Ruhumun hürriyeti ile bedenimin mecburiyeti arasında savrulup duruyorum. Dünya denilen bu âlemde, olması gerekenlerin vakti ile içimde dolan zamanı bekliyorum. Zaman kavramının sonsuzluğu ile, vakit kavramının kıstırıcılığı, ne fani bir eylemler bütünü olduğumu bir kere daha yüzüme vuruyor. Hayat akıp giderken, içinde direnemeyen ben, sanki zaten hep dörtnala koşmayı beklemiş. İnsan kendine yaklaştıkça daha da anlaşılamaz görülüyor aslında. Kendi ile barışık olmayan insanları seyretmek, kaybolmuş ruhların vaktinin dolmasını beklemek gibi. Ya da kendiyle yalnız kalamayan insanların, bu sonsuz ıstırapları için, hep bir suçlu aramaları…
İlerlemek, hep daha iyiye koşmak, hep daha iyiye varmak , daha iyisi için, daha iyi olmaya çalışmak varken, insan neden acı ile yaşamayı tercih eder anlayamadım hiç. Bu hayatta bazıları av, bazıları avcı. Bazıları savaşçı, bazıları ganimet. Sistem o kadar acımasız ki ve kimin ne olacağı o kadar belli ki. Koyun musun, kurt musun ? Aslında tüm mesele bu belki de. Bilmiyorum, tek bildiğim ruhumun hürriyetinin, bedenimin mecburiyeti ile birlikte yürümesi gerektiği. Yoksa ne zaman vaktiyle doğar, ne vakit zamandan haberdar olur.
Velhasılıkelam Evrensel bakış