Herkese merhaba,
Bugün, birçok kadının korkulu rüyası olan yaşlanma ve çevresel faktörleri üzerinde kısaca durmak istiyorum. Çok karmaşık bir biyo-psiko-sosyal bir süreç olan yaşlanma, canlıların olgunlaşma sürecinin tamamlanmasının ardından fizyolojik yedek kapasitelerinin giderek azalmasını, yıpranmasını ve bunun sonucu olarak da yaşam fonksiyonlarının bozulmasını veya en azından aksamasını içeren bir süreç olarak tanımlanmaktadır. Çok erken dönemlerde, 20’li yaşlarda başlayan yaşlanma süreci hem iç hem de dış etkenlerden kaynaklanmaktadır.
Genetik faktörlerle belirlenen ve genetik olarak programlanmış yaşlanma, değiştirilemez ve her bireyde farklı oranda görülmekte, bu nedenle aynı yaştaki iki kişide tamamen farklı şekilde cilt yaşlanması ortaya çıkabilmektedir. Çevresel etkenler ise bu doğal sürecin erken başlamasına, hızlanmasına veya artmasına neden olabilmektedir. Sigara, rüzgar, kimyasal maddeler ve ultraviyole (UV) radyasyonu gibi çevresel faktörlerle belirlenen yaşlanma, cilde dışarıdan zarar veren etkenlerle oluşmakta ve genetik faktörlerle belirlenen yaşlanma sürecini hızlandırmaktadır. Çevresel yaşlanmada ve özellikle cildin erken yaşlanmasında en önemli faktör, korumasız bir şekilde güneş ışınlarına (foto-yaşlanma) maruz kalmaktır. Ultraviyole ışık ciltteki kolajeni bozmakta, lekelere ve hatta cilt kanserine neden olabilmektedir. Erken yaşlanma terimi, derinin yüz, boyun ve alın bölgesinde zamanından önce kırışıklıkların ortaya çıkmasını ifade etmektedir. Güneş kremi sürmeden dışarı çıkmak ve kontrolsüz bir şekilde bronzlaşmak, cildin çok daha erken yaşlanmasına, ince çizgilerin, kırışıklıkların ve cilt lekelerinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Çünkü UV ışık, eski ve hasarları hücrelerin yerine yeni hücrelerin gelmesini yani hücre döngüsünü yavaşlatmaktadır. Köpek gezdirmek, bahçeyle ilgilenmek veya araç kullanmak gibi her gün güneş altında yapılan aktivitelerin, yaşlanma belirtilerinin %90’ını oluşturduğu bildirilmiştir. Araştırma sonuçları, solaryuma giren kişililerin %68’inde erken yaşlanma belirtilerinin ortaya çıktığını göstermektedir.
Dünya sağlık örgütü (WHO) global UV korumasını şu şekilde önermektedir:
- Gün ortasında güneşte bulunma süresini sınırlayın.
- UV indeksini takip edin ki bu akıllı telefonlar aracılığı ile de yapılabilmektedir.
- Gölgeleri akıllıca kullanın.
- Koruyucu giysiler giyin ve güneş koruyucu gözlükler kullanın.
- Güneş koruyucu ürünler kullanın.
Yaşlılığa neden olan bir diğer etken, kirler ve toksinlerdir. Hava kirliliği güneş ışınlarının etkilerini ve oksidatif stresi hızlandırır ve serbest radikallerin oluşumunu tetikler. Kirliliği kontrol altına almak tek başımıza yapılabilecek bir şey olmasa da spor ve sağlıklı beslenme gibi programlarla etkilerini kontrol altında tutmak mümkün olabilmektedir. Toksinler hücresel bölünmeyi yavaşlatmak suretiyle cildin erken yaşlanmasına neden olmaktadır. Hem kirlilik ve hem de toksinler derideki kolajeni azaltmakta ve daha lekeli cilt görünümüne ve akne oluşumuna yol açmaktadır.
Cilt yaşlanmasında bir diğer faktör, yüz ifadeleri ve mimiklerdir. Bunlar, altta bulunan kasları sürekli uyararak çizgilerin kalıcı hale gelmesine yol açmaktadır. Örneğin kaş çatma, gözleri kısarak bakma, somurtma gibi sık sık yapılan yüz hareketleri yüz çizgilerine ve kırışıklıklarına neden olmaktadır. Yan pozisyonda uyumanın çene ve yanaklardaki kırışıklıkları arttırırken, yüz üstü yatmak kaş arası çizgileri arttırabildiği bildirilmiştir.
Yaşlanma etkilerinin gözle görülebilir hale gelmesindeki bir diğer önemli etken olan stres, yağlı bir cilde ve akne oluşumuna yol açmaktadır. Ayrıca, ciltte toksik bir ortamım oluşmasına ve stres hormonu olan kortizolde artışa neden olarak tüm vücutta gereksiz bir hasara yol açabilmektedir. Bunun sonucu olarak cilt, soluk ve daha yaşlı bir görünüm almaktadır.
Uzun süreli uyku eksikliği de cildi ve yüzü etkileyebilmektedir. Bu durum sadece yaşlanmayı hızlandırmakla kalmayıp, aynı zamanda diğer hastalık süreçlerini de tetikleyebilmektedir. Çeşitli vücut dokularının korunması ve yenilenmesinde rol oynayan büyüme hormonları yetişkinler tarafından gün içinde sadece birkaç kez derin uyku esnasında salgılanmaktadır. Bu nedenle ihtiyaç duyulan uykudan mahrum kalınmasının, cilt dokusuna zarar vereceği açıktır.
Sigara içmenin de genel sağlık üzerine etkileri bir yana, cildin yaşlanma sürecini hızlandırdığı bilinmektedir. Sigara dumanı, cilt üzerinde sağlıksız bir renk ve doku ortaya çıkarmaktadır. Benzer şekilde aşırı alkol de gerekli besin maddelerini etkileyerek her türlü sağlık probleminin ortaya çıkışına yol açabilmektedir. Alkolün aşırı miktarının bir idrar söktürücü gibi hareket etmesine bağlı olarak cildin nem kaybına neden olmakta ve kırışıklıkları derinleştirerek yaşlı bir görünüm kazanmasına yol açmaktadır. Ayrıca, kolajen üretimini uyarak bir antioksidan olan A vitaminin azalmasına da neden olmaktadır.
Aslına bakılırsa yenilen her besinin cilt üzerine doğrudan etkisi vardır ve kötü beslenmenin, solgun bir görünüme, ciltte kabarmalara, kızarıklıklara, tıkanıklıklara, akneye neden olmak suretiyle daha hızlı yaşlanmaya neden olabildiği bilinmektedir. Bu nedenle beslenme programında kalp dostu omega 3 yağ asidine, lif bakımından tam tahıllı yiyeceklere ağırlık verilmesi önem taşımaktadır. C ve E vitaminleri, domateste bol miktarda bulunan likopen, yeşil çay polifenolleri de cildi güneşin zararlı ışınlarına karşı koruyan beslenme ile alınabilen güneş koruyucuları olarak hareket etmektedir. Fiziksel olarak ise, opak olan her türlü krem ya da merhemin hatta makyaj malzemelerinin bir miktar da olsa güneşten koruma özelliği sağladığı bildirilmiştir. Ancak bunların da bazı sakıncaları bulunmaktadır, güneş altında eriyip deri tarafından emilmesi, mikronize edilmiş şeklinin deriyi tıkaması veya derinin daha alt tabakalarına inmesi gibi…
Ciltteki sarkmaların nedenlerinden bir diğeri, yerçekimi kuvvetidir ki bu, önlemez bir olguya karşılık gelmektedir. Yaşlanma olayında bir diğer etken, ciltte bulunan ve yaşlanma karşıtı bir yağ olan seramid miktarının yaşlandıkça azalmasıdır. Ayrıca, cildi günde 2’den fazla yıkamanın sebum (yağ) miktarını azaltarak cildin nem kaybetmesine neden olduğu bilinmektedir.
Herkese sağlıklı günler dileklerimle,
Prof. Dr. Neslihan Demirbaş
Velhasılıkelam Evrensel bakış