Türkiye denilince akla sadece bir coğrafya gelmez; akla uçsuz buçaksız bir renk paleti gelir. Bu topraklar, binlerce yıldır farklı fırça darbeleriyle boyanmış, her rengin bir diğerine hayat verdiği devasa bir tuvaldir. Ancak bu renkler, birbirinden kopuk, bağımsız lekeler değildir. Bizim hikayemiz; zıtlıkların uyumu, renklerin kardeşliği ve hepsini bir arada tutan o kutsal zeminin hikayesidir.
Bir prizmadan geçen ışık nasıl ki yedi ana renge ayrılıyorsa, Anadolu’nun ruhu da öyle çeşitlidir. Kimimiz Ege’nin imbatıyla turkuaz, kimimiz Doğu’nun sert ayazıyla toprak rengi, kimimiz Karadeniz’in hırçın dalgalarıyla yeşiliz.
Sarı, Mezopotamya’nın bereketli başaklarıdır.
Mavi, Akdeniz’in sonsuz hürriyetidir.
Mor, Toroslar’ın zirvesindeki vakardır.
Bu renklerin hiçbiri, bir diğerinden daha üstün veya daha az kıymetli değildir. Çünkü anatomimiz incelendiğinde görülür ki; sarı olmadan yeşil eksik, mavi olmadan mor öksüz kalır. Renklerin kardeşliği, birinin varlığının diğerinin parlamasına bağlı olduğu o muazzam dengede gizlidir. Bizler, farklı tonlarda olsak da aynı güneşin altında ısınan, aynı yağmurla yıkanan bir bütünün parçalarıyız.
Bir ressamın en değerli varlığı sadece boyaları değil, o boyaları üzerinde taşıyan tuvalidir. Bizim tuvalimiz ise vatan toprağıdır. Renkler ne kadar canlı olursa olsun, üzerinde duracakları sağlam bir zemin yoksa dağılıp giderler.
Bu toprak, sadece üzerinde yürüdüğümüz bir kara parçası değil; her rengin kök saldığı, can bulduğu ve birbirine karıştığı kutsal bir harçtır. Edirne’den Kars’a kadar uzanan bu coğrafyada, her karış toprakta farklı bir rengin alın teri, her taşın altında farklı bir rengin hikayesi vardır. Bu yüzden vatan toprağına saygı duymak, aslında kendi varoluşumuza, kendi rengimize ve yanımızdaki rengin hukukuna saygı duymaktır.
Al Rengin Gölgesinde Tek Vücut
Peki, bunca farklı rengi bir arada tutan, hepsini kapsayan ve hepsine kimlik veren o nihai renk hangisidir? Cevap, gökyüzünde dalgalanan Al Bayrak’tır.
Bayrağımızın kırmızısı, sadece bir renk değildir; o, tüm bu farklı renklerin “biz” olmak uğruna ödediği bedelin, ortak fedakarlığın ve sarsılmaz iradenin sembolüdür. Ay ve yıldızın altındaki o kırmızı, her bir rengin güvenli limanıdır.
”Bayrak, bir ulusun tüm renklerinin altına sığındığı tek bir çatıdır.”
Bayrağa gösterilen saygı, bu ülkede yaşayan her bir ferdin onuruna, geçmişine ve geleceğine gösterilen saygıdır. O bayrak dalgalandıkça, sarı daha parlak, yeşil daha canlı, mavi daha huzurludur.
Ebru Sanatı Olarak Türkiye
Türkiye’yi bir yağlı boya tablosuna değil, bir ebru sanatına benzetebiliriz. Renkler suyun üzerinde birbirinin içine geçer, ama asla birbirini yok etmez. Her biri kendi karakterini korurken, ortaya çıkan desen tek ve eşsizdir.
Bugün bize düşen, renklerimizi birbirine kırdırmak değil; o renklerin oluşturduğu muazzam ahengi korumaktır. Unutmamalıyız ki; bu topraklarda yaşayan herkes, bu büyük “Renklerin Anatomisi”nin vazgeçilmez bir parçasıdır. Vatan toprağına sadakatle bağlanmak ve ay-yıldızlı bayrağın altında omuz omuza durmak, sadece bir görev değil, bizi biz yapan tek hakikattir.
Çünkü biz, ayrı ayrı renkler değil; birlikte bakıldığında hayranlık uyandıran bir Türkiye manzarasıyız.
Velhasılıkelam Evrensel bakış