HER ŞEY İNSAN İÇİN…

İns-an sırlarla dolu sıkıştırılmış zip dosyası gibi. Bu dünyada bazı insanlar olağan halde yaşarken bazı insanlar olağan dışı yaşar. Kimse dışarıdan bakıldığında, kimin ne yaşadığını, neyi nasıl anlamlandırdığını bilemez.

İnsan, sırlarla dolu, içinde pek çok katmanı saklayan sıkıştırılmış bir zip dosyası gibidir. Bu dünyada kimi insanlar olağan haliyle yaşarken, kimileri olağan dışı bir bilinç ve duyarlılıkla hayatı deneyimler. Dışarıdan bakıldığında, kimse başkasının iç dünyasında neyin yaşandığını, neyi nasıl algıladığını tam olarak bilemez. Bu, tam da melamet anlayışının işaret ettiği gibi, içsel hakikatlerin katman katman açıldığı, her an yeni anlamların doğduğu bir süreçtir

Melamet öğretisinde insan, kendi nefsinin ve benliğinin sırlarını çözmeye davet edilir. Her an yeni bir ‘ben’in doğduğu, kendi gölgesini, sınırlarını ve potansiyelini keşfettiği bir iç yolculuk… Mevlânâ’nın dediği gibi:

“Gel, ne olursan ol, yine gel…”
Burada önem verilen, insanın sabit kimlik kalıplarını bırakıp, sürekli dönüşüm içinde olmasıdır. Bu yüzden “Her şey insan içindir” derken, “her şey” kavramının sınırlarını zorlamak gerekir. Çünkü insan sadece var olanı değil, henüz var olmayanı da taşıyan bir varlıktır.

Felsefeci Friedrich Nietzsche’nin “İnsanı aşmak” fikri, bu bağlamda anlam kazanır. İnsan, karşılaştığı zorluklar karşısında direnç gösterir; ancak “kaldırma kuvveti”nin sınırları vardır. Yine de, bazı insanlar vardır ki onlar “ender ruhlar”dır. Bunlar, deneyimlerin yoğunluğunda beslenir, sanatçıların uç noktadaki duyguları, yazarların farklı perspektifleri kavrayabilme yetenekleri gibi, bir “yeni ben” yaratma çabasında olanlardır. Bu süreç, melamet yolunda insanın kendi karanlığıyla ve aydınlığıyla barışmasının ifadesidir.

Melamet ehli için “Asla asla deme” öğretisi, insanın kendi sınırlarını kabul edip kalıplaşmaktan kurtulmasıdır. İnsan, yapamayacağını düşündüğü şeyleri de yapabilir, kendini farklı boyutlarda keşfedebilir. Kierkegaard’ın “Varoluşun basamakları”ndaki gibi, insan sürekli kendini aşmak, hata yaparak öğrenmek zorundadır. Burada önemli olan, hata yaptığında kendini imha etmek değil, o hatadan öğrenmek ve gelişim yolunda devam etmektir.

Bazılarımız hızlı yaşar; tıpkı melamet anlayışının altını çizdiği gibi, insanın kendi ritmine göre hareket etmesi gerekir. Bu ritmi kaçırdığında sıkışır, tıkanır. Bu hızlı yaşam, yaratıcı üretim için gereklidir, çünkü sanat, empati, derin akletme ve ruh ile aklın buluşması ancak böyle mümkün olur. Henri Bergson’un “Yaşanan zaman” (temps vécu) kavramı da burada devreye girer: Gerçek zaman, sadece ölçülen değil, yaşanan ve hissedilen zamandır.

Okumak, öğrenmek elbette ki önemlidir; fakat hayat, sadece kitaplardan öğrenilmez. Melamet, hayatı deneyimleyerek, idrak ederek, uyanarak anlamak yoludur. İnsan bu sonsuz yolculukta, kendi içinde yaşamadığı pek çok hal ve duyguyu keşfeder. Nietzsche’nin dediği gibi:

“Kendini aş; sınırlarını yık; hayatı kucakla.”

Ve unutma, bu yolculuğun sonu yoktur. Her an yeni bir kapı aralanır, her an yeni bir “ben” doğar. 

Hay-at çağırıyor. Yaşa, deneyimle, idrak et, anla , uyan , anlat, uyandır. Hay-atına binen ins-an ;

 Bu yolculuğun sonu yok. Her şey başınıza gelebilir, temkinli olun derim. Tekrar buluşmak üzere 😊

 

Kaynaklar

  • Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi

  • Friedrich Nietzsche, İnsanı Aşmak (Also sprach Zarathustra)

  • Søren Kierkegaard, Varoluşun Basamakları (Stages on Life’s Way)

  • Henri Bergson, Zaman ve Özgür İrade (Time and Free Will)

  • Melamet ve Tasavvuf literatürü üzerine çeşitli klasik metinler ve yorumlar

  • Deneyim

hakkında Umay TATAR

Umay TATAR
1988 yılında İstanbul’da doğdum. Sakarya Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu mezunuyum. Uzun yıllar profesyonel spor yaptım. Sahada öğrendiklerim, bana sadece fiziksel değil, zihinsel bir dayanıklılık da kazandırdı. Bu dayanıklılık zamanla farklı alanlara olan ilgimi derinleştirdi. Sivil toplum kuruluşlarında aktif görevler aldım; özellikle gençlik, eğitim ve toplumsal dayanışma alanlarında mücadele etmeye çalıştım. Hayatım boyunca sadece bireysel değil, toplumsal sorumluluklar taşıyarak yürümeyi önemsiyorum. Felsefeye, tarihe, toplumsal olaylara ve politikaya yoğun bir ilgim var. Okumak, düşünmek ve sorgulamak benim için hem bir ihtiyaç hem de bir yolculuk. Yazılarımda zaman zaman bu ilgi alanlarımı harmanlıyor, geçmiş ile bugünü, birey ile toplumu, inanç ile aklı aynı metin içinde konuşturuyorum. Sosyal medya üzerinden yazılarımı ve fikirlerimi paylaşıyorum. Bazen mizah, bazen isyan, bazen de içsel bir arayışla… Ama hep samimiyetle ve “birlikte düşünmek” amacıyla. Hayatın bana kattıklarını, biriktirdiklerimi ve mücadele ettiklerimi paylaşmak için buradayım.

Ayrıca Kontrol Et

ODADAKİ CANAVAR VE FİRARİ EBEVEYNLER : BİR NESLİN İNFAZI!

  Ne yazacağımı, nereden başlayacağımı bilemediğim bir noktadayım. Aslında kelimeler avucumun içinde ama “ faydası …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir