Son yıllarda Türk milliyetçiliği siyasal islamla kaynaşmış ve aynı olmuştur. 1910’lu yılların ilerici Türkçülüğünün yerine tiyatro izliyoruz. “Türkçülük” denince birçok kişinin aklına doğrudan ırkçılık, faşizm gibi kavramlar geliyor. Oysa Türkiye, ulus egemenliğe dayanan bir cumhuriyettir ve bu anlamda dünya sahnesinde yalnız değildir. İngiltere, Almanya, Fransa gibi güçlü ulus-devletler de aynı temel üzerine inşa edilmiştir. Fransa için kimse “Fransız halkları” değil, “Fransız” der; bu, ulusal birliğin ve egemenliğin ifadesidir. İngiltere, Almanya gibi ülkeler, bu yapılarıyla ırkçılık ya da faşizmle yaftalanmazlar. Peki, neden Türkiye’de aynı durum yaşandığında hemen “ırkçılık” ya da “faşizm” damgası yapıştırılır? Bu, ne yazık ki Türkiye’nin iç siyasi ve toplumsal dinamiklerinden kaynaklanan yanlış anlamalar ve önyargılardır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı, ırkçılıktan ve dar kalıplardan uzak, ulusal birlik ve dayanışmayı esas alan bir ulusalcılıktır. Atatürk’ün dediği gibi: “Milliyetçilik, ırkçılık değildir; ulus sevgisidir.” Bu sevgiyi, ülkesinin bütün yurttaşları için eşit ve adil bir yaşam zemini yaratmak üzere göstermektir. Ulus egemenliği, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliği demektir. Egemenlik, bir avuç kişinin değil, tüm halkın hakkıdır. Devletin sosyal ve ekonomik politikaları ise bu egemenliğin korunması ve güçlendirilmesi için halkın refahını gözetmelidir.
Türkiye’de “Türkiye’li” kavramı üzerinden toplumu parçalamaya yönelik söylemler, aslında ülkeyi bölme ya da ulusal kimliği zayıflatma amacını taşımaktadır. Oysa bizler bu topraklarda farklı etnik kökenlerden, farklı inançlardan, farklı kültürlerden insanları barındıran, güçlü bir milletiz. Birlikte yaşamanın, ulus olmanın ve bu topraklarda özgürce nefes almanın anlamı budur.
Türkiye’nin coğrafi konumu ve tarihsel önemi, bölgesel krizlerin çözümünde bir sığınak olmasını sağlar. Balkanlarda, Ortadoğu’da yaşanan sorunlarda Türkiye ciddi oranda göç almıştır. Peki, biz bu vatanı kaybedersek, nereye sığınacağız? İşte bu yüzden birlik ve beraberlikten, ulus egemenliğimizden vazgeçmek mümkün değildir.
Türkiye, farklı kimliklerin bir arada barış içinde yaşadığı bir Cumhuriyet’tir. Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Müslüman, ateist ya da teist kim olursanız olun, hepimiz bu vatanın eşit yurttaşlarıyız. Vatan savunmasında, din, mezhep, kimlik ayrımı yapılmaz; orada olan herkes, ülkesine hizmet eden onurlu fertlerdir. Bu nedenle, bağnazlık ve ötekileştirmeye karşı durmak, milli birlik ve beraberlik için elzemdir.
Türkiye’nin sosyal devlet anlayışı, tüm vatandaşlarına adil hizmet sunmayı, ekonomik ve sosyal hakları güvence altına almayı amaçlamalıdır. Bu anlayışla, ulus egemenliğini ve toplumsal dayanışmayı pekiştirirken, insan hakları ve demokratik değerler de güçlenir.
Sonuç olarak, Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği yol üzerinde, ulusun egemenliğine dayalı, sosyal devlet ilkeleriyle birleşen güçlü bir devlet olmalıdır. Irkçılık ya da faşizm ile karıştırılmamalıdır. Bu devlet, tüm vatandaşlarının eşit haklara sahip olduğu, birlikte var olmayı başaran, tarihin ve coğrafyanın getirdiği sorumlulukları taşıyan bir cumhuriyettir. (Olmalıdır)
Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.
Velhasılıkelam Evrensel bakış