MEDYANIN KİRLİ KULİSİ

Medyada kadın olmayı konuştuğumuzda, herkes o ışıklı stüdyoların cazibesinden bahseder. Ama kimse o pırıltılı camın arkasında kurulan, yeteneğin değil ahlakın tartıya çıkarıldığı kirli pazarlıklardan söz etmez. Bugün ekranlarda ya da gazetelerde gördüğünüz o “parıltılı” hayatların arkasında, aslında büyük bir metalaştırma operasyonu ve karakter sınavı yatıyor.

Medyada kadının metalaştırılması; sadece bir reklamda obje olarak kullanılması değil, bizzat iş hayatının içinde kadının zekasının ve emeğinin önüne “görüntüsünün” konulmasıdır. Sektörün o meşhur “prezantabl” kelimesinin arkasına gizlenen; aslında “ne kadar esneksin, sınırlarını ne kadar zorlatırsın?” sorusudur. İş arayan bir kadına yapılan sözlü tacizden tutun da, ofislerde “şaka” adı altında yürütülen mobbinge kadar her şey, kadını bir birey değil, bir vitrin süsü olarak görme hastalığından besleniyor.

Kendi yolculuğumda da, bu sektörün tozunu yutarken o görünmez duvarlara en sert haliyle çarpanlardan biriyim. Gazetecilik ve ekran önü, dışarıdan büyük fırsatlar dünyası gibi görünse de, aslında her köşe başında bir karakter testi sunar size. Eğer ilkeleriniz varsa, “hayır” demeyi biliyorsanız ve mesleğinizi sadece birilerine hoş görünmek için değil, onurunuzla yapmak istiyorsanız; bazı kapıların yüzünüze nasıl kilitlendiğini, çok hak ettiğiniz işlerin ellerinizden nasıl kayıp gittiğini yaşayarak öğreniyorsunuz.

Bu sadece bir “iş kaçırma” hikayesi değil; bu, liyakatin yerine “uyumun”, yeteneğin yerine “teslimiyetin” beklendiği bir düzene karşı verilen bir onur savaşıdır. Bir kadının ahlakı ve dik duruşu yüzünden kaybettiği her proje, aslında onun karakter madalyasıdır. Çünkü medya dünyasında “zor kadın” yaftası yemek, çoğu zaman “satın alınamayan kadın” olmanın diğer adıdır.

Unutulmamalıdır ki; bir kadının bedeni ya da gülüşü, kimsenin reyting malzemesi ya da ofis dekoru değildir. Bizler, o parıltılı ekranların arkasında ruhunu ve ahlakını satmayı reddeden kadınlar olarak; belki daha zor yollardan yürüyoruz ama başımızı yastığa koyduğumuzda hissettiğimiz o huzurun reytingi hiçbir terfiyle ölçülemez.

Ekranın ışığı söner, makyajlar silinir; ama eğilmemiş bir boyun ve tertemiz bir isim, bu kirli düzene verilecek en güçlü cevaptır. Asıl başarı, vitrine sığmak değil, o vitrini kırıp onurunla var olabilmektir.

hakkında Ezgi SEVİL

Ezgi SEVİL

Ayrıca Kontrol Et

SEYAHAT ETMEK İNSAN RUHUNA EN İYİ GELEN İLAÇTIR..

 Gezmek, görmek, yeni yerler keşfetmek… Bana göre insan ruhuna en iyi gelen şeylerden biri seyahat …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir