




Kahvaltı sonrası odalarımıza çıkıyoruz; temizlenme vakti.😊Akşam giydiklerimizi sabah tekrar giydiğimiz için kendimizi suya sabuna atıyoruz. Seda Hanım’ın deyimiyle en eski kıyafetlerimizi giyiyoruz (eski bir şey de getirmemiştik aslında). Bitmeyen banyo sonrası istenilen saatte lobide buluşuyoruz. Çoğumuzun çantası boş; iki günlük mikrop selinden sonra kullanılan giysi, ayakkabı ve çantalar ya atılıyor ya da otelde bırakılıyor. Seda Hanım’ın ilk geldiğimizden beri anlattığı baharat çarşısına gidiyoruz. Çarşı, otelin hemen karşısında. Fakat sokağa tek başımıza çıkmak ne mümkün?! Rehberimizin de buna asla izin vermiyor. Hatta karşıdan karşıya tek başımıza geçmemize bile.😳Çarşı otelden görünmesine rağmen topluca karşıya geçip alışverişin dibine vuruyoruz😊(ben itidalli davranıyorum). Bildiğimiz Adana’daki “Mısır Çarşısı”; yöresel kıyafetler, hiç bilmediğim baharatlar, kremler, takılar bir sürü şey. Rehberimizin tembihi üzerine almamız gerekenleri alıp otobüse geçiyoruz. Aman Allah’ım, dışarısı satıcı kaynıyor. Kapıdan tek başınıza çıkıp otobüse geçmeniz neredeyse imkânsız. Otobüs her ne kadar kapının önünde beklese de,😁”van dolar,1 00 rupi” diyen diyene. Ellerindeki ürünleri resmen gözümüze sokuyorlar. Yol boyunca Varanasi sokak manzaraları.
Seda Hanım’ın yine bir sürpriziyle karşılaşıyoruz. Bizleri “bulunmaz Hint kumaşını bulmaya” götüreceğini söylüyor. Hindistan turlarının vazgeçilmezi ipek dokuma ve satış mağazasına gidiyoruz. Öncesinde dokuma kısmını öğrenmek ve görmek için tezgaha gidiyoruz. Karşılaştığımız manzara akıl işi değil. İlkel bir tezgahla karşılaşıyoruz. Mantığımızın alacağı türden değil. Bu kumaşı Hindistan’da yapan sadece 10 aile varmış. Matematiksel mantığı yok gibi görünüşte. Fotoğrafları görünce bana hak vereceksiniz. Tezgah iki bölümden oluşuyor. Önü ve arkası. Arkada oturan yaşlı adam (sanırım çalışanların babası) yüzlerce ip yumağını yönetiyor. Önde oturan genç, muhtemelen oğlu. Hangi ilmeği atacaksa tezgahın arkasındaki yüzlerce ip ardından mekiği geçiriyor. Her ilmekte hangi ipten mekik geçirileceğini bilmek nasıl bir zekâya sahip olmak diye şaşırıp kalıyoruz. Rehberimiz yine tam zamanında bilgi veriyor. Rivayete göre, bir zamanlar Hindistan’ın ürettiği kumaşlar dillere destanmış. Hintli ustaların ürettiği kumaşları herkes bilir ve tercih edermiş. Bu kumaşların özelliği hem kaliteli hem de ustalık gerektiriyor olmasıymış. İngilizler, Hindistan’ı işgal ettiklerinde Hintli ustaların kumaş üretimlerini engellemek için tüm ustaları toplayıp ellerini kesmişler.
Neden mi? Elbette kendileri üretmek için.
Hintli ustalar kumaş dokuyamayınca kumaşlar da artık bulunmaz olmuş.
Günümüzde ise bu, dilimizde bir deyim olarak yer etmiş ve bulunması güç ve paha biçilmez varlıkların anlatımında kullanılmaktadır. İlmek ilmek dokunuşunu birazcık izleyip mağaza kısmına geçiyoruz. İpek ve altından dokunmuş şahane ötesi kumaşlar karşısında hayretlere düşüyoruz. Fiyatları servet derecesinde pahalı. Alış verişler yapılıyor yine. Soğuk kolalar içiliyor (midemizde mikrop kalmasın diye).😁Bol bol fotoğraf çektiriyoruz. Çok daha güzel Sariler var burada. Kumaşlara bakarken oradaki görevli ısrarla “ size Sari saracağım” diye tutturuyor.😳Eee bende hiç sevmem, ne olacak şimdi? Karşı koyamıyor ve Sarileniyorum.😊Yine isteyen diğer arkadaşlara da sariler sarılıyor. Bitiminde otobüse binip havaalanına gidiyoruz. Yeni Delhi’ye uçuyoruz; yeni bir macera bizi bekliyor.😊NAMASTEEEE

Velhasılıkelam Evrensel bakış