





Akşam yemeğinden sonra restoranda uzunca edilen sohbetler ve o arada içilen “black tea”lerin (siyah çay) haddi hesabı yok. Hindistan aslında çaylarıyla ünlü bir ülke, ama benim damak tadıma uymayan bir rehası var. Daha çok “masala çayı” tercihim oldu. Rehberimizin bilgilendirmesi üzerine, yarın Taj Mahal için lütfen giysilerinizi hazırlayınız mesajıyla karşılaşıyoruz. Bugün Agra’da büyük bir çarşıya gidilip alışverişler yapıldı, ama ben size onu ayrıca anlatacağım. Çarşıdan incik boncuklar, bindiler, tikalar, sariler ve bir sürü şeyler alınabiliyor. Hatta yöresel kıyafetler… Rehberimiz, özellikle yöresel kıyafetler giyinmemizi istiyo Taj Mahal için, ama maalesef o an benim yanımda yöresel kıyafetim yok. Bunun üzerine Nurcan Bahçeci Küçükgöde Hanımefendi yardımıma koşuyor. İyi yürekli arkadaşım benim, fazladan Sari aldığı için bana da bir tanesini giymem için verebileceğini söylüyor ve giysi işini hallediyoruz. Hazırlıklar tamam olunca sabah kahvaltısından sonra lobide buluşuyoruz. “Sari sarınacaklar” olarak sıraya girmişiz, Rehberimizi bekliyoruz. Zaman azalıyor, yardımımıza otel çalışanları yetişiyor. Hepimiz Sarilerimizi giyinip fotoğraf çektiriyor ve yola çıkıyoruz. Aman bir heyecanlıyız ki, sormayın gitsin! Hep kitaplardan, televizyon ekranlarından görüp hayran kaldığımız Taj Mahal’i görmeye gidiyoruz. “AŞK için yapılmış” olan o büyülü yere. Seda Hanım’ın her zamanki gibi orada nasıl hareket etmemiz gerektiğini anlatması üzerine, dersimizi iyice anlamış olarak Taj Mahal’e geldik. Aman Allah’ım! O nasıl bir kalabalıktır öyle. İyi ki de turizm mevsiminde gitmemişiz, o zaman nasıl olurdu bilemiyorum. Bu arada sıcaklığı hiç sormayın; çölün ortasına düşmüş gibiyiz. Buharlaşmamıza ramak kalmış gibiyiz. Sarilerle adım atmak o kadar zor ki, hele de sıcakta…Hintli kadınları bu duruma sürekli dayanabildikleri içim tebrik ediyorum. Yalpalaya yalpalaya Taj Mahal’e geliyoruz. Girişte kontroller çok sıkı, çantanızın kontrol edilmesi yetmiyor, teker teker üstümüz aranıyor. Gidecek olanlara tavsiyem yanınızda kibrit, çakmak, tırnak makası, törpü tarzı şeyler, yiyecek ve içecek bulundurmayın. Burada yapılan kontrollerde direk el koyuyorlar. Rehberimiz öncesinde uyardığı için, yanımıza bu tarz şeyler almadık, haliyle de hiç bir şeyimize el konulmadı ve rahatlıkla geçtik. İçeriye girmeden tarihi hakkında bilgiler veriyor bize rehberimiz. Kapıdan ilk girdiğimizde sanki çok yakınmış da, dokunacakmışsınız hissi uyandırıyor insanda. Ama siz ilerledikçe o da uzaklaşıyor. Muhteşem bir yapı. Turist çok fazla göremiyorum. Genellikle kendi halkı ağırlıkta ve insan kaynıyor. Yine satıcılıar ve yine selfi çektirmek isteyenlerle dolu ortalık. Rehberimizin tanıdığı fotoğrafçıyla buluşuyoruz ve grup olarak fotoğraf çektiriyoruz. İsteyen yüzlerce poz çektiriyor, almasak da oluyormuş. Ben yine, Berrin ablam ve oğlu Yavuzalp’e takılıyorum .Berrin abla, hani bahsetmiştim ya “tam bir Amazon kadını” diye, hah, o işte. Sıkı bir gezgindir kendisi. Fotoğraf çekmeyi çok iyi biliyor ve telefonuda harika çekiyor😊Önce içerisi geziliyor ve fotoğraflar çekiyoruz. Yine selfi çektirmek isteyen bir sürü kişi… Onlara “değişik” geliyoruz ya ondan tabii. Bu arada ben, sari kıyafetini çıkarıp normal kıyafetimle kalıyorum.😊Biraz da tarihine değinelim, bakalım neymiş. Taj Mahal,😊”AŞK için inşa edilen”, dünyanın en büyük ve en güzel anıtı olarak kabul edilen, geceleri aydan daha parlak görünen, Türk-İslam mimarisinin göz bebeği ve Hindistan’daki en değerli yapılardan birisi olup, dünyanın da 7 harikasından birisi olacak kadar değerlidir. TaJ Mahal’in görselliği kadar, hikayesi de insanı etkiler. Taj Mahal, Babür İmparatorluğu’nun altıncı hükümdarı Şah Cihan tarafından, o zaman ki imparatorluğun başkenti olan Hindistan’ın Agra şehrinde Yamuna (Jumna) nehrinin kıyısına yaptırılmıştır. O kalabalığın, kaosun, kirliliğin, gürültünün arasından çıkıp böyle bir manzara ile karşılaştığımda, uzun uzun bakakalmıştım. Siz de hak verirsiniz ki, yaklaşık 1.2 milyar nüfusu olan Hindistan’da biraz huzur bulup, böylesine tarih kokan ve görselliği ile büyüleyen bir eserle karşılaşmak farklı bir olaydı. Dünyada aşk için dikilmiş en büyük ve en güzel yapıt olarak kabul edilen Taj Mahal, Şah Cihan’ın büyük bir aşkla sevdiği eşi Mümtaz Mahal’in ölümü üzerine, onun hatırasına hürmeten yaptırılmış.
Yapının mimarları, Mimar Sinan’ın talebelerinden Mehmet İsa Efendi, yapıdaki yazıları yazan ise Hattat Serdar Efendi. Eserin yapımı için, Şah Cihan tarafından İstanbul’dan davet edilmiş ve 1630 da inşasına başlanan, Dünya’nın 7 harikasından birisi olan Taj Mahal, yaklaşık 22 yıl sonra 1652 de tamamlanmıştır. Taj Mahal’in yapımında parlak, ince, mavi damarları olan beyaz mermerler kullanılmış. Aynı mermerden yapılan ve yerden yüksekliği 82 metre olan kubbe, Mimar İsmail Efendi tarafından çok ama çok özenle yapılmış. Kubbe üzerinde, altından bir alem ve türbenin beyaz mermerden dört tane de minaresi vardır. Anıtın dört yanında Hattat İsmail Efendi tarafından, Yasin Sure’sinin tamamı yazılmıştır.
Mümtaz Mahal ve Şah Cihan’ın sandukaları üst katta, kubbenin altındadır. Sandukaların bulunduğu yerdeki kubbede, insan ağzından çıkan her ses 7 kez yankılanacak şekilde bir akustiğe sahiptir. Şah Cihan’ın ve eşinin asıl lahitleri ise en alt katta bulunmaktadır. Taj Mahal’in yüz binlerce akik, sedef ve firuze gömülü olan duvarlarında, ayrıca 42 zümrüt, 142 yakut, 625 pırlanta ve 50 adet oldukça iri inciler vardır. ilham kaynağı olan Taj Mahal, mehtaplı gecelerde bile aydan daha parlak görünüyormuş.😊Hatta 1966 Hindistan-Pakistan savaşında, Pakistan savaş uçaklarına yol gösterici bir parıltı olmaması için Hindistan Hükümeti tarafından, kubbesi siyah bir çadırla örtülmek zorunda kalmıştır.
Şah Cihan’ın eşi Ercüment Banu ; güzelliği, zekâsı ve iyilikseverliği ile bütün imparatorluğun gönlünü fethetmiş, en seçkin sultan imiş. Bu vasfından dolayı Mümtaz Mahal diye anılıyormuş. Şah Cihan, ona henüz 16 yaşındayken aşık olmuş ve evlenmek için 5 yıl beklemiş. AŞK işte! Şah Cihan, çok sevdiği eşini gittiği her yere götüren, onun fikirlerine ve zevkine önem veren birisiymiş. Bu duygulu, zeki ve güzel kadın, 1631 yılında 14. çocuğunu doğururken vefat etmiş. Şah Cihan ise eşinin ölümünü takip eden 8 gün boyunca yemekten ve içmekten kesilmiş, hiç odasından çıkmamış. Dokuzuncu gün dairesinin kapısını açıp, dışarı çıktığı zaman saçlarının bembeyaz olduğunu ve iyice çöktüğünü fark etmiş. Bu arada söylemeden geçmeyelim, Mümtaz Mahal, Şah Cihan’ın 3. eşiymiş. Ne aşkmış, imrenmedim değil doğrusu. Ülkeyi sefalete sokacak kadar para harcayıp, aşkı için anıt yapan bir adam…Kendisi de eseri de eşsiz. Tarihini öğrendikten sonra, Özlem’in bir konuda bizi bilgilendirmesiyle büyük hayal kırıklığı yaşıyoruz. Şah Cihan gözümüzden düşüyor. Çok sevdiği, aşık olduğu karısı hayattayken baldızıyla evlenmesini mantığımıza sığdıramıyoruz.😞Aşkın büyüsü filan kalmadı gözümüzde, yerlere düştü… Ama oğullarından birisi “babasını kontrol etmek adına”, bir saraya kapatıyor ve oradan çıkmasına izin vermiyor. Ülkeyi daha fazla kıtlığa sokmasın diye. Şah Cihan orda ölüyor .Taj Mahal aslında simetrik yapılmış bir yapı. İkiye katlandığında bir bütünün ayrı iki parçası oluyor. Fakat Şah Cihan için ayrı bir mezar yaptırılmıyor ve eşi Begüm Sultan’ın mezarının yanına gömülüyor. İşte simetriyi ve o kusursuzluğu bozan tek şey, Şah Cihan’ın mezarı oluyor. Alın işte size ispatı; erkeklerin aşkına güvenilmemesi gerektiğine tarihte bile tanıklık etmiş oluyoruz.😁Yok, yok! Aşk falan yok… Masallarda kitaplarda, tarihte olur zannederdik; orda da yokmuş meğer. Bugünlük uzunca bir yazı oldu, devamı yarına olsun. NAMASTEEEEE.
Velhasılıkelam Evrensel bakış