Son Dakika

Kendini Susturma Kavramı Hayatımızın Ne Kadar İçinde?

Psikolojik Danışman/Psikodrama Terapisti

Sanat Terapisti/Aile Terapisti

Kendini susturma kavramı  literatürde yeni tanımlanan  ve toplumsal cinsiyet algısına bağlı  ortaya çıkmış bir kavramdır.

Cinsiyetin kültürler arası farklılığını vurgulayan toplumsal cinsiyet kavramı, fenotipi belirleyen çevre faktörlerinin, birey üzerindeki etkisini ele alır. Kendini susturma kavramı, yakın ilişkilerde daha çok kadınlar tarafından kullanılan bir yaklaşımdır. Erkeklerin de kendini susturma davranışını farklı  biçimlerde gösterdikleri ifade edilse de , literatürde daha çok kadınlar tarafından kullanıldığı belirtilmektedir.

Özellikle ataerkil toplumlarda kadınlardan beklenen, boyun eğme ve itaatkar oluş hali, özellikle yakın ilişkilerde kendini susturma davranışını besler.

Başkalarının istek  ve ihtiyaçlarını, kendilerinin istek ve ihtiyaçlarından daha fazla önemseme ve ön planda tutma şeklinde beliren kendini susturma davranışı, sağlıklı kişilik gelişimi ile iyi oluş  halinin önünde bir engel olarak görülebilir.

Bilhassa kişinin kimliğini sorgulamasının ve bireyleşmesinin makbul görülmediği toplumlarda,

kişinin kendi isteklerini baskılaması ve ihtiyaçlarını göz ardı  etmesi biçiminde ortaya çıkan bir davranış paternidir.

Kişinin çocuklukta, gelişimi sırasında, kendini ifade etmesi yerine baskılamasını esas alan bir öğreti ile çocuğa bakım verenler tarafından aktarılan bu davranış örüntüsü, kişinin ikincil duygusal kazanımları  için kendini ihmal etmesine sebep olur. Ailenin bu ihmali desteklemesi, aynı  zamanda çocuğun duygusal istismarı olarak ele alınabilir. Ailenin bu ihmal ve istismarı, travmatik bir etki ile yakın ilişkilerde kaybetme kaygısını destekleyen, patolojik duygusal bir sürecin  kişilikte  yer edinmesine sebep olur.

Çocuğun kendi cinsiyet rolünü algılarken, aileden aktarılan bu kendini baskılayıcı dinamiklerin içselleştirilmesi, gelişimsel olarak bastırma, kendini erteleme şeklinde belirir.

Çocuğun içgüdü, arzu ve isteklerinin biogelişimsel olarak ortaya çıkmasıyla, bunları baskılama eğilimi, çatışma içerikli duygu ve düşüncelere ortam hazırlar.

İç güdüsel istekler gelişimin sağlıklı argümanlarıdır. Kendini susturma eğilimi ile kendini baskılayan çocuk, bu süreçlerini kötü, iğrenç, kabul edilemez olduğunu varsayabilir. Yoğun suçluluk ve pişmanlık duygularıyla kendinde var olan ihmale dayalı travmatik alanı depresyon, obsesyon ya da anksiyete gibi nevrotik savunma düzenekleri üzerinden ortaya koyar. Daha baş edilemez durumlarda psikotik savunma düzenekleri geliştirebilir.

Erken çocukluk çağından itibaren bireysel kendini ifade etme prosesleri öğretilerek gelişen çocuk, kendini baskılamak ve çatışma içeren kendini susturma gibi savunma düzenekleri yerine kendi varoluşunun gereklerine yönelebilir. Böylelikle travmadan korunarak yakın ilişki içinde kendini ihtiyacına göre ifade etmeyi deneyimler.

 

Devam edecek…

hakkında Melike DORUK METİN

Melike DORUK METİN
1978 Ocak 23 tarihinde İstanbul'da doğdum, Çanakkale 'liyim. Ancak Balkanlardan, yörüklerden gelen köklerimi yad etmek isterim. 1999'da Marmara Üniversitesi'nden mezun oldum. Psikolojik Danışman, Psikodrama Terapisti, Aile Terapistiyim. Felsefe, tarih, sanat tarihi, ekoloji, hayvanlar ve insanlar, farklı disiplinlere dair insanı ve evreni ilgilendiren her şey ilgi alanıma girer. Sosyal Projeler bağlamında farklı gelişenlerle, cezaevinde çocuklarıyla kalan kadınlarla psiko-sosyal destek kapsamlı çalışmalar yaptım. Şu an Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı üzerinde çalışanlarla çalışıyorum. Hayatı anlamlandırmak ve sadeleştirerek yaşamak ve bu bağlamda kendimiz için farklı varyasyonlar yakalamanın peşinde bir anlayış geliştirme eğilimindeyim. Ankara'da yaşıyorum. Üç kızım var ve onlarla hayata dair yeni bir perspektif kazanıyorum. Büyümenin tüm hayatı içine alan bir gelişme süreci olduğunu farkediyorum. Selamlar.

Ayrıca Kontrol Et

10 YAŞINDA KİTAP YAZDI…..

İLHAN ONAT TEZEL 18/09/2009 tarihinde İstanbul’un Bakırköy ilçesinde doğdu. İki çocuklu bir ailenin son ferdi …

3 yorumlar

  1. Melike DORUK METİN
    Melike DORUK METİN

    Kendini susturma kavramı ile ifade etmek istediklerimizi ne denli durdurup erteliyoruz? Bu eğilim yaşam kalitemizi nasıl etkiliyor? Soruları bir dahaki yazımızda cevap bulacak sorular.

  2. Avatar

    Melike hanım merhaba.
    “Kendini susturma” başlığını görünce heyecanlandım. Niye dersen, 60 yaşına geldim kendimi susturmak için irade eğitimi yapma gayreti içindeyim.
    Yazınızı okudum. Çocuklar ve yetişkinler üzerinde durmuşsunuz, 60 yaştan sonra kendini susturmayı üçüncü bir grup olarak ele almak gerekir. Ben aktif ömrü 20’şer yıllık üç bölümde düşünüyorum. Üçüncü 20 yıllık en verimli bölümde kendini susturma konusunu kılı kırk yararak tefekkür edip iyi bir yol haritası oluşturmak gerekir. Altmışından sonra yaşayacağın her günün aktif ve canlı olması için kendini yani nefsini susturma çalışmaları yapmış olmak çok önem arz ediyor. Var olmanın ve varlıktan çıkmanın yani ölümün bağlantılarını iyi kavrayıp boyut değiştirdikten sonra kendim dediğimiz, emirler yağdıran nefis boyut değiştirip dünya vizyonundan çıkınca ne kazandırmış ne kaybettirmiş olduğunu yirmili ya da kırklı yaşlardaki algıların ya da arzuların ne kadar da hazin bir sonuç hazırlamış olması önceden hesaplanarak nerede konuşmalı nerede susmalı kararlarının olması konusunun ne kadar zamana ve zemine bağlı görecelik içerdiğini düşündürür.
    Bütün çocuklar bir gün yaşlı olacak. Ne var ki susmayan ya da susması gerektiği yerleri bilmeyen azgın bir varlık insanlık sıfatını taşımayacaktır.
    Elhasılı vel kelam, susmanın ve konuşmanın kalite değerini çocuklarımıza öğretmemiş isek yaşlılarımız çekilmez olacaktır.
    Selam ve sevgilerimle.

    • Melike DORUK METİN
      Melike DORUK METİN

      Selamlar
      Elbette konuşmak kadar susmak da önemli bir varoluş biçimidir.
      Burda kişinin kendini ifade etme biçiminin önemi vurgulanmaktadır. Özellikle gelişimin ilk yıllarında kişinin kendini ifade etmeyi öğrenmesi oldukça önemlidir. Baskılama ve susturma ile kendini ifade etmeyi öğrenememiş bir çocuk ilerleyen yaşlarda kendine yabancılaşır ve kendini sağlıkla ifade edemediği için ortaya çıkması beklenen ölçülü yaklaşımları yerine getirme konusunda zorluk yaşar.
      Kendini anlama, arzu ve istekleri anlama ve kişisel tekamül süreçlerine erişme konusunda zorluk çeker. Kişisel zaaflarını kritik evreler içinde ifade edip, üzerine düşünüp çalışarak uygun yaklaşımlar ikame edemezse,
      kişisel zaaflar kişilik biçimi olarak kişinin kendiliğine yapışır. Kişilik bozuklukları
      ve nevrozlar bu şekilde oluşur.
      Kişinin asıl ilahi potansiyelinin üzerini örter ve kişiyi kendisinden uzaklaştırır.
      İnsanın nihai hedefi kendisiyle buluşması ve bu buluşma ile asıl özü ve mutlak olan ilahi beniyle bütünleşmesidir.
      Burda önerilen yöntem ve kavramlar bu bütünleşmeye bir nebze daha nasıl yaklaşılır sorusu için cevaplar niteliğindedir.
      Insan yolu bulmak için kaybolmayı bilmelidir. Kendini baskılamak yolu görmeye engel olur. Yol etrafındaki zorluklara rağmen iradeyi nasıl kullanacağımız konusunda kendi iç unsurlarımızı tanımayı gerektirir.
      İç unsurlar gölgeler, dehlizler ya da korkutucu içsel canavarlarla:) dolu olabilir. Onları tanıyıp görmeden onlarla başetmek ya da konsensüs geliştirmek mümkün olmaz. Kendini sağlıklı olarak ifade etmek için dil alanını kullanmak insana özgü bir yetenektir. İnsan semboller yolu ile düşünür kavramsallaştırma yolu ile ifade eder ve gelişir. Bilinci olduğu yerden daha üste taşımak için konuşmak, yazmak anlatmak çok önemli bir yoldur.
      Jung’un insan kavramına bakmanızı önerebilirim daha detaylı anlaşılabilmesi için.
      Bilmem ifade edebildim mi?:))
      Selamlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir