







Sabah kahvaltıyı biraz geç alıyoruz. Bugün Delhi’deki son günümüz. Rehberimiz akşam yaptığı uyarılar ve bilgilendirmeler neticesinde sabah saat 8:00’e kadar valizleri kapı önüne çıkartmış oluyoruz. 9:00 da lobide buluşup valizleri kontrolümüz dahilinde otobüse yükletiyoruz. Rehberimizin yine bize bir sürprizi var. Hintli bir aileye misafirliğe gidiyoruz. Otobüs bizi belli bir noktada indiriyor ve gideceğiz yere kadar grupça yürüyoruz. Burası şehir dışında orta halli ailelerin yaşadığı bir mahalle. Hindistan’da pek göremeğimiz türden, bahçeli güzel evler var. Rehberimiz ailenin kim olduğu hakkında pek bilgi vermiyor (ısrarla sormamıza rağmen). Gittiğimizde göreceğimizi söylüyor. Etrafı izleyerek güzel evler arasında yürüyoruz. Ve nihayet eve ulaşıyoruz. Evin kapısından evin varlıklı bir aileye ait olduğu belli oluyor. Kapıda havlayan devasa bir köpek bizi karşılıyor. Mani (rehberimizin asistanı) köpeği sakinleştiriyor ve iki kat yukarı çıkıyoruz. Ev gayet güzel ve modern. Kapıyı açtığımızda güleç yüzlü, sıcacık insanlar bizi karşılıyor. Rehberimiz hepsine tek tek sarılıyor. (Tabii ki defalarca geldiği için öncesinde tanışıyorlar.) Ev sahipleri geniş bir aile. Anne, baba, babaanne, oğul ve gelin birlikte yaşıyorlar. Bir de de yardımcılar var (bir erkek, bir kız) Seda Hanım’ın deyimine göre erkek evlat evlenince aileyle birlikte otururmuş. 😊
Hinduizm ‘de normalde, geleneksel aile yapısında, aile reisi babadır. Hindu ailede para işleri, evlilik gibi tüm önemli konularda baba karar verir. Geleneksel Hint aile yapısında, anne – erkek çocuk bağı çok sıkıdır. Çoğu zaman, erkek çocuk evlendiğinde, evde kalacak yer olduğu takdirde eşi ile ebeveynlerinin evinde yaşar. Kız çocuklarında ise durum farklıdır ve onlar evlendikleri erkekle yaşamak üzere evden ayrılır. Bu durum genç eş için kolay değildir; çünkü evlenip gittiği ailede çocuğu olana kadar, çok az hakka sahiptir. Özellikle de erkek çocuğu olduğu zaman, ailedeki konumu düzelir. Büyük kadınlar adıyla anılan kaynanaların çok ciddi konumları ve belli otoriteleri vardır. Evlenmemiş kadınların Hindu geleneklerinde sosyal yeri yoktur. Bekâr kadınlar, Hindistan’da genelde tek başlarına kalmazlar, ebeveynlerinin evinde yaşarlar. İçeri girdiğimizde Seda Hanım aileyi tanıtıyor bize. Ortada bizim için hazırlanmış bir yemek masası var. Masana cipsler, bisküviler, yöresel tatlı ve hamur kızartması gibi yiyecekler var. İçecek olarak da yine bol kola ve rom var. Daha önce olduğu gibi rom içmeye doyamıyoruz. Yardımcılar servis yapmak için her dakika hareket halindeler. Evin hanımı ve babaanne bir kenarda oturuyor ve bizde yanlarına gidip onlarla fotoğraf çektiriyoruz. Ev sahibi kına yaptırmamız için birini getirmiş ve tek tek kınalanıyoruz (boş bulduğumuz her yerimize kınalar sürüyoruz). Unutmadan bahsedeyim; misafir olduğumuz aile, oradaki hizmetleri ayarlayan acente sahibi kişiler. Çok memnun kalıyoruz ama zaman azalıyor. Vedalaşma ve “namastelerden” sonra otobüse binip havaalanına gidiyoruz. Bu yokluk ve sefalet ülkesi, hiç bitmesini istemediğiniz sonu gelmeyen bir yolculuğa dönüşüyor ve dönmek istemiyorsunuz. Kanınıza virüs gibi giriyor ve fakat yine de gitmek istiyorsunuz. (Tıpkı benim kanımdaki virüs gibi.) Ruhunuzda, bedeninizde hissediyorsunuz. Ya çok bağlanıyor (benim gibi) vazgeçemiyor ya da da hiç sevemiyorsunuz. İçim buruk, sekiz günlük alışma sonunda ayrılık vakti zor geliyor.😞
Herkesin kendinden bir parça bulabildiği ülkeden ayrılma zamanı… Rehberimizn de dediği gibi, vedaları sevmiyorum. Hindistan’a veda edemiyorum. Hayatımı ve dünyaya bakış açımı değiştiren ülkeden ayrılıyoruz. Yolda rehberimizin yine bilgilendirmesi var, havaalanı prosedürleri hakkında. Dersimizi iyi anlayıp Nepal Katmandu’ya uçuyoruz. İndiğimizde vize işlemleri var. 25 dolar ödeyip, işlemleri yapıyoruz. İşlerini ilk tamamlayan ben ve arkadaşım İrem oluyoruz. Valizleri alıp otobüslere biniyor ve yepyeni bir maceraya yelken açıyoruz. Bugünlük bu kadar, takipte kalınız lütfen… 😊NAMASTEEE.
Velhasılıkelam Evrensel bakış