiziksel hem de iman ve ahlak yönü ile keskinleşir. Böylelikle doğruyu yanlıştan ayırmayı da yine
kendi isminin manasıyla kalplerimize duyurur.
Şehr-i Ramazan yaz sonunda güz mevsiminin başlangıcında yağıp yeryüzünü tozdan temizleyen
yağmurdur. “Allah’ım beni hatalarımdan yağmur, kar ve dolu ile yıka” diye dua eden sevgili
peygamberimizin (sav) heyecanla beklediği, o gece cennetin süslendiği sayılı günlerdir.
Su ve kar pek şiddetli olan cehennem ateşinin hararetini keser. İşte bu dua üç vakte işarettir. Yıkama
geçmişe ki rahmettir, haldeki temizlik hal-i hazır vaktedir. Bu, mağfirettir. Uzaklaşma da istikbale yol,
cehennemden kurtuluştur.
İsmi Allah’ın isimlerinden olduğu için Peygamber Efendimiz (sav) sahabe efendilerimizi özellikle
uyardığı ve Şehr-i Ramazan dediğimiz bu kutsi ay için Rabbimize şükürler olsun.
Şehr-i Ramazan içinde sabır, gereksiz yükleri ve yanlış algıları terk etmek, tefekkür, iç disiplin sağlama,
zamanı iyi kullanma gibi derslerin bulunduğu bir okul gibidir. Bizi tertemiz kılmak, yakınlık bahşetmek
için verilen çok önemli bir lütuftur.
Kısacık bir zaman dilimi gibi gelir bize ama öyle değildir, bir ömürlük sır saklıdır. İçinde Kadir Gecesi
vardır. O Kadir gecesi ki bin aydan bir ömürden daha hayırlıdır. Ramazan ayı, insanlara yol gösterici,
doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır.
İnsanlara hidayet rehberi olan, onları doğru yola götüren ve hak ile batılı birbirinden ayırt edici
ölçütler içeren Kur’an bu ayda indirilmeye başlanmıştır. Oruç bize bu ay için farz kılınmıştır.
Oruç, nurani, ruhani bir ibadet olup kul ile Allah arasında özel bir sır mahiyetindedir.
Sahurda edilen niyet ile başlayan rahmet, oruçlu olunan vakit affa, akşam iftar ile bayram sevincine
dönüşür.
Gündelik yaşamımızda çoğu zaman beden güçlenip ruha hâkim olur. Nefsin istekleri haddi aşar
duruma gelir. Gönül ve akıl körlüğüne sebep olur. Bedeni ve nefsi güçlü hâle getirmek ise hâkim
engeldir. Tıpkı bedenimizi güçlendirdiğimiz gibi ruhumuzu da güçlendirdiğimiz mevsimdir Şehr-i
Ramazan.
Bu rahmet mevsimi, ruhumuzu besler, kuvvetlendirir. Diğer taraftan bedenî ve behimî arzuları
besleyen gıdaları azalttığımız için cismani yönümüz de latifleşmeye başlar.
Az yemek, az uyumak ve az konuşmak ruhani yönümüzü güçlendirir ve nefse hâkim kılar.
Kul, Esma tecellilerini izlemeye başlar. Namazı en-Nur esması tecellisi ile manevi bir yükselişe eren kul
zekâtı ile el-Kuddûs isminin tecellisine mazhar olur. Böylece zekât ile hem malını hem de nefsini
temizler. Çünkü kulun bu âlemdeki tek amacı Allah’ın sıfatlarını bilmek, O’nun esmalarındaki manayı
yaşamımıza geçirebilmek adına tertemiz olmaktır.
Oruç tutan kul ise Es-Samet ismine muhataptır. İşte o zaman kişi bilir ki yemekten, içmekten ve cinsel
ilişkiden münezzeh olmak Allah’a aittir. Çünkü Allah, hiçbir şeye muhtaç olmayan, herkesin muhtaç
olduğu Es-Samet’tir. Bunu yüreğinden hisseden, elindeki nimetlerin Allah’a ait olduğunu ve acizliğini
fark etmiş bir kulda da El-Muhyi ve El-Mümit isimlerine muhatap olur.
Allah’ın nimetleri olmadan yaşamanın imkânsız olduğunu, açlığı yaşamak suretiyle tecrübe eder.
Böyle bir insanın dünya görüşü de olaylar karşısındaki algı ve tepkileri de farklılaşır.
Oruç, Allah’a vasıl edecek yolda ağırlıksız yol almak gibidir. Zira yolcunun ne kadar çok eşyası varsa o
kadar yavaş ilerler. Ağırlıksız olmak demek ise oruca riyanın karışmamasıdır.
Niyet gizlidir.
Tutulan oruç gizlidir.
Sürekli kurulu bir bağ bulunur ve “Her nerede olursanız olunuz O, sizinle beraberdir. Allah yaptığınız
her şeyi görmektedir.” (Hadîd s.4) ayetinin farkındalığını yaşar.
Şehr-i Ramazan’ın bizlere öğretmek istediği en önemli konulardan biri de merhamettir. Bu yüzden
oruçlu zamanlarda bereket ve güzellikler artar. Açlığı ve susuzluğu deneyimleyen insan, Allah’ın
nimetlerinin olmadığı zamanlarda ne hâle düşeceğini düşünür ve daima O’na şükreder. Zira oruç; açlık
ve acizliği tattırarak aç ve muhtaçların halinden daha iyi anlamayı sağlar.
İmam-ı Gazali’ye göre oruç, sakınma ve terktir. Bütün ibadetler halkın gözü önünde olurken, oruç kul
ile Allah arasında bir sırdır. Kulun derununda sabırla ve ancak Allah için ifâ edilir. Bu sabır ve terkin
sonucunda Mevlâna Hz. kulun manevî görüşünü artırdığını, gönlünün gözünü açtığını Divan-ı
Kebir’inde zikreder. İmsakta niyetimizin sebebi de budur.
İmsakta yemeğe ve içmeyi terke niyet eden oruçlu mümin, ismi yükseklik anlamına gelen orucu
hakkıyla yerine getirdiğinde amelde kemal mertebesine yol alır. Çünkü oruç İbn-i Arabi Hz. göre
manevi bir zevk hâlidir.
Mutasavvıflara göre hakiki oruç, ancak bütün azalarla tutulan oruçtur. Orucun en ideali ve ulaşılmaya
çalışılması gerekeni budur.
Her bir ekleminiz için bir sadaka vardır diyen peygamberimiz (sav) insanın üzerindeki yükümlülüğü
organlarına bölerek umumi bir hâle getirir. Nasıl ki namaz, sadaka ve zekât her bir organ için geçerli
ise oruç da tüm uzuvlarımız ile yapmamız gereken bir ibadettir. Bu şekilde tüm organlar da ilahi emre
ve yasağa uyar. Böyle bir oruç salihlerin orucudur.
İslam âlimlerine göre, nefsin orucu yemeklerden ve haramlardan uzak durmaktır.
Kalbin orucu, dünya işleri ile meşgul olunurken dahi Allah’ı unutmamak ve bir unutma olmamasıdır.
Ruhun orucu ihtirası terktir.
Aklın orucu duyguların efendisi olabilmektir.
Gözün, çirkin ve istenilmeyen şeylerden korumak, kalbi meşgul eden ve Allah’ın zikrinden alıkoyan
şeylere bakmamaktır.
İmam Gazali ise dilin orucunu şöyle tanımlar. Dilini hezeyan, yalan, gıybet, koğuculuk, fahiş konuşma,
galiz konuşma, kavga ve riya ile konuşmaktan korumak; aynı zamanda dili sükût etmeye zorlamak,
Allah’ın zikri ve Kur’an tilâvetiyle meşgul etmektir.
Rabbimiz, cümlemize Ramazân-ı Şerîf’in kadrini ve kıymetini idrak ettirsin. İbadetlerimizi tüm
uzuvlarımız ile yapılan salih amellerden eylesin ve Şehr-i Ramazan’ın bereketiyle artırarak kabul
buyursun. Âmin…
Velhasılıkelam Evrensel bakış