KAR EN ÇOK SİVAS’A YAKIŞIYOR…

 

 

Kış kapıya dayandığında herkesin aklına farklı bir şehir düşer; ama beyaz örtü yeryüzüne indiğinde, sanki bir emaneti asıl sahibine teslim ediyormuşçasına en çok Sivas’a yakışır. Anadolu’nun bu vakur kenti, karla birlikte sadece iklim değiştirmez, adeta asıl ruhunu kuşanır. Sivas’ta kar, diğer şehirlerde olduğu gibi hayatı felç eden bir misafir değil, kapısı her daim açık kadim bir dosttur.

 

Sivas’ta kar yağması demek, zamanın durması değil, bilakis derinleşmesi demektir. Şehir, üzerine düşen her kar tanesiyle kendi içine çekilir. Havası için “soğuk değil, ayaz” derler; adamın kanını dondurur ama zihnini açar. O meşhur ayaz, insanı diri tutan, haddini bildiren ama bir o kadar da mert bir rüzgârla gelir. Çifte Minareli Medrese’nin turkuaz çinileri üzerindeki o ince beyaz şeritler ve Gök Medrese’nin taş işçiliğine düşen kristal taneleri, tarihin donmuş bir karesini fısıldar bize. Selçuklu’nun taş kalbi, karın sessizliğiyle birleşince ortaya çıkan manzara, bir tablodan ziyade bitimsiz bir şiirdir.

 

Peki, neden en çok Sivas?

 

Çünkü kar, Sivas’ın bozkır sertliğini yumuşatır, ona masalsı bir asalet katar. Sokak lambalarının sarı ışığı altında düşen taneler, gökyüzünden inen elmas tozları gibidir. Dışarıdaki dondurucu soğuğun aksine, bir esnaf dükkanında tüten çayın buğusu ve insanın içini ısıtan “Yiğido” samimiyeti karla perçinlenir. Yüzünüze vuran o keskin rüzgâr, sizi bir sonraki sokağın köşesindeki fırından çıkan, dumanı üstünde mis gibi bir Sivas Ketesi’nin veya fırın ağzının kokusuna daha çok bağlar.

 

Erzurum’da kar serttir, Bolu’da ormanlıktır ama Sivas’ta tarihtir. Kar taneleri Cumhuriyet Meydanı’na düştüğünde, sanki 1919’un o kararlı ruhu yeniden canlanır. Şifahiye’nin kapısında biriken kar, yüzyılların şifa bekleyen dertlerini örter gibidir. İstasyon Caddesi’nde karın altında yürürken duyduğunuz o “hışrt” sesi, şehrin gürültüsünü değil, huzurunu müjdeler. Sivaslı bilir ki; “zahmet çekmeden rahmet olmaz”, bu kar kış, baharda coşacak Kızılırmak’ın, yeşerecek bozkırın müjdesidir.

 

Sivas’ta kar; edebiyattır, türküdür, bekleyiştir. Aşık Veysel’in sadık yarine duyduğu sevda gibi, Sivas da toprağına düşen karda sadakati bulur. Kısacası, her şehir karı yaşar ama sadece Sivas onu bir kaftan gibi üzerinde taşır. Beyaz; hiçbir yere bu kadar doğal, bu kadar mağrur ve bu kadar “evinde” durmamıştır. Sivas’ın karı, sadece şehri değil, insanlığımızı da bembeyaz bir örtüyle kaplar.

hakkında Ali ERDİN

Ali ERDİN

Ayrıca Kontrol Et

   ALLAH  BAĞIŞ’LASIN

         ALLAH’IM SEN BÜYÜK VE YÜCESİN BİZİ BİR KEZ DAHA VE SONSUZ …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir