İnsan hiç yaşamadığı bir dönemi neden bu kadar özler? Büyüklerimizin ağzından düşürmediği o yazlık sinemalar, gazoz kapağının açılma sesi, radyodan yükselen o cızırtılı ama tertemiz duygularla yüklü şarkılar… O günlerin hikâyeleri anlatılırken, Kadir İnanır o hikâyelerin hep başrolünde olurdu. Biz o dönemi görmedik ama onun bakışlarında, o eski filmlerin siyah-beyaz derinliğinde, aslında neyi kaybettiğimizi çok iyi anladık.
Kadir İnanır, biz görmesek de o dönemin ruhunu bugüne taşıyan bir köprüydü. Bizim kuşak, sevgiyi “emek” olarak onun repliğinden öğrendi. Hani o meşhur sahne var ya; “Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu, sevgi emekti…” Biz o günlerin o naifliğini, o sadeliğini, belki de birbirine gerçekten değer veren insanların o sıcaklığını, tam da onun o sert ama bir o kadar da içten bakışlarında gördük.
Şimdi haberini aldığımızda, aslında kendi bildiğimiz dünyadan bir şeyin eksildiğini hissettik. Belki o yazlık sinemaların tahta sandalyelerine hiç oturmadık, belki o gazozları hiç içmedik ama onun filmlerinde, o eski şarkıların hüznünde kendi özlemimizi bulduk.
Bugünün her şeyi hızla tüketen, gürültülü dünyasında, o eski zamanların “yavaşlığına” olan özlemimiz biraz da bu yüzden. O eski şarkıların, eski filmlerin, Kadir İnanır’ın o vakarla susuşunun içinde, bugün bulamadığımız bir samimiyet vardı. O, sadece bir oyuncu olarak değil; bize o görmediğimiz, ama her zaman içimizde bir yerlerde “keşke orada olsaydım” dediğimiz o dönemin hatırasını taşıyan bir elçi gibiydi.
Kadir İnanır… Sen, bizlerin hiç yetişemediği o güzel masalın, o en unutulmaz kahramanı olarak kalacaksın. Artık o eski şarkılar, o eski sinema kareleri hep biraz daha hüzünlü olacak ama biz seni, büyüklerimizden dinlediğimiz o masalsı günlerin en güzel hatırası olarak, hafızamızın başköşesinde tutacağız.
Yolun açık olsun. Biz, o anlattıkları o güzel günlerin hayaliyle seni hep hatırlayacağız.
Velhasılıkelam Evrensel bakış